Zihnin evrimi üzerine yaptığı bu çalışmada Dennett, ‘‘zor problem’’ olarak bilinen bilinç tartışmalarının yerçekiminden daha gizemli olmadığını savunuyor.
Çeviren: Okan Nurettin Okur
Dennett Amerikalı zihin felsefecilerinden. Dolayısıyla İngiliz benzerlerinden farklı olarak, evrimsel biyologlar ve bilişsel bilim adamlarıyla çalışmaları hakkında rahatça konuşup onlara yanıt verebilen biridir. Kitapta sık sık andığı kahramanları; biyoloji alanında Charles Darwin ve Richard Dawkins; yapay zekâ ve bilgi teorisi alanında Alan Turing ve Claude Shannon’dur. Rakipleri ise genel olarak yaratılışçılar ve gizemciler, filozof John Searle, bilge dilbilimci Noam Chomsky ve biyologlardan Stephen Jay Gould ve Richard Lewontin’dir. Amacı, Dawkins’in son derece ayartıcı bir kavramı olan ‘‘mem’’ler yoluyla gen temelli doğal seçilimin insan kültürüne etkisini ve insan bilincinin evrimsel kökenlerine ilişkin materyalist bir açıklama sunmaktır.
Bakterilerden Bach’a ve Ötesine, çileden çıkarıcı bir kitap. Çok uzun, tekrarlayıcı, konu dışı göndermeler yapıyor (kendi yayınlarına en az 64 referans). Ancak hepsinin altında incelikli ve ilginç bir argüman yatıyor. Zihin ve bilinç, yerçekimi gibi diğer doğal olaylardan ne daha fazla ne de daha az gizemlidir. Doğru kimyasal ve fiziksel koşullar sağlandığında, yaşam formları ilkel çamurdan ortaya çıkacak ve yine doğru koşullar sağlandığında yaşam, son derece sosyal hayvanlar olan ve dolayısıyla hemcinsleriyle iletişim kurabilmesi, işbirliği yapabilmesi ve rekabet edebilmesi gereken insanlar gibi büyük beyinli organizmalar geliştirecek. Bu gelişim ise düşünme, hatırlama, planlama, empati kurma, kısacası akıl sahibi olmayı gerektirir.
Kitaptaki büyük harfler önemlidir. Dennett’in yaratılışçıların argümanlarını alarak tekrar tekrar vurguladığı noktaları gösterir. Doğal Seçilim, daha uygun, daha iyi uyarlanmış varyantları tercih etme ve daha az uygun olanları eleyerek kör Darwinci süreçler yoluyla yaşam formlarını sürekli geliştiren Akıllı bir Tasarımcıdır. Doğal Seçilim, yaşamın en başından beri, eylemlerini bilinçsizce gerçekleştiren organizmalar üreten Akıllı Tasarım üretir. Hem zararlı bir uyarandan kaçan bir amip, hem de örneğin bir oda termostatı, eylemlerinin nedenlerini anlamadan bu anlamda yetkindir. Gould’un “eksaptasyonları” konusunda biraz insaflıdır; bu özellikler, bir işleve hizmet eden ancak başkaları için de mevcut olan özelliklerdir; örneğin dinozorların ısıyı düzenleyen tüyleri, kuşlar evrimleştikçe gerekli uçuş yardımcıları arasına dahil edilmiştir.
Bir filozof olarak Dennett, insana giden evrimsel yolun ayrıntılarıyla ilgilenmiyor. Evrimci düşünceye sahip sinirbilimcilerin yazdığı kitaplarda hiçbir eksiklik yok; nörolog Antonio Damasio en iyiler arasında yer alıyor, ancak Dennett tarafından görmezden geliniyor. Damasio, tek hücreli canlılardan primatlara ve hominidlere kadar sinir sistemlerinin kökenlerini, beynin ortaya çıkışını ve artan karmaşıklığı listeliyor. Ayrıca evrimsel süreç içerisinde kişisel farkındalık, duygular ve hafıza duyularının ilk ortaya çıkışını, yani öncüllerini bulmaya çalışıyor. Halbuki bu geçişler için makul bir hikayenin izini sürmek Dennett için yeterlidir.
Bilinci doğallaştırmada, öznel birinci şahıs deneyiminin qualia’sı (örneğin kırmızı rengi görmek ve deneyimlemek) ile dış gözlemcilerin üçüncü şahıs “nesnel” bakış açısı arasında indirgenemez bir ayrım olduğunu iddia eden “yeni gizemciler”e karşı çıkıyor. Dennett’e göre görünürdeki bu indirgenemezlik -filozofların buna “zor problem” dedikleri- yanlış bir ayrımdır. Bilinç bir sistem özelliğidir ve indirgenemez. Bilinci belirli beyin bölgelerindeki belirli nöron topluluklarına yerleştirmeye çalışan katı moleküler biyologlara, özellikle de DNA öncüsü Francis Crick’e karşı çıkıyor. Dennett, bu tür toplulukların, işlevlerinde yetkin mini robotlar olduğunu ancak yalnızca beynin bütünlüğü içindeki etkileşimlerinin kavrayışı mümkün kıldığını ve bununla birlikte, hepimizin paylaştığı “kullanıcı yanılsamasını” mümkün kıldığını öne sürüyor.
Dennett’e göre kavrama ve bilince doğru evrimsel geçiş, ilk insanların ortaya çıkışıyla ve her şeyden önce, evrim teorisyenleri için her zaman en büyük engel olan dilin ortaya çıkışıyla eşzamanlıdır. Burada onun asıl hedefi her zaman insan dilinin benzersizliği ve evrenselliği üzerinde ısrar eden Chomsky’dir. Chomsky’nin işaret ettiği gibi dil, insanın evrimleşmiş diğer hiçbir özelliğine benzemez. Hiçbir yerde öncü proto-diller yoktur, hepsi tamamen biçimlendirilmiş ve karmaşıktır. Dennett, Chomsky’nin evrim sorusundan kaçındığını, son on yıldaki çalışmalarının çoğunu göz ardı ettiğini ve 2015’te Why Only Us? kitabı ile sonuçlandığını iddia ediyor. Chomsky’nin, beklenmedik bir şekilde, insan dilinin, hominid atalarımızda, özel düşünceleri ifade edecek kelimeleri bulmayı mümkün kılan tek bir dev mutasyon sıçraması yoluyla ortaya çıkmış olması gerektiği sonucuna vardığı kitap. Dennett, dilin kökenlerinin insanların sosyal doğasında yattığını ve artık kaybolan proto-diller aracılığıyla birbirleriyle iletişim kurma zorunluluğundan kaynaklandığını ileri sürüyor.
Bu hipotez bizi, insanlar için yavaş biyolojik evrimin yerini hızlı kültürel evrimin aldığı iddiasına getiriyor. Bu da doğal seçilim yoluyla ilerler ve seçilimi belirleyen etkenler, genlerin kültürel analogları olan memlerdir. Dennett’e göre memler kültürel aktarım birimleridir. Bir kişinin zihnine yerleşirler ve diğer zihinlere bulaşarak virüsler gibi çoğalırlar. Doğal seçilim, zayıf memleri filtreler ve güçlü olanların yayılmasını hızlandırır, böylece kültürel değişimi/evrimi büyük ölçüde hızlandırır.
Sorun şu ki, bir mem neredeyse her şey olabilir: beyzbol şapkasını ters takma modası, bir kelime, bir müzik parçası, politik bir bağlantı, bir komedyenin sloganı veya bir taş baltanın nasıl şekillendirileceği. Bir genin az ya da çok tanımlanmış biyolojik işlevi olan spesifik bir DNA dizisi olduğu durumlarda, memler sizin seçtiğiniz her şey olabilir. Akşam yemeği sohbetlerinde sık sık kullanılmasına rağmen, o kadar anlamsız bir terim ki, filozofları ve biyologları zor durumda bırakıyor. Dennett bunun farkına varıyor ve bir bölümü kendisini eleştirenlere yanıt vermeye ayırıyor. Eğer memleri mecazi olarak değerlendiriyorsa bu coşkusunu anlayabilirdim ama o bunu kategorik olarak reddediyor. Dilin kökenlerine ilişkin açıklamasında bir kelimenin yalnızca telaffuz edilebilen bir mem olduğu konusunda ısrar ediyor.
Sorun şu ki, bir mem neredeyse her şey olabilir: beyzbol şapkasını ters takma modası, bir kelime, bir müzik parçası, politik bir bağlantı, bir komedyenin sloganı veya bir taş baltanın nasıl şekillendirileceği.
Bu durum ise mem kavramını teorik olarak kültürel evrimi anlamada bir araç olarak işe yaramaz hale getiriyor. Dennett, kültürel evrimin insanların sosyalliğine ve işbirlikçiliğine bağlı olduğu yönündeki iddiası için memlere ihtiyaç duymuyor. Son bölümde kültürel olarak gelişmiş modern insanları, yarattığımız yapay zekaların gücüyle şekillenen bir gelecek yaratan akıllı tasarımcılar olarak görüyor. Medeniyetin devam eden bir çalışma olduğunu bize hatırlatıyor. Ölebilir, gezegeni bakterilere geri verebilir ya da eğer insan sosyalliği mevcut sorunlarımızı aşabilirse gelişebilir. Yani gelecek her türlü ihtimale açık.
Kaynak: https://www.theguardian.com/books/2017/feb/02/from-bacteria-to-bach-and-back-by-daniel-c-dennett-review (son erişim tarihi: 23.02.2024).
[1] Bu yazı, Steven Rose’un 2.2.2017 tarihli The Guardian’da yayınlanan Daniel Dennett’ın From Bacteria to Bach and Back: The Evolution of Minds adlı kitap incelemesinin tercümesidir.

