Efes’teki Artemis Kutsal Alanı’nın içinde yer alan Roma dönemine ait Odeion’un, yüzyıllar önce terk edilmiş bir tuvalet kanalında iki bebeğin kalıntıları bulundu. Araştırmacılar, bu iki bebeğin doğumdan kısa süre önce ya da hemen sonra hayatını kaybettiğini ve büyük olasılıkla ikiz olduklarını düşünüyor.
Çeviri: Beyza Aydoğdu
GazeteBilim Yazı İşleri
Arkeolojik kazılarda bir insan iskeletine rastlamak başlı başına önemli bir keşif olabilir. Ancak bazen asıl hikaye, kemiklerin kendisinden çok nerede ve nasıl gömüldüklerinde saklıdır. 2020’li yıllarda yeniden incelenen sıra dışı bir mezar da tam olarak böyle bir hikaye anlatıyor. Efes’teki Artemis Kutsal Alanı’nın içinde yer alan Roma dönemine ait Odeion’un, yüzyıllar önce terk edilmiş bir tuvalet kanalında iki bebeğin kalıntıları bulundu. Araştırmacılar, bu iki bebeğin doğumdan kısa süre önce ya da hemen sonra hayatını kaybettiğini ve büyük olasılıkla ikiz olduklarını düşünüyor. Ama keşfi gerçekten ilginç yapan şey yalnızca ikiz olma ihtimalleri değil. Mezarda bulunan her ayrıntı, bu iki bebeğin bedenlerinin öylesine bırakılmadığını aksine yakınları tarafından dikkatle hazırlanarak gömüldüğünü düşündürüyor.
Hikayenin geçtiği yapı, yaklaşık 2.000 yıl önce, MS 1. Yüzyılda Efes’te inşa edilen Odeion. Burası müzik, şiir ve konuşmaların gerçekleştirildiği, küçük bir tiyatroyu andıran kamusal bir yapıydı. Daha sonra yapıya, yaklaşık MS 2.–3. Yüzyıllarda, yaklaşık 30 oturma yeri bulunan büyük bir kamu tuvaleti eklendi. Ancak Odeion uzun süre kullanılmadı. Bir yangının ardından yapı terk edildi ve zaman içerisinde bazı bölümleri kasaplık atıkların ve kırılmış seramiklerin bulunduğu alanlara dönüştü. Araştırmacıların radyokarbon analizleriyle belirlediği defin tarihi, yapının kullanımından çok daha geç bir döneme işaret ediyor. Dolayısıyla bebekler aktif olarak kullanılan bir tuvalete gömülmemişti. Burası artık terk edilmiş, ama hala erişilebilir bir alandı.
İlk bakışta bir kanal ya da kanalizasyon sistemi, insan kalıntılarının bulunması açısından oldukça rahatsız edici bir yer gibi görünebilir. Ancak mezarın yapısı araştırmacılara farklı bir hikaye anlatıyor. Bebekler, kanalın içine rastgele bırakılmamıştı. Tuğla ve taşlardan yapılmış küçük bir sandık mezar hazırlanmış ve iki bebek yan yana yerleştirilmişti. Başlarının batıya dönük olması da dikkat çekiciydi. Bu yönelim, dönemin Hristiyan defin gelenekleriyle uyumlu. Daha da önemlisi, bebeklerin altında başka bir yerden getirilmiş topraktan hazırlanmış bir tabaka bulunuyordu. Kemiklerde yapılan incelemeler ise bedenlerin muhtemelen bir kefene sarıldığını düşündüren izler ortaya çıkardı. Bebeklerden birinin başının yakınındaki demir parça da bu örtüyü sabitlemek için kullanılmış bir iğne olabilir. Yani bu, bedenlerin kanalizasyona atıldığı bir olaydan çok, özel olarak hazırlanmış bir mezar görünümündeydi.
İki bebeğin aynı mezarda bulunması elbette tek başına ikiz olduklarını kanıtlamıyor. Ancak kemiklerden elde edilen bilgilerde her iki bebeğin de yaklaşık 33–34 haftalık gebelik döneminde hayatını kaybettiği hesaplandı. Bu, normal gebelik süresinden yaklaşık 6–7 hafta daha erken. Üstelik beden büyüklükleri ve gelişim düzeyleri birbirine son derece benziyor. Bu nedenle araştırmacılar, iki bebeğin ikiz olma ihtimalini güçlü bir olasılık olarak değerlendiriyor. Ancak burada önemli bir bilimsel ayrıntı var, çalışma ikiz olduklarını kesin olarak söylemiyor. Aynı yaşta ve benzer büyüklükte iki bebeğin birlikte gömülmesi, ikizlik hipotezini destekliyor ama genetik analiz olmadan bunu kesinleştirmek mümkün değil.
Peki neden mezarlığa değil de eski bir tuvalete?
Çalışmanın belki de en büyük sorusu bu.
Eğer aileler bu iki bebeği gerçekten özenle gömdüyse, neden onları dönemin bilinen mezarlıklarından birine değil de terk edilmiş bir Roma yapısının kanalına gömdüler? Bunun kesin cevabını bilmiyoruz. Ama dönemin sosyal ve dini koşulları bazı ipuçları sunuyor. Bizans dönemindeki Efes’te vaftiz edilmemiş bebeklerin normal kutsanmış mezarlıklara gömülmesi konusunda kısıtlamalar bulunuyor olabilirdi. Yenidoğanların vaftizi genellikle doğumdan hemen sonra gerçekleşmiyordu.
Bu iki bebeğin ise yaklaşık 33–34 haftalıkken, yani doğumdan önce veya doğum çevresinde hayatını kaybetmiş olması, onları dönemin standart mezarlık sisteminin dışında bırakmış olabilir. Bir başka ihtimal ise mekanın sembolik önemiydi. Mezar, antik dünyanın en ünlü kutsal alanlarından biri olan Artemis Tapınağı’nın kutsal bölgesinin içinde bulunuyordu. O dönemde alanın dini anlamı tam olarak ne kadar devam ediyordu bilmiyoruz. Fakat araştırmacılar, Artemis’in eski kutsal alanının aile açısından hala manevi bir anlam taşıyıp taşımadığını sorguluyor. Yani bu eski kanal, modern gözlerle bakıldığında bir “tuvalet” olabilir; fakat 8.–9. Yüzyılda burası artık farklı bir anlam taşıyan, terk edilmiş ancak erişilebilir bir mekandı.
Bu sıra dışı mezarın günümüze kadar ulaşmasını sağlayan şey ise ironik biçimde, bulunduğu yerin kendisi olabilir. Efes’in eski kutsal alanı zamanla terk edildi ve sonraki yüzyıllarda taşkınlarla birlikte alanın üzeri metrelerce nehir sedimanıyla kaplandı. Araştırmacılara göre 13.–14. Yüzyıllardaki seller, kutsal alanı yaklaşık 6–8 metre kalınlığında sedimentin altında bıraktı. Böylece iki bebeğin mezarı da yüzyıllar boyunca büyük ölçüde dokunulmadan kaldı. Mezar aslında 2010 yılında gerçekleştirilen kazılar sırasında keşfedilmişti. Fakat yeni bioarkeolojik ve arkeothanatolojik çalışmalar, bu bulgunun ne anlama geldiğini daha ayrıntılı biçimde ortaya çıkardı. Araştırmacılar özellikle bedenlerin mezardaki konumunu, kemiklerin gelişim düzeyini ve defin uygulamalarını yeniden değerlendirdi.
Bin yıldan fazla zaman önce yaşamış insanların bebek ölümlerine verdiği tepkiyi doğrudan göremiyoruz. Yazılı kaynaklar bize her şeyi anlatmıyor. Ancak bazen birkaç kemik, biraz toprak ve bir mezarın mimarisi, insanların davranışları hakkında şaşırtıcı derecede güçlü bilgiler verebiliyor. Bu iki bebeğin hayatları muhtemelen yalnızca birkaç saat, hatta belki hiç başlamamış olabilir. Fakat onları gömen insanların yaptığı seçimler bize bir şey söylüyor. Onlar için bu iki beden yalnızca ortadan kaldırılması gereken kalıntılar değildi. Bir mezar hazırladılar. Toprak taşıdılar. Bedenleri yan yana yatırdılar. Muhtemelen kefenlediler ve onları korunaklı bir yere bıraktılar.
Belki de bu yüzden mezarın bulunduğu yerden çok, mezarın hazırlanma biçimi önemli. Çünkü 1.200 yıl önce birileri iki bebeğini kaybetti, ve onları unutulup gitmeleri için değil, mümkün olduğunca özenle uğurlamak için gömdü.
Kaynakça:
https://phys.org/news/2026-07-laid-rest-ancient-infants-twins.html

