GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Bunca tehlikeye rağmen neden uyuduk?
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Bilim > Antropoloji > Bunca tehlikeye rağmen neden uyuduk?
Antropoloji

Bunca tehlikeye rağmen neden uyuduk?

Yazar: Mertcan Erice Yayın Tarihi: 31 Mayıs 2023 23 Dakikalık Okuma
Paylaş
uyku, bebek
“Evrimsel açıdan uykunun anlamı nedir?” sorusunun araştırılması bize ilginç veriler sunar. (Pixabay)

Atalarımız savanalarda yaşarken, ağaç dallarında uykuya dalarken oldukça zor ve tehlikeli koşullarla baş başaydılar.

İçindekiler
Rüyalar ve evrimAtalarımızdan bize: Değişen uyku düzenleri

Uyku mecburi bir süreçtir ve sadece insanların gerçekleştirdiği bir etkinlik değildir. Uyku ve uyuma isteği, üzerinde çalışmalar yapılan tüm canlılarda gözlenmiştir. Canlı türünün sürüngen mi, kuş mu yoksa bir memeli mi olduğu fark etmeksizin uyuma davranışına sahip oldukları bilinmektedir. Uykunun tüm biyolojik sebepleri halen tam olarak net olmasa da belli işlevlere sahip olduğu ve en azından canlıların bir gereksinimi olduğu nettir.

Uyku halinde olan bir hayvanı düşünecek olursak, bu canlı savunmasızdır.

“Evrimsel açıdan uykunun anlamı nedir?” sorusunun araştırılması bize ilginç veriler sunar. Uyku halinde olan bir hayvanı düşünecek olursak, bu canlı savunmasızdır. Adeta baygın ya da ölü gibi durmaktadır ve başka bir hayvanın saldırısına açıktır. Uyku, yemek yemenin ya da beslenmenin de önünde bir engeldir. Özetle uyku, canlının üreyip çoğalmasını, yavrularıyla ilgilenmesini ya da bir şeyler yemesini sağlamamaktadır. Bu nedenle evrim sürecinde hayati bir işlevi olmadığı gibi aksine belli durumlarda dezavantajlı olduğu bile düşünülebilir. Ancak durum bundan farklıdır!

insan türü
İnsan türünün bilinen en eski izleri 3.3 milyon yıl geriye kadar gider. (hg-bnex.fr)

Uyku etkinliği, farklı canlı gruplarında farklı mekanizmalarla işleyebilir. Uykuya dalma zamanı, süresi ve hangi zaman diliminde uyunduğu gibi hususlar farklılık gösterebilir. İnsanların da dâhil olduğu ve aynı zamanda maymunlar ile ön maymunları da içeren taksonomik birime primat denilmektedir. Günümüzde nesli tükenmemiş yalnızca bir insan türü bulunmaktadır. Ancak farklı anatomik özelliklere ve farklı bir sosyal yaşantıya sahip insan türleri, geçmişte uzunca bir süre boyunca yaşamını sürdürmüştü. Bir insan türüne ait bilinen en eski izler, Afrika kıtasından gelmektedir. Bu izler, Kenya’da Turkana Gölü yakınlarında araştırmalar yapan bir ekip tarafından keşfedilmiştir. 3.3 milyon yıl öncesine tarihlendirilen taş aletler, bilinen en ilkel teknolojiyi gözler önüne sermiştir. Alet yapımı, bir insanlık belirtecidir ve bulundukları katmanda bir fosil olmasa dahi insanlık bulgusu olarak yorumlanır. Dolayısıyla insan türünün bilinen en eski izleri 3.3 milyon yıl geriye kadar gider. Homo (insan) cinsinin, iki ayağı üzerinde yürüyen, ancak alet yaptığına dair herhangi bir veri olmadığı için insan kabul edilmeyen ataları ve akrabaları vardır. Bu canlılar cins düzeyinde şöyle sıralanabilir:

  • Sahelanthropus
  • Orrorin
  • Ardipithecus
  • Australopithecus
  • Paranthropus
  • Kenyanthropus

Nesli tükenen bu canlıların ne kadar uyudukları bilinmemektedir. Ancak günümüzde yaşayan yakın akrabalarını ve elbette modern insanı incelemek bize çeşitli ipuçları sunabilir. Uykunun “beyni tazelemek” gibi bazı çok bilinen işlevleri, nesli tükenmiş atalarımızın neden uykuya ihtiyaç duydukları sorusunu yanıtlayabilir.

uyku, beyin
Uyuyarak, bir ihtiyacı gidermiş oluruz ancak bu esnada ömrümüzün önemli bir kısmı da akıp gider. (Unsplash)

Bazı araştırmacılar, uykunun beyni dinlendiren ve yeni bir güne hazırlayan doğal bir süreç olmasını, vazgeçilmez bir unsur olarak öne sürmektedir. Ancak, beynimiz uykuya ihtiyaç duymadan da bu süreci tamamlayabilirdi. Uyku yerine farklı pek çok mekanizma ile bu gerçekleştirilebilirdi. Uyku aslında canlılar için bir bedeldir. Pek çok hayvan türü saatlerce uyumaktadır. Yetişkin bir insan için önerilen uyku süresi 6 ila 9 saat arasıdır. Ortalama bir insanın, hayatı boyunca yaklaşık 20-25 yıl kadar uyuduğu bilinmektedir. Uyuyarak, bir ihtiyacı gidermiş oluruz ancak bu esnada ömrümüzün önemli bir kısmı da akıp gider.

Uyku esnasında beyindeki olaylar ve uykusuzluğa verilen tepki hem bireysel olarak hem de türler düzeyinde farklılık gösterebilir. Örneğin insanlar açısından düşünecek olursak bazı “avantajlı” bireylere günde 3 veya 4 saatlik bir uyku yetmektedir. Bu kişiler az uyuyarak da yaşamlarını verimli bir şekilde idame ettirebilirler. Zihinsel anlamda bir yorulma, bilişsel performansta düşüş ya da günün belli saatlerinde uyuklama ihtiyacı hissetmezler. Bu insanlar üzerinde yapılan bazı araştırmalar, belli gen veya genlerde bazı mutasyonlar meydana geldiğini ve bunların da zihinsel bazı süreçleri etkileyerek uykuya olan ihtiyacı (en azından süre olarak) azalttığını göstermektedir.

Peki uyku canlılar için bir zorunluluk mudur? Bu sorunun kısa cevabını evet olarak verebiliriz. Çünkü uzun süre boyunca uyuması özellikle engellenen hayvanlar üzerinde yapılan deneyler, bu canlıların ölümüyle sonuçlanmıştır. Ölüm öncesinde ise beklenmeyen davranışlar sergiledikleri ve yaşamsal işlevlerinde sorunlar ortaya çıktığı gözlenmiştir. Uykusuzluğa bağlı gelişen ölümlerin mekanizması henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Uykunun evrimsel anlamda dezavantajlı gibi görünmesine rağmen zorunlu olduğunu gösteren şey, uyunmaması halinde canlının büyük bedeller ödemesidir. Üstelik bu bedellerden biri de ölümdür.

aslan, uyku
Uzun süre boyunca uyuması özellikle engellenen hayvanlar üzerinde yapılan deneyler, bu canlıların ölümüyle sonuçlanmıştır. (Pixabay)

İnsanların uyku ihtiyacı, yaş faktöründen de etkilenir ve kişisel olarak farklılık gösterebilir. Yeni doğmuş bir bebek genellikle günün çoğunu ya da en azından 12 saatini uyuyarak geçirir. Ancak bebekler arasında da bireysel farklar olduğu gözlenmiştir. Bazı bebeklerin, daha az uyumasına rağmen kısa vadede önemli bir bilişsel sorun yaşamadığı gözlenmiştir. Bazen de hiperaktivite bozukluğu gibi bebekleri ve çocukları etkileyen sorunlar, onların uzunca bir süre boyunca uyumamasına ve ortalama uyku sürelerinin neredeyse bir yetişkin kadar olmasına neden olmaktadır.

Yaş ilerledikçe insanların daha az uyumaya meyilli oldukları gözlenmiştir. 60 yaş üstündeki çoğu birey yaklaşık 5 saatlik bir uykunun kendilerine yettiğini belirtmektedir. Uykunun ne anlama geldiğini hepimiz biliriz. Kaliteli bir uyku için, ortamda ışık gibi uyaranların olmaması veya çok az olması gerektiğini deneyimlemişizdir. Ancak uzun süredir uyumayan biri için bu faktörlerin pek bir önemi yoktur. Yüksek sesli, aydınlık bir ortamda dahi istem dışı uykuya dalınabilir. İnsan türü karanlıkta uyumaya, aydınlıkta ise uyanmaya meyillidir. Beynimizde yer alan hipotalamustaki bir bölge, kör insanlarda dahi ışığa tepki vermektedir. Hipotalamustaki bazı özelleşmiş nöronlar ise günde bir defaya mahsus olmak üzere önemli bir aktivite sıçraması gösterirler. Hipotalamus, epifiz ile irtibat halindedir. Epifizi, melatonin hormonu salgılayıp salgılamaması konusunda yönlendirir. Hava karardıkça melatonin düzeyi de artış gösterir. Çalışma koşulları ya da gündelik alışkanlıklarından ötürü gece saatlerinde uyumayan kişilerin karanlık bir ortamda uyuması önerilmektedir.

Günümüzde sekiz saat boyunca adeta ölü gibi hareketsiz yatmak, insan türü için eskisi kadar tehlikeli değildir. Çünkü artık pek çoğumuz dört duvar arasındaki evlerde uyuyoruz. Çeşitli güvenlik ve kilit sistemleri var. Dolayısıyla hem vahşi hayvanlardan hem de tehlikeli insanlardan büyük ölçüde korunuyoruz. Atalarımız ise savanalarda yaşarken, ağaç dallarında uykuya dalarken oldukça zor ve tehlikeli koşullarla baş başaydılar. Peki bunca tehlikesine rağmen neden uyku diye bir süreç yaşıyoruz? Uykunun bazı işlevlerinden daha önce bahsetmiştik. Bunlardan biri de düzenleme fonksiyonudur. Bu, özellikle de insansı atalarımız için oldukça önemliydi. Bedensel ve zihinsel süreçler, sirkadyen ritim adı verilen düzenli bir döngü içerisindedir. Örneğin meyve sineklerinde bu döngü daha farklı bir şekilde gerçekleşir. Onlarda bu ritim, çalışan ve çalışmayı bırakan genler ile kontrol edilir.

Atalarımız ise savanalarda yaşarken, ağaç dallarında uykuya dalarken oldukça zor ve tehlikeli koşullarla baş başaydılar. (Wikimedia)

Vücut saatimiz bize ne zaman uyumamız gerektiğini veya ne zaman yemek yememiz gerektiğini söyler. Sirkadyen ritim milyonlarca yıl önce yaşamış atalarımıza, günün en tehlikeli saati olan karanlık vakitlerde sessiz ve hareketsiz kalması gerektiğini söylemiştir. Böylece tehlikelerden korunmaya yönelik bir işlevi olduğu düşünülmüştür. Ancak günümüzde bu işlev, eskisi kadar önemli değildir. Çünkü artık vahşi doğada yaşamıyoruz. Kendimize şehirler inşa ettik ve güvenlik konusundaki pek çok sorunu çözdük.

Sirkadyen ritim milyonlarca yıl önce yaşamış atalarımıza, günün en tehlikeli saati olan karanlık vakitlerde sessiz ve hareketsiz kalması gerektiğini söylemiştir.

Uykunun derin uyku yani REM evresi, öğrenilen bir şeyin hafızaya iyice kazınması noktasında etkili olmaktadır. Öğrenmesi gereken çok daha fazla şey olan bebeklerin ve küçük çocukların daha çok uykuya ihtiyaç duymaları dikkat çekicidir. REM (Rapid Eye Moment), İngilizce kökenli bir kısaltmadır. Açılımı ise “hızlı göz hareketi”dir. Çünkü bu esnada gözler sağa, sola veya yukarı aşağı yönlü hızlıca hareket eder.

Rüyalar ve evrim

İnsanlar için düşünecek olursak, uykunun vazgeçilmezi olan rüya nedir, evrimsel açıdan nasıl bir anlamı vardır? Freud’a göre rüyalar kişinin bilinçaltındaki çatışmalarını, isteklerini veya korkularını sembolize eder. Rüyalar, insanın kendine has ve benzersiz olan sembolik dilini içerebilir. Sigmund Freud ayrıca tüm zihinsel süreçlerin ve rüyaların temel kaynağını cinsellik olarak görmüştür.

Harvard Üniversitesi’nden Allan Hobson ise 1977’deki çalışmasıyla REM uykusunun, uyanıklık hali ile birçok ortak noktası olduğunu ortaya koymuştur. Hobson, beyinde pons adlı bölümde oluşan sinir hücresi uyarımlarının, beynin görsel verileri işleyen bölümünü harekete geçirdiğini tespit etmiştir. Bu esnada frontal (alın) lob uyuklama halinde olduğu için, rüyalar uyanıkken gördüklerimizden farklı olabilmektedir. Rüyalarda, gerçek dışı öğeler veya fiziksel olarak gerçekleşmesi olanaksız bazı durumlar görülebilmektedir. Örneğin birçok insan rüyasında, gökyüzünde bulutların üzerinde yürüdüğünü görebilir. Hobson’ın teorisine göre rüyalar, beyin sapı aktivitesinin bir sonucudur.

Evrimsel açıdan, yani canlının yaşantısını idame ettirmesine ve üremesine katkı sunması gibi durumlar açısından rüyaların bir işlevi olabileceğini düşünen araştırmacılar da vardır. Antti Revonsuo da bunlar arasındadır. Ona göre rüyalar gündelik yaşantımızla karşılaşabileceğimiz bazı durumların provasını yapmamıza yarar. Bu, genellikle tehlikeli durumlar için geçerlidir. Bu düşünceye göre rüyada köpek gibi bir hayvanın saldırısına uğramak ya da fiziksel şiddete maruz kalmak gibi durumlarda vereceğimiz tepkiler, gerçek hayat açısından öğretici olabilir. Bu öneriyi destekleyecek bazı bulgular mevcuttur. Örneğin REM uykusu sırasında amigdalanın aktivitesi artış gösterir. Yüksekten düşülen, bir tehlikeden kaçılan ya da kavga edilen rüyalar genellikle daha yüksek bir duygu yoğunluğuna yol açtıklarından, uyanma sonrasında daha kolay hatırlanırlar.

uyku, rüya
Freud’a göre rüyalar kişinin bilinçaltındaki çatışmalarını, isteklerini veya korkularını sembolize eder. (Pixabay)

İnsanlar gün içerisinde bir şeyi sıkça gerçekleştirmişse ya da sürekli bir konu üzerinde çalışmışsa, rüyalarında da o şeyle ilgilendiklerini görebilirler. Ancak bu REM uykusu dışında gerçekleşir. Örneğin gün boyunca sürekli olarak bir kişiyle telefonda yazışmışsak, rüyamızda da o kişiyle yazışmaya devam edebiliriz.

İlgi çekici teorilerden bir başkası ise rüyaların temel işlevinin, artık hafızada yer etmesi gerekmeyen şeylerin silinmesine yardımcı olmasıdır. Bir nörotransmitter madde olan asetilkolin, uykunun REM evresinden hemen önce büyük oranlarda üretilir. Yapılan bazı çalışmalar asetilkolinin işe yaramaz anıları sildiğini ancak önemli olanları korumaya devam ettiğini göstermiştir.

Uykunun bazı tanımlarına ve işlevlerine yer vermiştik. Buraya kadar olan verilerden sonra bu konuyu tekrar gözden geçirelim. Ömrümüzün ve günlük yaşantımızın yaklaşık 3’te 1’ini uyuyarak geçiriyoruz. Uykunun genellikle dinlenmekle özdeşleştirilen yaşamsal bir aktivite olduğunu da biliyoruz. Uyku araştırmalarının önemli ismi William Dement ise uykuyu “duyusal izolasyonun gerçekleştiği bir zaman dilimi” şeklinde tanımlıyor. Yani uyku halindeyken çevresel faktörler bizim zihnimize ulaşamıyor.

Hobson’ın teorisine göre rüyalar, beyin sapı aktivitesinin bir sonucudur. (Unsplash)

Uyku, büyüme ve gelişmeyi tetikleyen bir süreç olarak da bilinir. Gerçekten de aktif uyku esnasında, beyin sapı hem kas sistemini ve hem de beynin ilgili bölümünü uyararak beyin, sinir ve kas sisteminin gelişimini sağlamaktadır. Uzunca bir süre uyumayan veya çok az uyuyan kişilerde bir kısmı aşağıda listelenen sorunlar gözlenmiştir:

  • Dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon kaybı: Bir deneyde, kişiden 100’den geriye doğru 7’şer olarak sayması istenmiştir. Ancak denek bunu yapmayı 65’te bırakmıştır. Saymayı neden bıraktığı sorulduğunda ise “ne yaptığını unuttuğunu” söylemiştir (Randy Gardner/1964).
  • Unutkanlık
  • Sesin çatallanması ve yorgun bir ses tonu
  • Halüsinasyon görme
  • Zihinsel ve fiziksel olarak aşırı yorgunluk hali
  • Ani duygusal değişiklikler
  • Uyanıkken rüya görme veya kendini rüyada sanma hali

Düzenli olarak uyuduğu halde normalden az uyuyan bazı kişilerde ise olumsuz durumlara ek olarak faydalı bir durum da görülebilir. Hatta bu faktörün bazı insanlar için daha geç saatlerde uyuma alışkanlığının gelişmesine katkıda bulunduğu düşünülmüştür. Uzun süre uyumadığımız durumlarda serotonin salgılarında bir artış meydana gelmektedir. Serotonin adlı nörotransmitter, mutlu olmak gibi bir zihinsel iyilik hali oluşturmaktadır. Gün içerisinde uzun bir süre boyunca uyumayan bazı insanlar, gecenin geç saatlerinde kendilerini daha mutlu ve dinç hissettiklerini belirtmiştir. Ancak bu olumlu etki çok uzun sürmez ve kişi yeniden uyumayı arzular.

Araştırmalar, yeterli uyuyan kişilerin bağışıklık sisteminin daha iyi çalıştığını ve grip gibi hastalıklara daha az yakalandıklarını gösteriyor. Düzenli olarak uykusuz kalındığında vücuttaki kortizol düzeyi artış gösteriyor. Bu, bağışıklık sisteminin daha zayıf olmasına yol açıyor. Ayrıca ilerleyen yaşlarda tip 2 diyabete yakalanma riskini de arttırıyor. Özetlemek gerekirse uyku,

  • Dinlenmeyi sağlıyor.
  • Gereksiz anıları beyinden siliyor.
  • Bedensel ve zihinsel gelişimi sağlıyor.
  • Bağışıklık sisteminin normal fonksiyonunu korumasına katkıda bulunuyor.
  • Öğrenilenleri pekiştiriyor ve konsantrasyonumuzu koruyarak odaklanma başarımızı arttırıyor.
  • Organizmayı yeni güne hazırlıyor.

Atalarımızdan bize: Değişen uyku düzenleri

Avcı-toplayıcı ve göçebe atalarımız için, eğer tehlikeli bir durum yoksa hava karardıktan bir süre sonra uyumak, son derece olağan bir davranıştır. Çünkü melatonin salgıları karanlıkta artmakta, gözler ağırlaşmakta ve uyku isteği ortaya çıkmaktadır. Sirkadyen ritim kapsamında değerlendirildiğinde bu uyku hali, gün aydınlanmaya başladığında sona ermektedir. Ancak sıra dışı bir ses, bir yırtıcının yaklaşmakta olduğunu haber verebilir. Böyle durumlarda uyku hali aniden bozulur ve kişide adrenalin salgıları artar. Tehlike geçip gittikten belli bir süre sonra kişi veya grup tekrar uyuyabilir.

Avcı-toplayıcı atalarımız birlikte veya aynı odalarda uyurlardı. (Pixabay)

Bugünkü uyuma davranışlarımızı geçmişle kıyasladığımızda bariz farklar olduğunu görebiliriz. Avcı-toplayıcı atalarımız birlikte veya aynı odalarda uyurlardı. Uyku sırasında bir veya birkaç insanın birbirine temas etmesi oldukça sıradan bir durumdu. Günümüzdeki duruma baktığımızda bazı ebeveynlerin bebek ve küçük çocuklarıyla en azından belli dönemlerde birlikte uyuduklarını biliyoruz. Aynı şey eşler/çiftler için de geçerlidir. Ancak eşi/partneri ya da bebeği olmayan kişiler, genellikle kendisine ait bir odada ve tek başına uyumaktadır. Bu, aslında oldukça sıra dışı ve insanlığın geçmişte alışık olmadığı bir durumdur. İnsanlar, doğada yaşadığı dönemlerde pek çok sıkıntıyı ve tehlikeyi aile veya grup üyeleriyle birlikte atlatmıştır. Deneyimli aile üyeleri, ailenin genç bireylerini eğitmiş ve onu hayata hazırlamıştır. Bu da kültür ile mümkün olmuştur. Üretilen taş aletler de bir kültürel üründür. İnsan, doğanın kendisinin önüne koyduklarına karşı bir şeyler üretmiştir. Bu üretimlerin tamamı kültür olarak tanımlanabilir. Kültürün, ilişkili pek çok sosyoloji metninde de rastlanabileceği üzere 200’den fazla tanımı yapılmıştır.

Günümüz insanı, yani Homo sapiens, tür olarak yaşamını sürdürdüğü en az 300 bin yıllık süreç içerisinde farklı alışkanlıklar geliştirmiştir. Yaklaşık 11 bin yıl önce başlayan tarım devrimi, 19. yüzyılın sonlarına doğru hız kazanan sanayileşme, gündelik yaşantıyı da kökten değiştirmiştir. Yapılan araştırmalar insanların günümüzde daha az uyuduğunu göstermektedir. Örneğin bugün sıradan bir yetişkin Amerikalı günde ortalama 6.1 saat uyumaktadır. Bu süre 1900’lerde 8.5 saat civarındaydı. Ek olarak ABD’lilerin yalnızca üçte biri gün içerisinde şekerleme yapmaktadır. Şekerleme veya öğle uykusu gibi kavramlar, ülkemiz insanı için de oldukça uzak öğelerdir.

Eşi/partneri ya da bebeği olmayan kişiler, genellikle kendisine ait bir odada ve tek başına uyumaktadır. Bu, aslında oldukça sıra dışı ve insanlığın geçmişte alışık olmadığı bir durumdur.

Modern uyuma alışkanlıkları, eskiye kıyasla oldukça tuhaftır. Günümüzde halen izole kalmayı başarabilmiş bazı küçük toplulukların uyuma alışkanlıkları da dikkat çekicidir. Örneğin Tanzanya’daki Hadza avcı-toplayıcıları her gün şafak vaktinde uyanır. Gün ortasında da bir veya iki saat kadar uyur. Akşam ise saat 9 civarında tekrar uyur. Fakat genellikle gece saatlerinde uyanırlar ve “ikinci uyku” öncesinde bir süre uyanık kalabilirler. Yatakları genellikle serttir ve üzerinde örtü yoktur. Ayrıca bir arada uyurlar ve yakınlarda yanan ateşin sesi ile insanların kıpırdama, öksürme gibi sesleri bu esnada duyulur.

Günümüzde Türkiye’nin de aralarında olduğu bazı ülkelerde, evde bile devam eden uzun mesai süreleri, uyku süresi ve kalitesini olumsuz etkilemektedir. Bu, çalışanın performansının düşmesine yol açan unsurlardandır. Zorlu çalışma koşullarına ek olarak çağımızın bazı olanakları da uyumaya başlama saatini/süresini uzatmıştır. Televizyon programları, internette geçirilen vakit, evlerimizdeki aydınlatmalar ve çeşitli cihazlardan yayılan ışıklar uykumuzun gelmesini zorlaştırmaktadır. Çağımızın sık görülen problemleri arasında yüksek oranda alkol tüketimi, hareketsizlik, endişe hali, depresyon ve kötü beslenme gibi pek çok faktör sayılabilir. Bunların tamamı, kaliteli bir uykunun önüne geçebilecek etmenlerdir.

Televizyon programları, internette geçirilen vakit, evlerimizdeki aydınlatmalar ve çeşitli cihazlardan yayılan ışıklar uykumuzun gelmesini zorlaştırmaktadır. (Pixabay)

Uyku, insanlar için kademeli bir süreçtir. Öncelikle birkaç adet hafif uyku evresinden geçeriz. Bu esnada dışarıdan gelen uyaranları düşük düzeyde de olsa algılayabilir ve kolayca uyanabiliriz. En sonunda da çevresel uyaranlarla irtibatımızın neredeyse tamamen koptuğu derin bir uyku aşamasına geçeriz. Görüleceği üzere beyin, dışarıdaki uyaranlara kademeli olarak daha az tepki vermektedir. Bu kademeli süreç, evrimsel geçmişimiz hakkında bir fikir verebilir. Örneğin, uykunun ilk aşamaları, geçmişte havanın yeni karardığı ve etrafta hâlâ yırtıcıların dolaştığı bir saate denk geliyor olabilir. Ancak günümüzde, izole edilmiş yatak odalarımızda tek başımıza uyurken, her şeyin yolunda gittiğini bize hissettirecek herhangi bir ses duymuyorken uyumak insanların alışkın olmadığı bir şeydir. Uykusuzluğun temel sebeplerinden biri olmaya da adaydır.

Modern dünyada bazı insanların televizyon gibi bir ses kaynağı aktif durumdayken daha kolay uykuya daldığını, hatta istemsiz olarak uyuyabildiğini biliyoruz. Uykuya dalmayı kolaylaştırmak için deniz dalgaları veya rüzgâr gibi doğal sesleri kullanan çeşitli mobil uygulamalar bile geliştirilmiştir. Üstelik bebeklerin de kimi sesleri duyduklarında sakinleştiklerini ve daha kolay uyuduklarını biliyoruz. Uykuya dalmadan hemen önce ve sonra duyduklarımız, uyku kalitemizi etkiliyor. Mutlu ve rahat bir uyku için, evrimsel bir çıkarım yapmak gerekirse; birlikte uyumak ve bu esnada ufak tefek sesler işitmek faydalı görünmektedir.

Uykuya dalmayı kolaylaştırmak için deniz dalgaları veya rüzgâr gibi doğal sesleri kullanan çeşitli mobil uygulamalar bile geliştirilmiştir. (Pixabay)

Birçoğumuz uykuya dalmak üzereyken veya uykunun hafif evrelerinde anlık ve istemsiz kas hareketleri sergileriz. Örneğin bazı insanların ayakları bir anda sola veya sağa doğru hafifçe savrulabilir. Bazı insanlar da uykuya henüz dalmak üzereyken bir düşme hissi ile birlikte anlık hareketler sergilerler. Bunu yaşayan çoğu insan, durumun farkındadır. Uyumak üzereyken gelen yüksekten düşme hissi ve sıkça karşımıza çıkan bir yerlerden düşme temalı rüyalar akıllara ağaçlarda uyuyan insansı atalarımızı getirmektedir. Yüksekte uyuyan canlılar için bu esnadaki ani irkilmeler, hayat kurtarıcı olmuş olabilir. Sadece düşme hissi değil, bugün bedenlerimizdeki pek çok kusur da başarı da atalarımızdan bize yadigâr! Üçüncü göz kapağı kalıntısı, kuyruk sokumu kemiği (coccyx), apandisit, yirmilik diş gibi yapılar, aslî işlevini yitirmiş veya kalıntı yapılar olarak bilinirler.

Peki ağaçlar üzerinde uyuyan atalarımız kimler? İnsangiller (hominidae) ailesi dört ayağı üzerinde yürüyen primatlardan (hominoidea) evrimleşmiştir. Ancak iki ayak üzerinde, dik bir şekilde yürüme davranışına (bipedalizm) bir anda geçilmemiştir. Öncül bipedalizm, modern insanın bipedalizminden farklıdır. İlk iki ayaklı atalarımızın kolları bacaklarından uzundu ve omurgaları ters S şeklini henüz almamıştı, ancak şempanzelerdeki gibi C şeklinde de değildi. Bu atalarımızın ayak baş parmakları diğerlerinden daha ayrıktı ve kavrayıcı nitelikteydi. Anatomileri incelendiğinde, ağaç yaşamına olan uyumun devam ettiği anlaşılıyor. Tarihsel sıralamaya göre gidecek olursak; Sahelanthropus tchadensis, Orrorin tugenensis, Ardipithecus kadabba ve Ardipithecus ramidus türleri, öncül bipedaller arasındadır.

Orangutanlar 9, şempanzeler 9.5, babun türleri 9-10, lemur ve tamarin türleri ise 12-15 saat aralığında uyumaktadır. (Pixabay)

Geçmişteki primat atalarımızın kaç saat uyuduğunu net olarak bilmek elbette mümkün değildir. Peki yaşayan primatlar günde ortalama kaç saat uyuyor? Orangutanlar 9, şempanzeler 9.5, babun türleri 9-10, lemur ve tamarin türleri ise 12-15 saat aralığında uyumaktadır. Bu canlıların REM süresi insanlara kıyasla oldukça kısadır. Primatların çoğu ağaçlar üzerinde uyumaktadır. Avcı gibi tehlikelerin minimum olduğu bölgelerde yaşayan bazı şempanzelerin toprak zeminde uyuduğu da gözlenmiştir. Görüleceği üzere ağaçlarda uyuyan türlerin uyku süreleri, bizim gibi yerde uyuyanlara kıyasla daha uzundur. Yer, avcı tehlikesi açısından düşünüldüğünde faydasız, hatta tehlikeli olabilecek bir konumdur. Uyku süreleri, iki ayaklı ve yerde yatan atalarımız döneminde kademeli olarak kısalmış olabilir. 2008’de Capellini tarafından yapılan bir çalışma, yırtıcı hayvan riskiyle yaşayan memelilerin ortalamadan daha az uyuduğunu ortaya koymuştur. Ancak araştırmacı, çalışmanın sonuçlarını yorumlarken hayvanların, “laboratauvarda ve hayvanat bahçelerinde stresten ötürü daha az uyuyor olabileceklerini” belirtmiştir. Uykuya yönelik verilerin pek çoğu “tutsak” hayvanlar üzerinden elde edilmiştir.

Aşağıdaki tablodan günümüz primatlarından bazılarının ortalama uyku sürelerini inceleyebilirsiniz.

TürOrt. Uyku Süresi (Saat)
İnsan7
Borneo orangutanı9
Şempanze9.5
Gine babunu10
Rhesus makak maymunu10
Gelada maymunu11
Halka kuyruklu maki (lemur)11
Pamuk başlı tamarin13
Üç çizgili gece maymunu17

Etiketler: evrim, freud, hayvan, primat, rüya, uyku
Mertcan Erice 31 Mayıs 2023
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Önceki Yazı Ansiklopedi ne zaman geldi?
Sonraki Yazı Derin deniz madenciliği bilinmeyen 5000 türü tehdit ediyor

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Uyku ve oral mikrobiyom: Gece boyunca ağız içinde neler olur?

Uyku sırasında yalnızca bedenimiz değil, ağız içindeki mikrobiyal yaşam da değişir. Sabah uyandığımızda hissettiğimiz birçok değişimin arkasında, gece boyunca yeniden…

Sağlık
13 Mayıs 2026

Çarpıcı bir adaptasyon: Kuşlar yuvalarını korumak için neden sigara izmaritini kullanıyor?

Bilim insanları kuşların bu evrimsel zekasına hayran kalsalar da, ortadaki büyük ekolojik tehlikeye dikkat çekiyorlar.

Hayvanlar
29 Mart 2026

Yapay zekâyla yapay evrim oluşturuldu!

Sonuçlar, yapay zekanın evrimi daha iyi anlamak için nasıl kullanılabileceğini gözler önüne seriyor.

BiyolojiYapay Zekâ
5 Mart 2026

Dinozorların mirasçıları: Kuşların gizemli soy ağacı tamamen çözüldü!

11.000 türün tamamını kapsayan bu yeni aile ağacı, her bir türün DNA'sındaki "barkodları" okuyarak, kuşların geçmişine dair eksik olan binlerce…

Biyoloji
10 Şubat 2026
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?