Rus Modernleşmesi ile Türk Modernleşmesi’ni karşılaştırmak ve en azından XX. yüzyılın ilk çeyreğinin sonlarına kadar gelen süreçte Rusya’nın daha başarılı olmasına yol açan etmenleri nesnel bir biçimde belirlemek, Türk Bilim Tarihi’nin yapısal sorunlarının daha iyi anlaşılmasına ve bu çerçevede Türk Bilim Politikası’nın gerçekçi bir biçimde saptanmasına yardımcı olacaktır.
Büyük bilim tarihçilerinden Alexander Vucinich’in Rus Kültüründe Bilim adlı muhteşem çalışması kısa bir süre önce Türkçe’ye çevrildi ve yayımlandı.
Vucinich kimdir?
Alexander S. Vucinich (1914-2002), özellikle Rusya’nın Çarlık ve SSCB Dönemleri’ndeki bilim hayatına ilişkin yapmış olduğu çalışmalarla tanınmış Sırp asıllı Amerikalı bir tarihçidir. Sosyoloji alanında doktora yapmış ve Robert Merton’ın “ideolojik saldırılardan bilimi koruma” yaklaşımından etkilenmiştir.
Eserlerinden bazıları şunlardır:
The Soviet Academy of Sciences, Stanford University Press, 1956.
Science in Russian Culture: A History to 1860, Stanford University Press, 1963.
Science in Russian Culture: 1861-1917, Stanford University Press, 1970.
Social Thought in Tsarist Russia: The Quest for a General Science of Society, University of Chicago Press, 1976.
Empire of Knowledge: The Academy of Sciences of the USSR, 1917-1970, University of California Press, 1984.
Darwin in Russian Thought, University of California Press, 1988.
Einstein and Soviet Ideology, Stanford University Press, 2001.[1]
Rus Kültüründe Bilim (Science in Russian Culture),iki ciltlik bir araştırmadır ve Birinci Cildi, 1860 öncesi dönemi, İkinci Cildi ise 1861-1917 yılları arasındaki dönemi konu edinmektedir.
İçeriği şöyledir:
Birinci Cilt
I. Kısım: Rus Bilimi’nin Kökleri: Birinci Bölüm: Eski Rusya’da Bilimsel Tutumun Kökenleri; İkinci Bölüm: Büyük Petro: Buyrukla Bilim; Üçüncü Bölüm: Akademi: Çıkmazlar ve Zaferler.
II. Kısım: Akıl Çağında Bilim: Dördüncü Bölüm: Bilim, Aydınlanma ve Mutlakiyetçilik; Beşinci Bölüm: Hümanistik Akılcılığın Yükselişi ve Düşüşü.
III. Kısım: Otokratik İdeoloji ve Bilim: Altıncı Bölüm: Resmi Ulusalcılık ve Karşı Düşünce; Yedinci Bölüm: Doğa Bilimi’nin Genişleyen Ufukları; Sekizinci Bölüm: Biçimlendirici Çağın Sonu.
İkinci Cilt
I. Kısım: Özgürleşme Çağında Bilim, 1861-1883: Birinci Bölüm: Bilim ve İdeoloji; İkinci Bölüm: Bilim ve Eğitim Reformu; Üçüncü Bölüm: Bilimsel Kurumlar; Dördüncü Bölüm: Yaşam Bilimleri; Beşinci Bölüm: Fiziksel ve Kimyasal Evren Bilimleri.
II. Kısım: Krizler Çağında Bilim, 1884-1917: Altıncı Bölüm: Üniversiteler, Siyaset ve Bilim; Yedinci Bölüm: Akademi ve Bilimsel Topluluklar; Sekizinci Bölüm: Felsefî Zorluklar; Dokuzuncu Bölüm: Biyolojik Evrim: Gerçekler ve Çelişkiler; Onuncu Bölüm: Deneysel Biyolojinin Zaferi; On Birinci Bölüm: Modern Matematik; On İkinci Bölüm: Modern Fizik ve Kimya; On Üçüncü Bölüm: Yer Bilimleri; On Dördüncü Bölüm: Toplum Bilimi Arayışı; On Beşinci Bölüm: Sonuç.
Vucinich’i birçok bilim tarihçisinden ayıran temel özelliği, [sosyolojide doktora yapmış olmasının bir sonucu olsa gerek] bilimsel etkinliğin gelişimini incelerken dışsal nedenler olarak adlandırılan siyasî, iktisadî ve sosyal koşulları göz ardı etmemiş olmasıdır.
Nitekim, eserinin Giriş’inde şöyle demektedir:
“Bilim tarihi, tarihsel araştırmanın üç bütünleyici branşı için akademik bir zemin oluşturur. Bunlardan ilki ve en popüler olanı; bilimsel düşüncenin evrimi ile ilişkili olan branştır. Bir tarihçi, örneğin bir matematik formülünün ya da teoreminin; diğerini nasıl doğurduğunu, bir hipotezin deneysel testlere nasıl tabi tutulduğunu, bir kavramın nasıl olgunlaştırıldığını ya da değişikliğe uğratıldığını, bilimsel araştırma kapsamının nasıl genişletildiğini veya fisyon sürecinin yeni bilimleri nasıl ürettiğini göstermek suretiyle metodolojinin kademeli olarak geliştirilmesini tarif etmeye odaklanır.
İkinci branş felsefîdir. Bu branş; bilimsel açıklamaların mantıksal örüntüleri, bilimsel bilginin entelektüel kaynakları, bilimin araştırmanın diğer yönleriyle olan ilişkisi ve bilimsel bilginin doğrulanmasında meydana gelen değişimlerle ilgilenmektedir. Örneğin tarihçiler; Locke’ın ve Hume’un deneycilikleri arasındaki bilimsel ilişkileri, Kant’ın deneyüstücü idealizmini, Mach’ın ve Avenarius’un deneysel eleştiricilik ya da modern mantıksal pozitivizminin izlerini takip eder ve bireysel felsefî yönelimlerin, yıkıcı ya da zenginleştirici olmasına bakmaksızın sonuçlara vurgu yapar.
Üçüncü branş; bilimsel düşüncenin, kültürel entegrasyonu ile ilgilidir. Tarihçi, “bilim”i yalnızca bir bilgi sistemi olarak değil, aynı zamanda bir tutum ve değerler kümesi olarak inceler. Tarihçinin ilgisi; “toplumsal bir kurum olarak bilim” ve “spesifik toplumsal rollerle birlikte toplumun üyesi olan bilim insanları” üzerinedir. Tarihçi, “bilimin toplum içerisindeki değerinde” ve toplumun bilim insanlarına verdiği değerde” meydana gelen değişimleri araştırır; “bilim insanlarının çalıştığı toplumsal ve kurumsal ortama” vurgu yapar.
Bu çalışma, üçüncü türdendir. İlgi alanımız; Reform öncesi Rusya’da bilimsel düşünce üzerinde sosyal çevrenin etkisi ve genel olarak bilimin; Rus Kültürü’nde işgal ettiği yer üzerinedir…”[2]
Şimdi, artık şu soruyu sorabiliriz:
Bu kitabı, bizim için ilginç kılan asıl sebep nedir?
Malumunuz olduğu üzere, Osmanlı İmparatorluğu ile Rus Çarlığı,
(1) Doğu Roma-Bizans Medeniyeti’nden muhtelif ölçülerde etkilenmiş ve
(2) Özellikle de XVIII. yüzyıldan itibaren sınırdaş ve hasım olmaları yüzünden sürekli savaşmış olmaları münasebetiyle birbirlerine az-çok benzemiş iki halk tarafından kurulmuş ve yönetilmiş devletlerdir.
Farklılıklarını inkâr etmek mümkün değildir; ancak Tatarların yönetimi altında geçen çağların da etkisi altında birbirlerine benzemelerini sağlayan müşterek bir tarihsel kökten beslendiklerini savlamak sanırım yanlış olmayacaktır.
Bu açıdan bakıldığında Rus Modernleşmesi ile Türk Modernleşmesi’ni karşılaştırmak ve en azından XX. yüzyılın ilk çeyreğinin sonlarına kadar gelen süreçte Rusya’nın daha başarılı olmasına yol açan etmenleri nesnel bir biçimde belirlemek, Türk Bilim Tarihi’nin yapısal sorunlarının daha iyi anlaşılmasına ve bu çerçevede Türk Bilim Politikası’nın gerçekçi bir biçimde saptanmasına yardımcı olacaktır.
İşte Vucinich’in bu eseri, böyle bir karşılaştırmayı güvenilir bir biçimde yapmayı olanaklı kıldığı için son derece önemlidir. Meselâ bu eserden öğreniyoruz ki Türk Düşüncesi’nde “Materyalizm”in yaptığına benzer bir etkiyi Rus Düşüncesi’nde “Nihilizm” yapmıştır. Bu konuda Vucinich şunları söylemektedir:
“Nihilizm, modern Rusya tarihinin kaderini etkileyen dönüm noktalarından biridir. Nihilizm, otokratik sistemin kaçınılmaz olarak çözülme sürecine girdiğine ve bilimsel düşüncenin hızlı büyümesinin başlangıcına dair bir alametti. Bilimin gelişmesi, otokratik sistemin çöküşüne neden olmadı; aksine, birinin büyümesini destekleyen aynı sosyal ve entelektüel güçler, diğerinin çöküşüne ortam hazırladı.
Kendilerini realist olarak adlandırmayı tercih eden Nihilistler, 1860’ların eleştirel düşüncesine ve anti-otokratik ideolojilerine egemen olan radikal entelektüellerin en açık sözlü olan grubuydu. Mücadeleleri tutkulu olsa da rasyonalizmi savunurken çoğu zaman irrasyonalizmin sınırlarına epeyce yaklaştılar. Nihilistlere göre bilim, sadece uygulanabilir bilgi ve teorik ilkelerden oluşan bir toplamı ya da bütünü değil, ayrıca bir bakış açısı ve ideolojik bir silah anlamına geliyordu. Rusya bilimi kullanarak belki de henüz daha iyi bir toplum inşa edememişti ama Nihilistler, Rusya’nın kendisinden yeterince yararlanamadığı bilimdeki bu bilgeliği görmüşlerdi. Sağlam olduğunu düşündükleri tek felsefe, kendilerine göre bilime dayalı olan felsefeydi ve doğa bilimlerini sosyal sorunların çözümü için en iyi model olarak gördüler.”[3]
Ancak söz konusu eserin yararı bununla da sınırlı kalmayacaktır. Ne yazık ki bugüne değin Vucinich’in eserinin kronolojisine karşılık gelecek şekilde XVIII. ve XIX. yüzyıl modernleşme sürecini kapsayan bir “Türk Kültüründe Bilim” çalışması yapılamamıştır. Hilmi Ziya Ülken’in Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi ve Niyazi Berkes’in Türkiye’de Çağdaşlaşma adlı eserleri bazı bakımlardan çok faydalıdır, ama dışsalcı (sosyolojik) bir yaklaşımla Osmanlı İmparatorluğu’ndaki bilimsel gelişmeyi açıklamak bakımından yetersizdir. İşte Rus Kültüründe Bilim, istenen niteliklere uygun bir eserin nasıl yazılması gerektiği konusunda da tarihçilerimize misal teşkil edecek özelliklere sahiptir.

Bu nedenlerden ötürü, eseri Türkçemize kazandıran çevirmenler Mete Cankaya ve Levent Çankaya ile Orion Yayınevi’ne yürekten teşekkürü bir borç bilirim.
Bilim Tarihi Literatürü zenginleştikçe, Dünya’ya bakışımız da değişecektir!
Küçük bir not: Vucinich’in diğer kitaplarının tercümesi de Türk Bilim Tarihi yazıcılığının gelişimine büyük katkılarda bulunacaktır.
[1] “Alexander Vucinich”, https://en.wikipedia.org/wiki/Alexander_Vucinich, 23.09.2021.
[2] Alexander Vucinich, Rus Kültüründe Bilim (1860 Öncesi Dönemin Tarihi), Çevirenler: Mete Cankaya ve Levent Çankaya, Ankara 2019, s. 15-16.
[3] Alexander Vucinich, Rus Kültüründe Bilim, 1861-1917, Çevirenler: Levent Çankaya ve Mete Cankaya, Ankara 2023, s. 14.

