Göbeklitepe’de 30 yılı aşkın süredir bulunan yüzlerce dağınık insan kemiğinin buraya nasıl geldiğine ilişkin önemli bir açıklama ortaya çıktı. İlk iki mezarı inceleyen bilim insanları, 928 kemik parçasının en azından bir bölümünün mezarlardan erozyon ve yamaç hareketleriyle taşınmış olabileceğini belirledi.
Göbeklitepe’de 1995’te başlayan kazılardan bu yana anıtsal yapıların dolgularında ve çevresinde 928 dağınık insan kemiği parçası bulundu. Kadın, erkek ve farklı yaş gruplarına ait kemiklerin neden yaklaşık 3 bin metrekarelik alana yayıldığı uzun süredir tartışılıyordu.
22 Eylül’de PLOS ONE’da yayımlanan yeni araştırma bu gizeme önemli bir açıklama getiriyor. Çalışmayı Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden (DAI) fiziksel antropolog Julia Gresky ve arkeolog Lee Clare gerçekleştirdi. Araştırmacılar Göbeklitepe’de tespit edilen ilk iki mezarı ve buradaki insan kalıntılarını inceledi.
İlk mezarlar ipucunu verdi
Mezarlar yaklaşık MÖ 8700–8000 yıllarına tarihleniyor. Bunlardan birinde 20–30 yaşlarında genç bir kadının büyük ölçüde bozulmamış iskeleti bulundu. Diğerinde ise en az üç, muhtemelen dört kişinin kalıntıları vardı.
Bilim insanları mezarlardaki kemiklerin kırılma biçimlerini, kireç birikimlerini ve hayvanların bıraktığı izleri Göbeklitepe’nin farklı noktalarındaki dağınık kemiklerle karşılaştırdı. Benzerlikler, yüzlerce kemiğin en azından bir bölümünün başlangıçta yapıların tabanlarının altındaki mezarlarda bulunduğuna işaret etti.
Kemikleri binlerce yıllık doğal süreçler dağıtmış olabilir
Araştırmacıların ortaya koyduğu senaryoya göre, höyüğün daha yüksek kesimlerindeki mezarlar zamanla erozyon ve yamaç hareketleriyle bozuldu. Toprak aşağı doğru taşınırken insan kemikleri de sürüklenerek daha aşağıdaki anıtsal yapıların dolgularına karıştı.
Bu durumda Göbeklitepe’deki dağınık kemiklerin önemli bir bölümü, düşünüldüğü gibi insanlar tarafından ritüel amacıyla yapıların içine bırakılmış olmayabilir; binlerce yıllık doğal süreçler kemikleri parçalamış ve yerlerinden taşımış olabilir.
Ancak araştırmacılar bütün kemiklerin bu şekilde açıklanamayacağını vurguluyor. Daha önce bulunan bazı kafataslarındaki kasıtlı kesikler ve oyuklar, Göbeklitepe’de ölümden sonra insan bedenlerine yönelik özel uygulamaların da gerçekleştirildiğini gösteriyor.
Yeni araştırma böylece 30 yıllık gizemin önemli bir bölümüne yanıt verirken Göbeklitepe hakkındaki başka bir görüşü de güçlendiriyor: İnsanların yapıların tabanlarının altına gömülmesi, son yıllarda ortaya çıkarılan konut ve gündelik yaşam bulgularıyla birlikte, buranın yalnızca insanların zaman zaman toplandığı bir tören merkezi değil, aynı zamanda yaşadıkları bir yerleşim olduğunu destekliyor.

