GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: “Sistem insanların şişmanlatılması üzerine kurulu”
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Sağlık > “Sistem insanların şişmanlatılması üzerine kurulu”
Sağlık

“Sistem insanların şişmanlatılması üzerine kurulu”

Yazar: GazeteBilim Yayın Tarihi: 15 Mayıs 2025 24 Dakikalık Okuma
Paylaş
damgalama
Obezite aynı zamanda stigmatizasyon sorunu olan, damgalama sorunu olan bir meseledir.

Şişmanlık yoksullukla son derece ilişkili bir sorun, Türkiye’de de bir halk sağlığı sorunu. Bunun kontrolü için birtakım çabaların yürütülmesi gerektiğini biliyoruz ama şişmanlığın yönetimi sadece bireylerin farkındalığına olan müdahaleyle başarılamaz.

İçindekiler
Boy ve kilonun topluma açık mekânlarda ölçülmesi rahatsız ediciDamgalama sorunuObezojenik bir çevrede yaşıyoruzŞişmanlığın yönetimi sadece bireylere müdahaleyle başarılamazObezitenin sisteme yönelik sebepleri daha fazlaİnsanlar sağlıklı beslenmeye erişemiyorŞişmanlıkla mücadele sigarayla mücadeleye benziyorSağlığın Ticari Belirleyicileri obezitenin göbeğindeŞişmanlıkla mücadele ve sistemŞişmanlık kişisel bir başarısızlık değilŞişmanlıkta büyük parça çevresel faktörler

Prof. Dr. Sibel Sakarya
Koç Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı

Röportaj: Emrah Maraşo
GazeteBilim Genel Yayın Yönetmeni

Sağlık Bakanlığının kent meydanlarında vücut kitle indeksini ölçerek fazla kilolu vatandaşları sağlık merkezlerine yönlendirme yönündeki kampanyası tartışmalara ve sosyal medya mizahına konu oldu. Bazı sosyal medya hesapları fazla kilodan dolayı vergiye tabi tutulacakları ve gözaltına alınacakları yönünde esprili paylaşımlar yaptı fakat mesele aynı zamanda ciddi bir halk sağlığı sorununa işaret ediyor. TÜİK’in sitesinde yayınlanan ve 2022 yılında yapılan Türkiye Sağlık Araştırması’nda obez vatandaşların genel nüfusa oranı %20,2 oldu.

Obezite, beslenme bozukluğunun bir türü ve gıda endüstrisi, medya, reklamcılık ve hatta film sektörüyle bile yakından ilişkili. İnsan, bebeklikten başlayarak biyolojik olarak sağlıksız gıdalara bağımlı hale getiriliyor ve manipüle ediliyor. İşin yoksullukla olan bağlantısı ise oldukça açık… Tek bir örnek zihninizde şimşek çaktıracaktır: Okullarda ücretsiz ve sağlıklı bir öğün yemek devlet tarafından karşılanmıyor. Bu yönde mecliste yapılan girişim de Cumhur İttifakı tarafından reddedildi.

Durum böyleyken sorunun çözümünün meydanlarda boy ve kilo ölçümlerine indirgenmesi trajikomik bir hal alıyor.

Konunun güncel, sistemsel ve bilimsel boyutlarını Koç Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sibel Sakarya’yla konuştuk.  

Sağlık Bakanı Memişoğlu, sosyal medya hesabında yaptığı açıklamada meydanlarda, kamusal alanlarda ve etkinlik merkezlerinde vücut kitle indeksi ölçümlerinin gerçekleşeceğini ve fazla kilolu vatandaşların ilgili sağlık merkezlerine yönlendirileceğini duyurdu. Kitabın ortasından sorarak başlayayım: Böyle bir yöntem obeziteyle mücadelede doğru mudur? Etik ve sonuç alıcı mıdır? 

Obeziteyle mücadelede önce korumanın birinci basamağı yani obezite olmasın diye yapılacaklar var.

İkincisi erken tanı yani mümkünse fazla kiloluluk aşamasında tanımak; sonra fazla kiloluluğun arkasından şişmanlık geliyor biliyorsunuz. Erken tanımak ve erken tanıdıktan sonra da bunun uygun yönetimini sağlamak yani aşırı kiloluysa şişmanlığa gitmemesini sağlamak, eğer şişmansa -ki bunun yöntemlerinden bir tanesi vücut kitle indeksi ama sadece bu değil. Çünkü vücut kitle indeksi aslında yağ ve kas kitlesini dikkate alan bir ölçüm değil; çok kaslı olduğunuz için de vücut kitle indeksiniz yüksek çıkabilir. O yüzden başka ölçümler de öneriliyor.- o zaman kilo verilmesini ve şişmanlığın iyi yönetilmesini sağlayacak üçüncül koruma önlemleri var. İkinci koruma erken tanıya ve dolayısıyla erkenden müdahaleye yönlendirmek için yapılan bir şey.

Boy ve kilonun topluma açık mekânlarda ölçülmesi rahatsız edici

Sağlık Bakanlığının yapmayı planladığı şey aslında ikinci koruma stratejisi olarak görülebilir; yani sorunu daha erken evrede tanıma. Eğer kişi vücut kitle indeksinin normal sınırları aştığının farkında değilse, bunu yönetmeye yönelik bir girişim olarak tasarlanmış ama elbette en önemli sorun bunun yapıldığı yer… Mekân hem uygun değil, yani insanların boy ve kilolarının böyle topluma açık mekânlarda ölçülme çabası rahatsız edici bir tutum. İkincisi de buna gerek yok çünkü bu tür taramaların yapılması için Sağlık Bakanlığının kendisinin planladığı çok daha makul, mantıklı ve işe yarayan ortamlar var. Bu ortamların en önemlilerinden bir tanesi Aile Sağlığı Merkezi. Türkiye’de herkesin bir aile hekimi var, gitse de gitmese de… Çok yaygın bir aile hekimliği sistemi var ve aile hekimliği sistemi içinde de obeziteden tutun başka birçok önemli, yaygın sağlık sorununun taranmasına yönelik uygulamalarr var. Sağlık Bakanlığı aslında bunu da birinci basamakta zorluyor, yapılsın diye. Mesela Hastalık Yönetim Platformu (HYP) diye bir platform var. Burada aile hekimleri kendisine kayıtlı nüfusta çocuk, yaşlı, genç herkesin vücut kitle indeksini ölçmek ve başka bir takım sağlık taramalarını yapmakla yükümlü, yapıyorlar da zaten. Yeri burası. Bunu böyle topluma açık alanlarda yapmak hem uygun değil, bir katılımın olacağını düşünmüyorum hem de gerek yok. Dolayısıyla gereksiz ve işe yaramayacak bir şey, uygun da değil. Ayrıca önemli bir işgücü kaybı da yaratıyor sağlık çalışanları açısından.

İnsanların boy ve kilolarının böyle topluma açık mekânlarda ölçülme çabası rahatsız edici bir tutum.

Damgalama sorunu

Biraz işin cidddiyetini de sarsan bir yaklaşım sanırım.

Hayıflanıyorum, bunun uygun olmadığını düşünmek için sağlıkçı olmaya gerek yok, herkes düşünebilir. Obeziteyle ilgili aslında önemli bir stigmatizasyon (damgalama) sorunu da var. Bizim de şu an yürüttüğümüz bir çalışma var halihazırda; bununla ilgili kapsamlı literatür var. Obezite aynı zamanda stigmatizasyon sorunu olan, damgalama sorunu olan bir meseledir. Çocuklar için, ergenler için, erişkinler için, herkes için… Bunun böyle bir tarafı varken topluma açık yerlerde insanların boyunu kilosunu ölçüp sizin vücut kitle indeksiniz yüksek demek… Zaten bu katılımın da olmayacağı bir şeydir. Çok gereksiz buldum, neden böyle bir şey düşünmüşler bilmiyorum anlamak zor. Dediğim gibi bunun yapılacağı yer belli, adresi belli ve zaten yapılıyor. Yapılmasını güçlendirebilirler, topluma diyebilirler ki mesela aile hekiminize gidin, vücut kitle indeksinizin belirlenmesini ve değerlendirilmesini isteyin eğer kendileri yapamıyorsa. Gidin, kullanın, sorun diye böyle bir farkındalık yaratılabilir.

Obezojenik bir çevrede yaşıyoruz

Ama tabi bir başka sorun da şu galiba Emrah Bey oraya da geleceğiz, şişmanlığın toplumsal düzeyde yönetimi ki Türkiye’de önemli bir sorun şişmanlık, bütün dünyada önemli bir sorun. Neden bu kadar yükseldiğine çok da şaşacak bir şey yok. Obezojenik bir çevre denen, yani biraz tuhaf bir terim ama şişmanlatıcı çevre denen bir çevrede yaşıyoruz hep birlikte. Özetle söylemek gerekirse yüksek kalorili yiyeceklere erişimin kolay olduğu, fiziksel aktivitenin giderek kısıtlandığı yaşam biçimlerinden örülü bir çevrede yaşıyoruz. Tabi bu çevrenin genetik faktörlerle de etkileşiminden doğan başka birtakım dinamikler de var, dünyanın her yerinde bir sorun.

obezojenik
Yüksek kalorili yiyeceklere erişimin kolay olduğu, fiziksel aktivitenin giderek kısıtlandığı yaşam biçimlerinden örülü bir çevrede yaşıyoruz.

Şişmanlığın yönetimi sadece bireylere müdahaleyle başarılamaz

Ayrıca şişmanlık yoksullukla da son derece ilişkili bir sorun, Türkiye’de de bir halk sağlığı sorunu. Bunun kontrolü için birtakım çabaların yürütülmesi gerektiğini biliyoruz ama şişmanlığın yönetimi sadece bireylerin farkındalığına olan müdahaleyle başarılamaz çünkü demin dediğim gibi şişmanlığın çok önemli çevresel nedenleri var. Çevre deyince bunu sadece fiziksel çevre diye anlamamak lazım, sosyal çevre de dahil. Hatta şöyle söyleyeyim: Sağlığın Ticari Belirleyenleri dediğimiz çok önemli bir faktör var. Yani mevcut sistemler de insanların şişmanlatılması üzerine kurulu olduğu için sadece bireylerin vücut kitle indeksini ölçüp siz şişmansınız, sağlıklı yaşam merkezine gidin demek etkili bir çözüm değil. Size şöyle bir örnek vereyim: Birçok çalışma var, benim de içinde olduğum yakınlarda yayımlanmış bir çalışma var. 10 ülkede 12-17 yaş arasındaki ergenlerle yani şişmanlık sorunu olan, obeziteyle yaşayan ergenlerle, onların aileleriyle ve birinci basamak hekimleriyle yapılmış bir çalışma. O çalışma gösteriyor ki dünyanın başka ülkelerine göre Türkiye’de obeziteyle yaşayan ergenler sorunlarının son derece farkındalar; bunların ileride kendilerine başka sağlık sorunları yaratacaklarının da son derece farkındalar ama bununla baş etmek konusunda motivasyonları çok düşük, ne yapacaklarını bilmiyorlar. Zayıflama girişimlerinde çok daha az bulunmuşlar diğer ülkelerdeki ergenlere göre. Özetle şunu demek istiyorum: İnsanların birçoğu aşırı kilolu olduklarının ya da şişman olduklarının farkındalar, bundan kurtulmak istiyorlar, bunun yaratacağı sağlık sorununun farkındalar ama bu halletmesi kolay bir sorun değil. Öncelikle şişmanlığı engelleyebilecek iyi politikalarımız olmalı ama aşırı kilo ve şişmanlık sorunu bir kere baş gösterdikten sonra bunun yönetimi için de güçlü, çok yönlü stratejilere ihtiyaç var. Davranış değiştirmek çok zor bir şey, yani hem beslenme alışkanlıklarını değiştirmek zor hem fiziksel aktivite alışkanıklarını değiştirmek zor hem de “sağlıklı – şişmanlatmayan gıda”ya erişim çok zor. Herkes biliyor sebze meyve yemek iyidir de günümüz koşullarında bu hayat pahalılığında sağlıklı kalmak zor. Zaten yoksullukla obezite arasındaki ilişki buradan geliyor. Özellikle düşük kaliteli, besleyici değeri az olan ama şişmanlatıcı öğeleri fazla olan gıdalara erişim çok kolay, çok ucuz ama daha sağlıklı gıdaya erişim az. Fiziksel aktivite olanakları son derece sınırlı yaşadığımız kentlerin koşulları nedeniyle. Sadece bireylerin farkındalığını artırıp bütün sorumluluğu onların üzerine kurmak şişmanlığın yönetiminde etkili bir strateji değil.

Yetersiz ve yanlış beslenmeden dolayı bir uçta boy kısalığı, diğer uçta obezite var. Okullarda öğrencilere ücretsiz yemek sunulmaması ciddi bir tartışma konusu. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Okullarda ücretsiz ve sağlıklı yemek verilmesi, benim de üyesi olduğum TTB’nin çok desteklediği ve savunduğu bir strateji. Özellikle yoksul çocuklar için okul yemeği, hiç değilse günde bir kez sağlıklı yani her anlamda sağlıklı, çeşitliliği açısından, içerdiği proteinler ve diğer içerikler açısından çok önemli ve belki de tek fırsat. Bunu o yüzden çok destekliyoruz.

sebze
Herkes biliyor sebze meyve yemek iyidir de günümüz koşullarında bu hayat pahalılığında sağlıklı kalmak zor. (Görsel: Pixabay)

Obezitenin sisteme yönelik sebepleri daha fazla

Hem şişmanlık hem gelişme geriliği olarak tarif ettiğimiz yaşına göre, boyuna göre birçok çocuğun geri olması malnütrisyon yani beslenme bozukluğu olarak tarif ediliyor. Obezite de bir beslenme bozukluğu; gelişme geriliği de bir beslenme bozukluğu ve bunun hem bireysel hem yapısal yani sisteme yönelik sebepleri var demiştik. Sisteme yönelik sebepleri daha fazla çünkü sistemle ilgili faktörler yani olanaklarımız, nelere sahip olduğumuz, nelere erişebildiğimiz bizim davranışlarımızı da belirliyor yani olmayan bir şeyin pratiğini yapamazsınız, erişmeye çalışamazsınız. Dolayısıyla obezitenin yönetimininde de toplumsal düzeyde başarı elde edebilmek için devletlere, hükümetlere yani sisteme ait faktörlere çok önemli bir görev düşüyor. Zaten bu tür meseleleri sağlığın geliştirilmesi kavramı adı altında ele alıyoruz.

Sağlığın geliştirilmesinin beş tane ilkesi var. O ilkelerin birincisi sağlıklı kamu politikaları yaratmak. Sağlıklı kamu politikaları yaratmak deyince sağlıkla ilgili konularda ve obezitede de sorumlu olarak sadece sağlık sektörünü düşünmeyelim. Diğer başka sektörlerin de aktiviteleri, aldığı kararlar, yaptıkları birtakım eylemler, yani tarım sektöründen tutun ulaşım sektörüne ve iletişim sektörüne kadar onların faaliyetleri de sağlığı etkiliyor çünkü sağlık çok sektörlü bir mesele. Obeziteyle mücadele de çok sektörlü yaklaşım gerektiriyor. Yani sadece Sağlık Bakanlığının ya da sağlık sektörünün tek başına yapabileceği bir şey değil. Marketlerde gıdaların nasıl etiketlendiğinden hangi gıdanın nereye nasıl konulup reklamının nasıl yapıldığına kadar medya ve birçok başka sektör de obezitenin yönetiminde… Burada gerçekten bireye düşen sorumluluk göreli olarak çok daha küçük, o sistemin içinde ne yapabilirseniz… Bireye düşen en önemli şey anne babalardan başlayarak çocukların ve herkesin farkındalığını artırmak. Ama şu çok tuhaf bir şey: Siz okulda çocuğa sağlıklı beslenme dört yapraklı yonca yani protein, karbonhidrat, meyve, sebze anlatıyorsunuz ve zil çalıyor, kantine gidiyorlar kantinde gazlı içecekler, berbat birtakım tostlar, bisküvi gibi sağlıksız yiyeceklerden başka hiçbir şey yok. Ben burada size bireyin rolünü soruyorum. Birey biliyor, hazır, motive ve sağlıklı yiyeceğe yönelecek. Çocuk aşağı iniyor ve sistem ona elvermiyor. Dolayısıyla her düzeyde yani okullar, şehirler, kampüsler, mahalleler ve tabi sonuçta bir ülke olarak şişmanlıkla mücadelede sistemin rolü çok çok önemli. Sistemin rolü çok önemli olunca devletlerin, hükümetlerin halkına sağladığı olanaklar da çok belirleyici oluyor. Sağlıklı gıdaları erişilebilir kılarsanız obezite için çok faydalı, insanları yakalayıp sağlık merkezlerine yönlendirmekten daha faydalı. Tabi yönlendirmek de gerekli bir şey fakat yeri yanlış, yöntemi yanlış. Onun da yapılması lazım dediğim gibi ikincil koruma. O da Aile Sağlığı Merkezlerinde yapılabilir.

öğrenci
Siz okulda çocuğa sağlıklı beslenme dört yapraklı yonca yani protein, karbonhidrat, meyve, sebze anlatıyorsunuz ve zil çalıyor, kantine gidiyorlar kantinde gazlı içecekler, berbat birtakım tostlar, bisküvi gibi sağlıksız yiyeceklerden başka hiçbir şey yok. (Görsel: Pixabay)

İnsanlar sağlıklı beslenmeye erişemiyor

Gıda enflasyonunun bu kadar yüksek olduğu bir ortamda, birey sağlıklı olmak istese bile ne yapabilir?

Biz halk sağlığı perspektifinde önce hizmetler/gereklilikler erişilebilir mi diye bakarız. Şimdi bütün dünyada Türkiye’de de böyle aşı olmama, aşı tereddütü problemi var. Orada da doğru bakış açısı için önce biz şuna bakacağız: Aşı var mı? Aşı erişilebilir mi? Sürekliliği var mı? Mesela bugün gidiyorum bugün yok, 3 gün sonra gel, bir daha gidiyorum 1 gün sonra gel… Bu da insanları aşı olmamaya sevk eden bir şey. Bağışıklama hizmeti sunanların kendi tereddütleri bile var. Önce bu olumsuzlukların olmadığından emin olmak, sonra bireysel faktörlere odaklanıp aşı olmak iyidir, lütfen aşı olun sizi eğitelim gibi insanlara, bireye yönelik stratejiler lazım. Bu birçok alanda böyle, şişmanlıkta da böyle. Sağlıklı beslenme alışkanlığında da böyle. Önce sağlıklı beslenmeye erişebiliyor mu insanlar? Sosyo-ekonomik durumlarından bağımsız olarak insanlar erişebiliyorlar mı? Bunları sağladıktan sonra dediğim gibi her sosyo-ekonomik gruptan insanın en temel sağlıklı yiyecek içeceğe erişimi mümkün mü? Ondan sonra insanlar peki neyin sağlıklı olduğunu biliyor mu vs. Elbette onun da önemi var ama sistemle ilgili faktörler ortada olmadıktan sonra ne yapabiliriz?

Öte yandan şu tür çalışmalar da var ve çok önemsiyorum: Aynı sınırlı bütçeyle iki aile düşünün. Birisi daha sağlıklı şeyler alıyor eve getiriyor, birisi sağlıksız şeyler alıyor. Yani 10 lirayla siz daha sağlıklı şeyler yapabilirsiniz ötekisi başka… Bunlar da tabi ki önemli, demek ki o zaman sınırlı bütçeyle daha sağlıklı şeyler alabilen kişiler daha iyi biliyorlar. O yüzden biz insanların bilmesi, farkındalığı gibi şeylere çalışmalıyız ama sağlığın geliştirilmesinin ilk ilkesi önce sağlıklı kamu politikaları olacak. Yani sağlıklı gıdayı erişilebilir kılacağız, sonra ikinci madde diyor ki bireysel becerileri geliştirin, insanlar bilsin: 10 lirayla onu mu alayım bunu mu alayım? Aynı zamanda bir tutarlılık da olsun.

Şişmanlıkla mücadele sigarayla mücadeleye benziyor

Önce sağlıkta erişim sağlayabiliyor muyuz? Örneğin sağlıklı gıdaya? Aynı zamanda bireyleri güçlendirebiliyor muyuz? Sigarayla mücadele konusunda baya deneyimlidir sağlık dünyası. Çok zorlu bir mesele, geliri çok yüksek ticari bir ürün olması sebebiyle şişmanlıkla mücadele de buna çok benziyor. Büyük bir bağımlılık sorunu da var yani iştah merkezlerini uyaran, o sağlıksız gıdalara bağımlılık yapmayı strateji olarak kullanan bir strateji yürütülüyor. Bilerek, isteyerek çocuklar daha bebeklikten başlayarak o tada alışıyorlar. Bu, bilimsel olarak gösterilmiş bir şey. Yani iştah merkezlerini uyararak açlığını kontrol etmekte zorlanan, sürekli o sağlıksız gıdaları yeme isteği duyan bir jenerasyon yetiştiriliyor. Bunların hepsi mücadele edilmesi gereken stratejiler. Böyle bir dünyada bireyler aslında çok tehlikeli bir çevrenin içindeler. En başta söylediğim, obezojenik/şişmanlatıcı çevreyle bireyin tek başına mücadele etmesi çok zor. İkisiyle birlikte ama daha çok sistemle ilgili faktörlerle mücadele etmemiz lazım.

Prof. Dr. Sibel Sakarya: Büyük bir bağımlılık sorunu da var yani iştah merkezlerini uyaran, o sağlıksız gıdalara bağımlılık yapmayı strateji olarak kullanan bir strateji yürütülüyor. Bilerek, isteyerek çocuklar daha bebeklikten başlayarak o tada alışıyorlar. (Görsel: Koç Üniversitesi)

Sağlığın Ticari Belirleyicileri obezitenin göbeğinde

Sağlığın Sosyal Belirleyicileri meselesini biz halk sağlığı uzmanları çok önemseriz. Sağlığın asıl belirleyicileri gelir, yaşadığımız çevre, çalıştığımız ortam, yediklerimiz-içtiklerimiz, sahip olduğumuz kaynaklar, kaynakların eşit dağılıp dağılmadığı, kaynaklara erişimdeki haklarımızın neler olduğu gibi. Tıpkı onun gibi çok önemli bir kavram ama göreli yeni bir kavram olan Sağlığın Ticari Belirleyicileri obezite meselesinin tam göbeğine denk düşen bir şey. Gerçekten sağlığımızı ticari kaygıların son derece belirlediği bir dünyada yaşıyoruz. Önce şişmanlatıp sonra o şişmanlığın düzeltilmesi için insanların aklını karıştıran, onun için yöntemler, metotlar ve sistemler oluşturan bir ortam var. Bireyin gerçekten tek başına mücadele etmesi mümkün değil, sistemle mücadele etmek lazım. Bu da çok romantik gelmesin, yolları var. Mesela okulda ücretsiz yemek vermek bunun basit yollarından bir tanesi.

Şişmanlıkla mücadele ve sistem

Sağlığı Geliştiren Okullar var Türkiye’de, sağlığı geliştirme stratejisi. Sağlık Bakanlığıyla Millî Eğitim Bakanlığı arasında yapılmş bir protokol var. Bu da sisteme yönelik güzel bir müdahale. Sağlığı geliştiren okulların kantininde bu tür yiyecekler içecekler satılmıyor. Çocuklar derste öğrendiklerini aşağıya indikleri zaman pratikte uygulayabiliyorlar. O okulların bahçeleri otopark olarak kullanılmıyor ve çocuklar hareket edebiliyorlar, o okullarda beden eğitimi derslerinde “boşver matematik yapalım” denmiyor, güzelce beden eğitimi dersi yapıyorlar. Yani bunlar da işte sisteme yönelik müdahaleler ama okullardaki kantinlerin ihalelerindeki işleyişi bilirsiniz. Oralarda da bir mücadele oluyor. Biz bir çalışma yapmıştık; ben ve hem pediatrik endokronolojiden hem erişkin endokronolojisinden akademisyenlerin katılımı ve İBB iş birliği ile. Obeziteyi Değiştiren Şehirler ismi ile. Yani biz şehri nasıl dizayn edersek obeziteyi değiştirebiliriz diye ki orada da hep ortaya çıkan şey sisteme yönelik müdahaleler oldu. İnsanlar fiziksel aktivite yapmak için yer istiyorlar mesela yüzmek istiyorlar. İnsanların sağlıklı olmak için bir fikri var, ne yapmak istediklerini biliyorlar, motiveler, akıllarına koymuşlar. Hafta sonu aile eğlencesi olarak AVM’lere gitmek yerine yani anne-baba-çocuk AVM’ye gidip iki alış-veriş yapıp gıda katına çıkıp orada patates kızartması yemek yerine parklarda dolaşmak istiyorlar. Eğer şehirlere daha fazla yeşil alan yaparsak bu da çevreye/sisteme yönelik bir müdahale. Bize göre çok daha gelişmiş daha zengin Avrupa ülkelerinde çocuğu sportif faaliyete götürmek, o kurstan bu kursa yazdırmak diye bir şey yok çünkü spor yapmak, fiziksel aktivite günlük hayatın içinde normal bir şey. İnsanlar bir yerden bir yere yürüyerek gidiyorlar, okullarına yürüyerek gidiyorlar. Şehirlerimiz öylesine tasarlanmış ki çocuğa spor yaptırmak için ancak bir kursa yazdırmak zorundasınız. Başka türlü yürümenin, hafta sonu havanın tadını çıkarmanın bir yolu yok. Şişmanlıkla mücadele etmek istiyorsak buralara müdahale etmemiz lazım.

Önce şişmanlatıp sonra o şişmanlığın düzeltilmesi için insanların aklını karıştıran, onun için yöntemler, metotlar ve sistemler oluşturan bir ortam var.

O zengin ülkeler dediğim ülkeler çok daha mütevazı hayatlar yaşıyorlar aslında bu anlamda. Her anlamda yani tüketim alışkanlıkları açısından da böyle beslenme alışkanlıkları açısından da böyle. Belki duymuşsunuzdur çok sık karşınıza çıkan bir terimdir: Kışkırtılmış sağlık hizmeti deniyor… Türkiye’de yıllık kişi başına sağlık hizmetlerine başvuru sayısı 11 yani kışkırtılmış sağlık hizmet tüketimi var ama sonucunda toplum sağlığına yansıyan bir tarafı yok. Aynı kışkırtılmış tüketim her alanda, yiyecek alanında da öyle, yoksulluğa rağmen öyle.

Şişmanlık kişisel bir başarısızlık değil

Damgalamaya yönelik bir çalışmadan bahsettiniz, onu sakıncası yoksa paylaşabilir misiniz?

Bu çalışmayı henüz yapıyoruz; tıp öğrencilerinde yapıyoruz. Tıp öğrencilerinin erken dönemleri ile son dönemleri arasında şişmanlık ve şişmanlık sorunu olan kişiye yaklaşım açısından bir tutum değişikliği oluyor mu buna bakıyoruz. Kilolu insanlara yönelik bir stigma(damgalama) var toplumda; bizim baktığımız daha çok sağlık hizmet sunumunda bir stigma söz konusu mu? Yani şişmanlığı bir kişisel başarısızlıkmış gibi görme, düşünme ve kendisine başvuran kişiyle ilgili bu tür önyargılarla davranma var mı diye baktığımız bir çalışma. Böyle bir ön yargı ve damgalama toplumda da var sanki şişmanlık bir başarısızlık ve sanki kötü alışkanlıklarının sonunda olmuş gibi; bu tutum şişmanlığının yönetilmesinin önündeki önemli engellerden biri aslında.

TLC gibi kanallarda gösterilen “hadi yapabilirsin”, “zorla kendini” gibi motivasyon içeren programlar, reklamlar ve filmler etkiliyor mudur konunun bireyselleştirilmesini?

Bu tam yumurta-tavuk-yumurta ilişkisi gibi. O filmler de zaten oradan ilhamlanarak yapılıyor olasılıkla ama o filmleri gördükçe de daha fazla önyargı oluşuyor. Hatırladığım kadarıyla Ağır Yaşamlar diye bir program vardı. O insanlar obezitenin en uç tarafında olan veya çok desteğe ihtiyacı olan insanlar. Tam bir multisidipliner sağlık ekibi ile yönetilmesi gereken bir aşama, önemli bakım sorunları da var bu kişilerin.

Buna çok benzer bir şey mesela kanser meselesinde de benim çok aklıma takılır. “Kanserle mücadeleyi kazandı veya kaybetti” diye yaygın kullanılan bir anlatı vardır. Ben bu tür yorumlara karşı olanlardan birisiyim. Ağzımızdan çıkanlar önemli oluyor; bu tür konuşmalar kronik hastalıkların iyi veya kötü yönetiminin bütün sorumlulupğunu kişiye/hastaya yüklüyor. Kazanmak veya kaybetmek kişisel bir başarı veya başarısızlık nedeni gibi anlaşılıyor. Sanki kişi kendi direnciyle, kendi iradesiyle başarmış veya tersi gibi. Halbuki kronik sağlık sorunlarının sonuçları pek çok faktörle ilişkili. Sorunun türü, evresi, kişinin/hastanın içinde bulunduğu şartlar, geliri, yaşam koşulları, sosyal desteği gibi… Bu tür terimleri de gereksiz ve işi zorlaştıran şeyler olarak görüyorum. Kişilerin tek başına kazanabileceği bir şey değil.

Şişmanlıkta büyük parça çevresel faktörler

Argümanlardan bir tanesi de yani obeziteyle mücadele eden kişilerin motivasyonunu azaltan şeylerden birisi de şişmanlığın genetik olduğu. Elbette genetik bir komponenti var ve epigenetik dediğimiz yani çevre ve genetiğin etkileşimi önemli ama şu kesin: Şişmanlıkta büyük parça yani katkının büyük bölümü davranışsal ve çevresel sistemle ilgil faktörlere gidiyor. Daha az bir kısmı genetik ama bu genetik kısmından muzdarip olan insanlar için önemli bir sorun elbette ama o zaman da başka müdahaleler söz konusu. Fakat şöyle bir bilgi de var: Genetik komponenti olan obezitede bile yine de fiziksel aktivitenin etkili olduğunu gösteren çalışmalar var. Yani değiştirilemez dediğimiz genetik faktörlerin söz konusu olduğu durumlarda bile, sağlıklı beslenme ve fiili aktivite ile iyi sonuçlar alabilmek mümkün. Bunun için de en çok destekleyici çevreler oluşturmak ve sağlıklı kamu politikaları geliştirmek gerek; bireylerin güçlendirilmesi de dâhil olmak üzere.

Etiketler: bağımlılık, çevre, çocuklar, damgalama, genetik, kilo, obezite, obezojenik, sağlıklı beslenme, şişmanlık, yoksulluk
GazeteBilim 15 Mayıs 2025
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Önceki Yazı beslenme Sağlıksız beslenmeden en çok çocuklar etkileniyor
Sonraki Yazı “Mustafa Kemal Paşa Samsun’da”

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Uyku ve oral mikrobiyom: Gece boyunca ağız içinde neler olur?

Uyku sırasında yalnızca bedenimiz değil, ağız içindeki mikrobiyal yaşam da değişir. Sabah uyandığımızda hissettiğimiz birçok değişimin arkasında, gece boyunca yeniden…

Sağlık
13 Mayıs 2026

Hantavirüs hakkında tüm detaylar: Dr. Semih Tareen anlatıyor!

Bu röportajımızda Dr. Semih Tareen ile Hantavirüs hakkındaki tüm detayları konuşacağız.

Sağlık
11 Mayıs 2026

Kapsamlı ikiz çalışması, narsisizm hakkında şaşırtıcı bir bulguyu ortaya çıkardı

Almanya'da yapılan büyük ve geniş kapsamlı bir ikiz aile çalışmasından elde edilen veriler, narsistik eğilimlerin paylaşılan bir aile ortamından ziyade…

Psikiyatri
8 Mayıs 2026

Bileğimizdeki küçük laboratuvar: Giyilebilir teknolojilerin rehabilitasyondaki gücü

Giyilebilir teknolojiler, siz fark etmeden vücudunuzdaki küçük sinyalleri yakalayarak, sağlık ekibinizin olası krizlerin önüne geçmesine yardımcı olabilir.

Sağlık
5 Mayıs 2026
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?