Neandertaller geçmişten günümüze kadar ilkel ve bilişsel açıdan sınırlı olarak tasvir edildi. Oysa ki, bugün sahip olduğumuz buluntular sayesinde beslenme şekillerinden sağlık alışkanlıklarına, hatta sosyal hayatlarına kadar pek çok bilgiye sahibiz. Prof. Dr. Metin Özbek ile Neandertaller hakkında konuştuk.
Röportaj: Sedef Çakır
GazeteBilim Yazı İşleri
Neandertalleri nasıl tanımlayabiliriz? Nerede ve ne zaman yaşadılar?
3 milyon yıllık insanlık tarihinde en çok merak uyandıran ve her kesimden okuyucunun ilgisini çeken Neandertaller Homo neandertalensis bilimsel adıyla tanıdığımız ayrı bir insan türü olup, bizim atamız değil, kuzenlerimizdir. Zamanımızdan önce 230 bin yıl ile 40 bin yıl arasındaki zaman dilimi içinde bu dünyada yaşamlarını sürdürmüşlerdir. 1856 yılında Almanya’nın Neander vadisinde bir tesadüf eseri gün ışığına çıkartılmış olan kafatası, başlangıçta iri kaş kemerleri, yassı alnı ve iri kafatası nedeniyle hastalıklı bir modern insan olarak tanımlandı. Daha sonraki yıllarda Avrupa’nın muhtelif bölgelerindeki kazılarda aynı tipte kafatasları bulununca, tarih öncesinde yaşamış olan bir insan topluluğunun varlığı gündeme geldi. İlk buluntu yerinin isminden ötürü de bu ilginç ve tuhaf anatomik yapıdaki insan grubu Neandertal adıyla bilim dünyasına tanıtıldı.
Afrika, Avustralya ve Amerika kıtaları dışında dünyanın her yerinde onların yaşamış olduğunu görüyoruz. Portekiz’den Sibirya’ya, Kafkasya bölgesinden Ortadoğu’ya kadar geniş bir coğrafyada yaşam sürdüler. Türkiye’nin Akdeniz kıyılarındaki doğal mağaralarda da bu kuzenlerimizin aşağı yukarı 50 bin yıl öncesinde yaşamış olduğunu biliyoruz. Son yıllarda yapılan kazılarda İran’da Neandertal kabilelerinin varlığı gündeme geldi.
Kuzey yarımküreyi etkisi altına alan buzul döneminin en uzun süren aşamasında (Würm buzulu) Avrupa, Kafkasya ve Sibirya Neandertal kabileleri ile doluydu. Buzul iklimi tüm şiddetiyle ilgili yöreleri kasıp kavururken Neandertaller adeta bir yaşam kavgası verdiler.
Güçlü fiziksel yapıları ve geliştirdikleri araç ve gereçler onların bu yörelere başarılı bir şekilde uyum sağlamalarında anahtar rol oynadı kuşkusuz. Neandertaller genelde orta boylu, geniş omuzlu, bacak ve kol kasları çok gelişmiş insanlardı. Günümüzdeki halterci ve güreşçilere benzer bir bedensel yapıya sahiplerdi. Solunum kapasiteleri bizimkilerinkinden kat kat fazla idi. İnsanlık tarihinin en iri beyinli olanları idi. Beyin kapasitesi ortalamaları 1500 cc olup, bugünkü insanın beyin kapasitesi ortalamasının (1350 cc) çok üstünde idi. İri göz çukurları, iri burunları ve ileriye doğru çıkıntı yapan yüzleri ile çok heybetli bir yapıya sahiplerdi. Kadınları da erkekleri kadar güçlü kuvvetliydi. Onlar da erkeklerle birlikte iri hayvanları avlarken her türlü arazide yorulmak bilmeden koşarlardı. Neandertallerin bacak kasları hızla koşarken her yönde, düşüp sendelemeden, ani dönüşler yapabilecek potansiyele sahipti.
Aşağı yukarı 75 bin yıl öncesinden itibaren iri beyinli tipik Neandertallerle karşılaşıyoruz. Bu gruptaki Neandertalleri klasik Neandertal olarak tanımlarız. Bu benzeri olmayan nörofizyolojik değişimin nedeni bilinmiyor. Onlarda adeta deyim yerinde ise bir nöron patlaması olmuş.
Neandertallerin çok iri dişleri ve güçlü çeneleri vardı. Özellikle üst çenedeki sinüs boşluğu bizimkinden kat kat büyüktü. Bu anatomik oluşum da Neandertal yüzüne heybetli bir görünüm kazandırıyordu.

Neandertallerin genellikle ilkel ve bilişsel açıdan sınırlı olduğuna inanılır. Bu ne kadar doğrudur?
Tümüyle yanlış bir kanı. Neandertaller musteriyen adıyla bilinen yepyeni bir taş işleme tekniği icat ettiler ve bu sayede günlük yaşamlarında birçok işlevi karşılayan aletler yaptılar. Hayvan kemiklerinden de bir çok irili ufaklı aletler yaptılar. Ucu sivri bir taşın sabitlendiği mızrakları vardı. Tarihte ilk kez bu tür bir silahla avcılığı başlatan kuzenimiz oldu. Ren geyiği, iri yaban öküzü, gergedan, step atı ve mamut gibi iri cüsseli hayvanları örgütlenerek avlamaya başladılar. Ateşi, icat ettikleri bir yöntemle daha kalıcı ve etkin hale getirdiler. Buzul çağının uzun süren olumsuzlukları içinde ateş onların adeta can simidi oldu. İğneyi henüz icat edecek bilişsel kapasiteye sahip olmadıklarından hayvan postlarını giysi haline getiremiyor, sadece vücutlarına sarmakla yetiniyorlardı. Kurt ve tilki gibi hayvanların bile postlarını yüzüp kullanmışlar.
İri ve güçlü kesici dişleri, hayvan postlarını yumuşatmak için adeta bir alet gibi hizmet görüyordu. Bilişsel kapasiteleri bizimkinden farksızdı. Kültürel donanımlarına bakılırsa oldukça zeki insanlardı. Örneğin huş ağacının kabuğundan özel yöntemlerle hazırladıkları tutkalı çakmaktaşından hazırladıkları sivri uçlu nesneyi (mızrak ucu) bir sopaya sabitlemek için öngörmüş ve öldürücü, etkin bir av aleti elde etmişler. Bazı bitkilerin liflerini kullanarak sicim gibi sağlam ip elde etmişler. Kuzey ve güney yarımkürede çok geniş bir coğrafyada yaşayan sayısız Neandertal kabilelerinin haliyle farklı yaşam tarzları olmuştu. Yaşadıkları coğrafyaya bağlı olarak farklı uyumsal stratejiler geliştirmişler ve bu sayede hayatta kalmayı başarmışlar.
Bizler bugün, Neandertallerin beslenme şekli hakkında neler biliyoruz?
Genellikle et ağırlıklı beslenmelerine rağmen, çevrelerinde yetişen çeşitli bitkileri de diyetlerine katıyorlardı. Neandertal kabilelerinden birisi vejetaryen ağırlıklı besleniyormuş. Mantar, çam fıstığı ve deniz yosunu temel besin kaynaklarıymış.
Kuzenlerimizin mutfak alışkanlıkları bizleri oldukça şaşırtıyor. Onlar etlerini bazen pişirip mağara içerisinde açtıkları küçük çukurlara koyup ihtiyaç halinde, kıtlık günlerinde çıkarıp yiyorlarmış. Kimi zaman da, yine küçük çukurlar açıp içlerine iri çakıl taşları koyuyor, bunları odun ateşinde kor haline getiriyor, taşların uzun süre sıcaklığı tutma özelliğinden yararlanarak etlerini pişiriyorlarmış. Neandertaller, yiyecekleri etleri aynı zamanda suda haşlayabiliyorlardı. Avladıkları gergedanların etlerini yedikten sonra kemiklerini ve yağlarını yakıp ısınma ve aydınlatma amacıyla kullanıyorlardı.Çevrelerinde doğal halde yetişen buğday, çavdar ve yulaf gibi yabani tahılları granit taşları üzerinde ezerek un haline getiriyor ve yemek yapıyorlardı.

Neandertaller yaşam alanlarını nasıl düzenlemişlerdi?
Neandertaller her ne kadar mağaralarda yaşamış olsalar da, mevsimlerin elverişli olduğu dönemlerde açık mekanlarda kulübeler inşa ediyorlar ve oralarda yaşıyorlardı. Yazlıkları vardı. Konargöçer bir göçebe hayatları vardı. Birçok kalın kürklü yaban hayvanlarının postlarını yaşadıkları soğuk ve acımasız iklimde örtünmek ve mağaralarda ısınmak amacıyla kullanıyorlardı. Oturdukları doğal mağaraları adeta bir daire gibi düzenliyorlardı. Mağara içinde, bir köşede yemek hazırlayıp pişirdikleri mutfakları, bir köşede uyuma mekanları, bir başka köşede ise aletlerini hazırladıkları yer bulunuyordu. Mutfak artıklarını kimi zaman mağaranın derinliklerinde, yaşamadıkları bir köşeye atıyorlardı. Ölen yakınlarını da çoğu zaman mağara içinde uygun bir yere gömüyor, yanı başlarında alıkoyuyorlardı. Tarihte ölüsünü gömen ilk insan topluluğu oldu. Ölüm olayı onlar için yok oluş değil de, uzun bir uyku dönemiydi; bu nedenle, ölüyü mağara içinde toprak zeminde 40-50 cm derinliğinde bir çukur hazırlıyor, anne karnındaki bir cenin pozisyonuna getirdikten sonra, ellerini göğüs hizasında tutuyor, başının altına da bir yassı taşı tıpkı yastık gibi koyuyorlardı. Daha sonra yanına öbür dünyada uyandığı zaman yemesi için etler bırakıyorlardı. Ölünün üstüne de diriliğin ve canlılığın simgesi sayılan kırmızı aşı boyası tozunu (hematit) serpiyorlardı. Kabilenin önemli kişilerini ayrı bir mekana gömüyor, kimi zaman çiçeklerden hazırladığı özel bir yatak üzerine yatırmak suretiyle ayrıcalıklı bir defin merasimi uyguluyorlardı. Bebekleri ve düşükleri bile özenle mezara gömüyorlardı. Yetişkinler için ne yapıyorlarsa onları da aynı şekilde defnediyorlardı. Kimi mağarada aile mezarlıkları vardı. Bazı mağaralarda hiç yaşamamışlar, oraları ibadet yeri olarak öngörmüş, daire biçiminde dizdikleri taşların yanı başında etlerini pişirip yemişler, ayinler düzenlemişler.
Kuzenlerimizin tanrıları da vardı. Tanrıları ise genellikle tehlikeli yırtıcılardı; mağara aslanı ya da mağara ayısını tanrı olarak öngörüp onlara tapıyor, iskeletlerini, kafataslarını put gibi mağara içerisinde özel mekanda tutuyor, etrafına ateşler koyuyor, kullandıkları taş aletleri diziyorlardı. Din anlayışının bir tür benzerini ilk kez Neandertallerde görüyoruz.
Bir Neandertal bir gününü nasıl geçirirdi? Rutinleri nasıldı?
Mağara ya da uygun mevsimlerde kurdukları kulübeler bu kuzenlerimizin yaşam alanlarıydı. Oralarda çocuk, genç, kadın ve erkeklerden oluşan kalabalık bir grup olarak günlerini geçiriyorlardı. Kadınlar da erkeklerle beraber ava çıkıyor, iri ve tehlikeli yaban hayvanlarını avlarken onlara yardımcı oluyorlardı. Çocuklar ve yetişkinler etkin bir dayanışma içinde hareket ediyor, birlikte, yardımlaşarak günlük aktivitelerini yerine getiriyorlardı. Çekirdek aile kavramı henüz oluşmamıştı. Gün boyu gezinti yaparken de toplu olarak hareket ediyorlardı.
Her an ellerinin altında tuttukları ateş, Neadertallerin gece gündüz bir arada olmalarını, geceleri geç saatlere kadar oturmalarına da imkan hazırladı. Vahşi hayvanlardan korunacakları için geceleri yanar halde tuttukları ateş sayesinde daha emniyette hissettiler kendilerini.
Çok geniş bir coğrafyaya yayılmış olmalarından dolayı, kabilelerin farklı davranış örüntüleri oldu; örneğin Avrupa’daki bazı Neandertal grupları yamyamdı; insan eti yiyorlardı. Bunu besin gereksinimi için mi, yoksa ritüel amaçlı olarak mı yapıyorlardı, bilmiyoruz. İnsan beyni yedikleri de kanıtlandı. Kafkasya ve Ortadoğu kuzenlerimizde böyle bir ilginç davranışa rastlamıyoruz.

Neandertaller birbirleriyle nasıl sosyalleşirdi? Sosyal becerileri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Şimdiye kadar gerçekleştirilen sayısız Neandertal mezarı ve buralardan çıkarılan kültürel ürünler, iskeletler bize şunu açıkça göstermektedir ki, bu kuzenlerimizin gelişmiş bir bilişsel kapasiteleri, karmaşık kültürel yapıları, güçlü sosyal bağları vardı. Genelde Neandertaller, anatomik olarak kaba görünümlerine rağmen sevecen, yardımsever, paylaşıcı bir karaktere sahiplerdi. Down sendromlu bir bebeğe, dişi tümüyle dökülmüş bir yaşlıya kol kanat gerecek, onları mağarada bakım ve gözetim altında tutacak kadar iyi kalpli idiler. Acımasız bir iklimin hüküm sürdüğü coğrafyada birlik, beraberlik ve dayanışma ruhu içinde hareket etmeleri onlar için kaçınılmaz bir yaşam stratejisiydi. Birbirlerine çok tutkun insanlardı. Oysa onları biz hep yanlış yere vahşi, tehlikeli ve kaba, ilkel taş devri insanları olarak tasvir ettik. Vücutlarını da tepeden tırnağa hayvanlar gibi kıllarla örtülü olarak tasvir ettik. Bu tip yakıştırmalar tümüyle hayal ürünüdür.

Neandertallerin bitkileri ve doğal maddeleri tedavi amacıyla ne şekilde kullandıklarına dair kanıtlar mevcut mu?
İnsanlık tarihinde tedavi edici yöntem ve teknikleri hayata geçiren ilk kez Neandertaller oldu. İçlerinde mutlaka insan sağlığına ilişkin engin bilgi ve deneyimleri olan şifacılar vardı. Şifalı bitkileri tanıyan, bunları hastalar için kullanan kuzenlerimizdi. Öyle ki, bir Neandertal kadınının dişlerinde korunmuş olan diştaşının analizi bu konuda bize çok ilginç detaylar kazandırdı; papatya (camomille) ve civan perçemi (Achillie millefolium) gibi salt beslenme amacıyla kullanılmış olma ihtimali bulunmayan, daha ziyade şifalı özelliğinden ötürü tercih edilen bitkilerin polenleri bu kadının diş taşları içinde kalmış. Bilindiği gibi civan perçemi günümüzde çeşitli yaraların tedavisinde, ağrı azaltıcı ve kanamayı durdurucu özellikleriyle bilinir. Papatya ise genelde sakinleştirici, yatıştırıcı, üst solunum yollarındaki semptomları hafifletci yönüyle kullanılır.
Son yıllardaki buluntular Neandertallerin bir başka özelliğini de gündeme getirdi. Bu kuzenlerimizin diş hekimleri de varmış meğer. Bir erkek Neandertalin azı dişindeki ilerlemiş çürüğü kazıyarak temizleyecek kadar bilgili ve deneyimli diş hekimi ilk kez Neandertallerde karşımıza çıkıyor.
Neandertaller ölümcül bir kaza geçirmiş hastayı bile hayata döndürmesini biliyordu. Nitekim Irak’ta, bir doğal mağarada gün ışığına çıkarıla bir yetişkin erkeğin sağ kolu dirsek hizasında kopmuş, bir gözü parçalanmış ve kafatası ciddi bir travmaya maruz kalmıştı, Tüm bu patolojik oluşumların belirgin düzeyde düzelmiş olmasına bakılırsa, bu birey başarılı bir tedavi süreci yaşamış ve bir süre yaşamaya devam etmiş. Bir başka Neandertal yetişkinin ise ayağı bilek hizasında kopmuş, bir başkasının kolu kırılmış, ama düzgün bir şekilde kaynaması sağlanmış. Yine bir başka Neandertalin de birden fazla kaburgası kırılıp düzgün bir şekilde kaynamış. Bu hastalar yapılan tedaviler sayesinde yaşamaya devam etmişler. Tüm bu örnekler bize Neandertal kuzenlerimizin tıptaki başarılarını gözler önüne sermektedir.
Neandertallerin süslenme alışkanlıkları var mıydı? Eğer varsa bunun sebebi nasıl yorumlanabilir?
Günlük yaşamlarında yoğun bir çalışma temposu, ava erkeklerle birlikte katılma, toplayıcılık, mağaradaki rutin işler ve çocukların bakımı, bebeklerin beslenmesi gibi bitmek bilmeyen uğraşlar içinde acaba Neandertal kadınları süslenmeye, takıp takıştırmaya, kendilerine bakmaya zaman ayırabiliyorlar mıydı? Yoksa süslenme, ve genel anlamda estetik duygu bu kuzenlerimizde henüz oluşmamış mıydı? Gerek açık yerleşmelerde, gerekse mağara içi kazılarda 300’ün üzerinde kadın, erkek, bebek ve çocuk iskeletleri ele geçti. Ama bunlarla birlikte hiçbir süs eşyasına rastlanmadı. Boynunda kolyesi, boncukları ya da pandantifleriyle birlikte gömülmüş hiçbir kadın ve kız çocuğunun gömüsüne rastlanmadı. Belki deri, kuş tüyü gibi unsurları süslenme amacıyla kullanmış da olabilirler. Ancak, bunlar zamanla toprak altında çürüyüp yok olacaklarından şimdilik bu konuda bir fikir ileri süremiyoruz.
İspanya’nın güneyinde birçok doğal mağarada Neandertaller yaşadı. Bunlarla birlikte yüzlerce deniz yumuşakçalarının kabukları ele geçti. Ama hiçbiri takı amacıyla işlenmemiş. Neandertallerde süslenme kavramı olsaydı, mutlaka bu kabukluları işler boncuk ve pandantif haline getirirlerdi. Avrasya coğrafyasında ve de Ortadoğu’da Neandertal kadınlarının takı kullanmış olduklarına dair hiçbir ipucu yakalanamadı. Oysa, onlardan sonra bu bölgeleri iskan etmiş olan Sapienslerde süslenme duygusunu çağrıştıracak sayısız somut örnekler ele geçti.
Kısacası, estetik duygunun Neandertal beyninde yeşermiş olduğunu kanıtlayacak en ufak bir örnek, bildiğimiz kadarıyla ele geçmedi.
Bugün “moda” ve “makyaj” olarak adlandırdığımız kavramları geçmişte Neandertallerde görmek mümkün müydü?
Karmaşık bir sosyal yapı sergileyen, tarihte ilk kez tedavi edici yöntemleri hayata geçiren, yepyeni bir taş alet işleme tekniğini uygulamaya koyan, ateşi yeni yöntemlerle daha etkin ve kalıcı hale getiren bu kuzenlerimizin nice davranış örüntüleri de sır olarak kalmaktadır. Onların yaşamlarına ilişkin nice detaylar da kendileriyle birlikte yok olup gitti. 230 bin ile 40 bin yıl arasındaki muazzam zaman aralığı Neandertal kuzenlerimizin birçok sırlarını hala korumaktadır. Arkeolojik ve antropolojik bulgulardan hareket ederek şimdilik büyük bir ihtiyatla şunu söyleyebiliriz ki, Neandertallerde moda ve makyaj anlayışını gündeme getirecek hiçbir buluntu gün ışığına çıkmadı.
Onlar Würm adı verilen ve buzulların en uzun süre kuzey yarıküresini esir aldığı coğrafyada, şiddetli ve acımasız bir iklim altında yaşamayı başardılar. Ne var ki zamanımızdan 60 bin yıl öncesinden itibaren nüfusları giderek azaldı ve Avrupa’da hemen hemen yok olmanın eşiğine geldiler. Akdeniz kıyıları ve Ortadoğu’da tek bir Neandertal kabilesi kalmadı. 40 bin yıl öncesine geldiğimizde ise tümüyle yeryüzünden silinmişlerdi. Bu yok oluşun nedeni ne olabilirdi? Acaba giderek yaşanmaz duruma gelen bölgelerde tutunamadılar mı? Baş gösteren çeşitli salgın hastalıklar mı, sahip oldukları kültürel donanımların yetersizliği mi bu yok oluşta önemli rol oynadı bilinmiyor. Yok oluşları hala sırrını koruyor.
– Katkılarınız için çok teşekkür ederiz.
– Ben teşekkür ederim.

