Türkiye’nin önde gelen psikologlarından Prof. Dr. Acar Baltaş’ın, 50 yıllık mesleki birikimini anlattığı “Hayat En Çok İyileri Kırar” adlı kitabı yayınlandı.
Nehir söyleşi tarzındaki kitap iş yaşamı, eğitim, aile, gençlik, evlilik, cinsellik, çocuklar, toplumsal psikoloji, mutluluk ve geleceğin dünyasına ilişkin geniş bir yelpazede bilgiler içeriyor. Ancak Baltaş’ın kitabında dikkat çeken bölümlerden birini de Beşinci Büyük Devrim yani dijital paralar, metaverse, Yapay Zekâ, ChatGP’nin yakın gelecekte insan psikolojisine etkisini anlattığı kısımlar oluşturuyor.
Baltaş, Gazeteci Mert İnan’ın nehir söyleşi olarak kaleme aldığı kitapta, 5. Devrime ilişkin, “İlk devrim matbaanın icadıydı ve arkasından Rönesans ile Reformlar geldi. İkincisi Endüstri Devrimi’ydi ve bu devrim aynı zamanda endüstriyel tarımı getirdi ki insanlar doğdukları yerin dışında yaşamaya başladılar. Üçüncüsü, nükleer enerjinin hayatımıza girmesiydi. Atomun parçalanmasıyla bugün yaptığımız işleri yapmamız mümkün oldu. Dördüncüsü, internetti ve dünya McLuhan’ın dediği gibi bir ‘küresel köy’ hâline geldi. Metaverse, blok-zincir teknolojisi, ChatGPT ve üretken yapay zekâ ile artık beşinci büyük devrimin de başladığını görüyoruz” diyor.
Baltaş, 5. Devrim olarak adlandırdığı dijital dönüşümün insanın ruhsallığına etkilerini ele alırken, şu sözleri aktarıyor:
“Bugüne kadar olan gelişim organik diye adlandırabileceğimiz bir nitelik taşıyordu. Biraz önce saydığım dört büyük değişimden üçü, matbaanın icadı, Endüstri Devrimi, atomun parçalanması kuşakları içine alan bir değişimdi. Oysa bugün bir hayat süresi içinde çok sayıda değişim yaşanıyor. İnsanın hayatta uyum sağlayamayacağı hiçbir koşul yoktur. İnsan nefes alıyor ve nabzı atıyorsa her şeye uyum sağlar. Mesele uyum sağlamak değil, ait hissetmektir. Bu değişimlerin içine doğmamış olanlar buna ait hissetmekte zorlanıyor. Ayak uydurmaya çalışanların bir bölümü de yeni yolda eski ayakkabılarla yürüyor. Bir başka ifadeyle, ayak uydurmuş gibi yapıp bildiklerini okumaya devam ediyor.”
“Gelecekle ilgili bazı ipuçları var. Bir kere ortalama hayat uzayacak. İnsanlar çok daha sağlıklı yaşayacaklar. Kök hücre ve genetik müdahaleler sebebiyle yaşam süresi ve kalitesi katlanacak. Bugünkü biyolojik ömrümüz seksen yıl dolayında ancak yakın gelecekte kök hücre teknolojisiyle doksan-yüz yaşlarına kadar çok sağlıklı bir yaşam sürmek mümkün olacak. Kök hücre teknolojisiyle insanların benzerlerini çoğaltmak da mümkün olacak. Diğer taraftan, örneğin yaşlanan nüfus içinde yaşlı bakımı önemli bir alan olacak. Yaşlanan nüfus ve onların artan ihtiyaçları, uzayan hayat süresi yaşlı bakımını çok önemli bir iş kolu hâline getirecek diye düşünüyorum.”
“Yakın gelecekte savaşın insanlar arasında değil, robotlar arasında olacağını öngörebiliriz. En önemli mesele robotları, üretken yapay zekânın nasıl programlayacağı… Şayet Cenevre Konvansiyonu’na göre sınırlar çizilirse kadınların, çocukların, yaralı ve yaşlıların öldürülmediği savaşlar yaşanır. Ancak Sırpların Bosna Hersek’te uyguladıkları anlayışa göre programlanma olursa farklı etnik kimlikteki herkesi, her yaştan ve cinsiyetten insanı öldüren robotlar ortaya çıkacaktır.”

Dijital dönüşümün zihinsel ve ruhsal sağlığa etkileri de Baltaş tarafından ele alınırken, şu tespitler sıralanıyor:
“Aşırı teknoloji kullanımının akıl ve ruh sağlığını nasıl etkileyeceği konusunda ipuçları veren çok sayıda araştırma var. Swansea Üniversitesi Psikoloji Profesörü Phil Reed’in Psychology Today’deki derlemesi bu konuda yaşanacaklar konusunda önemli fikirler veriyor. Sanal etkileşim içine girmenin en çarpıcı sonuçları olarak, şizoid eğilimli insanların yaşadığı algısal bir bozukluk olan halüsinasyonlar ve bilişsel bir bozukluk olan hezeyanlar, yani akıl dışı olana inanma öne çıkıyor. Aşırı kullanım, klinik bir sınırda olmayan ‘kafaya takma’ sorunları olan kişileri kolayca hezeyana yöneltebiliyor. Bu açıdan Öte Evren psikotikler ve psikotik sorun potansiyeli olan kişiler için büyük bir tehdit…”
“Yakın dönemde sanal gerçeklik evrenini günlük yaklaşık 1.9 milyar kişinin kullanacağını düşünürsek, Metaverse’ün, sosyal medyanın ve sanal ilişkilerin toplumdaki psikotik nüfus üzerinde yıkıcı etkisi olacağını söylemek abartı olmaz. Alışılmamış deneyimler, dürtüsel itaatsizlik ve mantıklı düşünememe ile dijital teknolojilerin aşırı kullanımı arasında sıkı bir bağ olduğuna ilişkin araştırmalar da mevcut…”

