Guinness, uykuya dair eylemlere bir rekor olarak yer vermiyor; su altında nefes tutmak, motosiklet üzerinde havadayken el üzerinde durmak ise güncel rekorlar arasında mevcut. Evet- uykusuzluk, çok daha tehlikeli.
Uyku çok bilinmeyenli bir araştırma konusu ve ancak uykuya dair nice soru hâlâ gizemini koruyor. Bugün, çoğu sağlık bilimleri odaklı, sadece uyku ile ilgili bilimsel araştırmaları yayınlayan 26’dan fazla bilimsel dergi var. Kimi araştırmacılar uykunun kendisine dair sorulara cevap bulmaya çalışırken (örneğin, neden/nasıl uyuyoruz?) kimileri de uyku problemleri (uyku apnesi, insomnia vb.) ya da problemlerin oluşmaması için alınabilecek önlemler üzerine çalışıyor. Tüm araştırmacıların hemfikir olduğu nokta ise, uykunun temel bir biyolojik gereksinim olduğu ve kaliteli bir uykunun yokluğundaki bir vücutta, bu durumdan olumsuz etkilenmeyen herhangi bir organın bulunmadığı. Bir araştırma konusu olarak uykunun, tarih boyunca ve günümüzde nice araştırmacıları uykusuz bıraktığı ise aşikâr.
Uyku araştırmaları: Tarihsel
Uykuya dair deneyler, bilimsel araştırma tarihinde önemli yer tutuyor. Literatürde yer bulan ve uyku ile ilişkilendirilen ilk çalışmalar ise bitkilere dair, bitkilerin gün ışığı noksanlığında bir döngüleri olup olmadığına cevap arıyor. 1729’da Jean Jacques d’Ortuous de Marian, bitkilerin sirkadyen ritmi olup olmadığını merak ediyor (circadian rhythm, circa: dairesel, dia: gün) ve karanlık bir odaya koyduğu bitkilerin gündelik değişimlerini gözlemliyor.[1] Araştırmada Mimosa pudica bitkisi kullanıyor; hassaslığı ile tanımlanan, İngilizcede ‘sleepy plant’ (uykucu bitki) olarak da adlandırılan bu bitki, dilimizde küstüm otu olarak biliniyor. (Bu uykucu bitki, aslında tarih boyunca birçok araştırmacının ilgisini çekmişti. Örneğin bitki hareketlerini yakinen çalışan Charles Darwin de bu bitki ile özellikle ilgilenmiş ve onu “sleeping leaves” yani uyuyan yapraklar olarak tanımlamıştı.[2]) De Mairan deneyinin sonucunu, yaprakların ritmik açılıp kapanmasının güneş ışığı olmadığında da devam ettiği yönünde belirtiyor. Uykucu bitkiler, güneşsiz de gündelik döngülerine devam ediyor.

Odağı bitkilerden insanoğluna çevirirsek, uyku araştırmacıları, bu gizemli alana dair sorulara yanıt bulmak üzere sınırları zorluyor. Nathaniel Kleitman, insanların 24 saatlik bir döngüye sahip olup olmadığı, sirkadyen ritmimizi bu gündelik döngüye göre ayarlayıp ayarlamadığımızı anlamak üzere bir deney tasarlıyor. 1938 yılında Nathaniel Kleitman ve Bruce Richardson’ın Mammoth Mağarasında (Mammoth Cave) yaptıkları, uyku ritmine dair olan araştırma, uyku çalışmaları tarihinde en bilinen ve ilginç olanlardan biri: Kleitman ve Richardson’ın, gün ışığı ve ses gibi bazı çevresel etmenleri saf dışı bırakabilmek üzere, bir mağaraya girerek orada bu faktörlerden izole 32 gün geçiriyorlar. Deneyleri, insan vücudunun bahsedilen dış etmenler olmasa dahi yaklaşık olarak 24 saatlik bir döngüyü koruduğunu gösteriyor.
Teknolojik olanakların gelişmesi ile, uykunun kendisine dair sorular detaylandırılabilir oluyor. Örneğin, EEG (Elektroensefalografi) yardımı ile insan beynindeki değişimler gözlemlenebiliyor. Hans Berger, 1924’de insan beynini kaydeden ilk araştırmacı olarak, uyku halindeki insan beyninde farklılaşan dalga boylarını not ediyor. Kleitman’ın Amerika’daki Chicago Üniversitesi’nde uyku üzerine açtığı laboratuvar, uyku araştırmaları tarihindeki nice önemli çalışmaya ev sahipliği yapıyor. Örneğin, 1952’deki araştırmalarında Kleitman, REM (rapid-eye movement) uyku evresini keşfediyor. Hani insanoğlunda, memelilerde ve kuşlarda görülen, düşsel diyarlarda olduğumuzu belirten uyku evresi. Ve nice değerli çalışma, bugün bahsedebildiğimiz uyku süreçlerine ve süreçlerdeki gereksinimlerine dair bilgi veriyor – peki bugünden baktığımızda, uykuya dair ne biliyor, ne bilmiyoruz?

Uyku araştırmaları: Bugün
Araştırmalardan ve yapılan hatalardan öğrenilen çok şey var – hata diyorum, çünkü Guinness rekorlar kitabına girmek üzere yeterince uykusuz kalmış nice katılımcı vesilesi ile, uyumamanın bir rekor yarışının parçası olamayacak kadar ağır bedelleri olduğu öğreniliyor. Randy Gardner, 11 gün 24 dakika uykusuz kalarak bu rekora imza atarken, Stanford’daki uyku araştırmacısı Dr. William Dement, Gardner’in bu sürecinin analizini yapıyor. Gardner, 264 saat deney sonrası 14 saat uyuduğunu ve sonrası ‘normal’ gün akışına devam edebildiğini, ancak bu rekor-denemesinin mental olarak etkilerinin zamanla görünürleştiğini belirtiyor. Gardner uzun süre uykusuz kalma deneyiminin onu olumsuz yönde değiştirdiğini, ileri yaşlarda insomnia problemleri yaşamasına neden olduğunu ve hafızasını etkilediğini belirtiyor ve ekliyor: “erken bir Alzheimer gibi”[3]. Bugün uykuya dair araştırmalar, uykunun “sonradan telafi edilebilecek” bir ihtiyaç olmadığı ve uykusuzluğun önemli sağlık bedellerinin olduğu gösteriyor. Ve artık Guinness, uykuya dair eylemlere bir rekor olarak yer vermiyor; su altında nefes tutmak, motosiklet üzerinde havadayken el üzerinde durmak ise güncel rekorlar arasında mevcut. Evet- uykusuzluk, çok daha tehlikeli.
Gardner uzun süre uykusuz kalma deneyiminin onu olumsuz yönde değiştirdiğini, ileri yaşlarda insomnia problemleri yaşamasına neden olduğunu ve hafızasını etkilediğini belirtiyor.
Bugün, gündelik uyku ihtiyacının cinsiyet ve yaşa göre değişkenlik göstermekle beraber, 7 ile 9 saat arasında olması gerektiğini biliyoruz.[4] Uykuya dalma süremizi etkileyen faktörler hakkında fikir sahibiyiz (uzmanlar uyku öncesi telefonlara bakmayın demekten yorgunlar, ancak telefondan uzakta kalma önerisinin uygulanabilirliği, ayrı bir tartışma konusu.) ve bu süre yaklaşık 20 dakika olarak öngörülüyor. Uykunun iki ana (REM ve NREM) fazı olduğunu ve bedenin bu döngüyü 4 ya da 6 evrede tamamladığını, her evrede bedenimizde olan biteni analiz edebiliyoruz.[5] Uyku döngüsünü analiz ettiğimizde bu evrelerdeki aksaklıkları tespit edebiliyoruz. Örneğin, uzmanlar, danışanın uyku esnasındaki soluk alıp vermesindeki aksaklıklara bakarak, bu kesintileri değerlendiriyor ve uyku apnesi teşhisi koyabiliyor. Horlayan biriyseniz (ve horladığını bilen), muhtemelen 32%’lik dilimdesiniz ve 20.6% oranında uyku apnesi problemi yaşıyor olabilirsiniz.[6]
Matthew Walker Why We Sleep kitabında uykunun önemini mizahi bir dille reklamlaştırıyor ve özetle diyor ki: “Bilim insanları, daha uzun yaşamanızı sağlayan devrim niteliğinde yeni bir tedavi keşfettiler. [Bu tedavi] Hafızanızı geliştiriyor ve sizi daha yaratıcı ve çekici yapıyor. Kanserden ve demanstan koruyor.”[7] Walker demek istiyor ki, “daha iyi” ya da “uzun” bir hayat istiyorsanız, mucize bir ilaç beklemeyin, çünkü reçetesi belli: kaliteli bir uyku. Yani, uyku birçok şeyin tedavisi ya da tedavi gereğinin kaynağı- diyebiliriz. Peki bugün, uykuya dair bilgi donanımımızın artmasına rağmen, neden hâlâ uyuyamıyoruz? Herhangi bir uyku problemi yaşıyorsanız, yalnız değilsiniz- nitekim, önerilen uyku saatlerinden daha az uyuyan insanların oranı endişe verici bir şekilde artıyor. Artışın nedeni ise birçok farklı etmen olabiliyor; psiko-sosyal nedenler, fiziksel aktivite eksikliği, alkol, sigara ya da elektronik araçların kullanımı, gibi.
“Bilim insanları, daha uzun yaşamanızı sağlayan devrim niteliğinde yeni bir tedavi keşfettiler. [Bu tedavi] Hafızanızı geliştiriyor ve sizi daha yaratıcı ve çekici yapıyor. Kanserden ve demanstan koruyor.”
Matthew Walker
Avustralya’da 2021 yılında yaptığımız araştırmanın sonuçları – diğer ülkelerde elde edilen benzer sonuçlarda da görüldüğü üzere – uyku problemlerine dair olası artışı doğruluyor. (Söz arası bir itiraf: Uyku mekanlarını araştırmaya olan ilgim, uyku problemlerimin artması ile paralel bir süreç izledi – bir sonraki yazıda uyku mekânlarından bahsediyor olacağım.)
Araştırma sonuçlarına göre, katılımcıların yüzde 32’si 6 saatten az uyuduklarını belirtirken, 49’u uyku problemlerinin olduğunu ya da olabileceğini belirtti.[8] Bu oranlar endişe verici, nitekim Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organisation) gelişmiş ülkelerde bir uyku problemleri epidemisi olduğunu belirtiyor. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (The Center for Disease Control and Prevention), yetersiz uykuyu bir “halk sağlığı sorunu” ilan ediyor. Nitekim uyku problemlerinin, salt bireysel bir ölçekte değil, toplumsal ölçekte de ağır bedelleri oluyor. Örneğin, yetersiz uykunun tahmini ekonomik etkisi, her yıl için 411 milyar dolardan fazla [9] ve yetersiz uyku, sadece Amerika’da 6.000’den fazla ölümcül araba kazasındaki ana etken.[10]
Uykunun önemini biliyor, uyku problemlerindeki (muhtemelen bireysel olarak katkıda bulunduğumuz) bu artışa endişeleniyoruz. Yine de uyuyamıyoruz- peki, ya sonra?
[1] https://www.sleephealthsolutionsohio.com/blog/history-of-sleep-research/
[2] Cortizo, M. and Laufs, P. 2012. Genetic Basis of the “Sleeping Leaves” revealed in PNAS, vol. 109: 29. https://doi.org/10.1073/pnas.1209532109
[3] https://www.npr.org/2017/12/27/573739653/the-haunting-effects-of-going-days-without-sleep
[4] Hirshkowitz, M.; Whiton, K.; Albert, S.M.; Alessi, C.; Bruni, O.; DonCarlos, L.; Hazen, N.; Herman, J.; Adams Hillard, P.J.; Katz, E.S.; et al. National Sleep Foundation’s Updated Sleep Duration Recommendations: Final Report. Sleep Health 2015, 1, pp. 233–243, doi:10.1016/j.sleh.2015.10.004.
[5] https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK526132/
[6] Sleep Foundarion Reports, www.sleepfoundation.org
[7] Walker, M. 2017. Why We Sleep? Penguin Books.
[8] Dincer D, Tietz C, Dalci K. An Investigation into Sleep Environment as a Multi-Functional Space. Buildings. 2023; 13(2):406. https://doi.org/10.3390/buildings13020406
[9] Hafner M, Stepanek M, Taylor J, Troxel WM, van Stolk C. Why Sleep Matters-The Economic Costs of Insufficient Sleep: A Cross-Country Comparative Analysis. Rand Health Q. 2017 Jan 1;6(4):11. PMID: 28983434; PMCID: PMC5627640.
[10] American Academy of Sleep Medicine Board of Directors; Watson NF, Morgenthaler T, Chervin R, Carden K, Kirsch D, Kristo D, Malhotra R, Martin J, Ramar K, Rosen I, Weaver T, Wise M. Confronting Drowsy Driving: The American Academy of Sleep Medicine Perspective. J Clin Sleep Med. 2015 Nov 15;11(11):1335-6. doi: 10.5664/jcsm.5200. PMID: 26414989; PMCID: PMC4623133.

