MIT ve uluslararası araştırma ekiplerinin yürüttüğü kapsamlı gelecek simülasyonu, 2050 yılına doğru temel kaynaklara erişimde küresel bir uçurumun derinleşeceğini gösterdi. Türkiye’nin yer aldığı jeopolitik havzada en kırılgan kesimlerin bütçesini yüksek enerji faturaları ve tırmanan gıda maliyetleri tüketebilir.
Amerikan Jeofizik Birliği’nin (AGU) akademik yayını Earth’s Future dergisinde yayımlanan çok sektörlü yeni modelleme çalışması, iklim krizinin salt bir çevre sorunu değil, doğrudan hanelerin bütçesini vuran bir bölüşüm şoku olduğunu ortaya koydu. MIT, Tulane ve Tufts üniversiteleri araştırmacılarının yürüttüğü çalışma; nüfus eğilimleri, gayri safi yurtiçi hasıla, hidrolojik havzalar, arazi kullanımı ve enerji politikalarını içeren 3 bin 735 farklı gelecek senaryosunu masaya yatırdı.
Araştırma, küresel ve bölgesel makroekonomik ortalamaların ardına saklanan derin eşitsizliklerin, özellikle gelir adaletsizliği yaşayan ülkelerde dar gelirlileri savunmasız bırakacağına işaret ediyor.
Türkiye’nin havzasında en büyük risk: Çift haneli enerji faturaları
Araştırmanın temel aldığı Küresel Değişim Analiz Modeli (GCAM), dünyayı 32 sosyoekonomik bölge üzerinden simüle ediyor. Türkiye bu mimaride “AB Dışı Avrupa” bloğunda sınıflandırılırken, Akdeniz, Doğu Avrupa ve Orta Doğu havzalarıyla doğrudan kesişim noktasında bulunuyor.
Modelin Türkiye ve çevresine dair projeksiyonları, geleceğin en büyük tehdidinin “enerji yoksulluğu” olacağını net biçimde ortaya koyuyor:
- Bütçeyi Yutan Faturalar: Çevre havzalarda en yoksul yüzde 10’luk dilimin konut enerji giderleri (elektrik, doğalgaz, ısınma), toplam gelirlerinin %11,3 ila %18,9’una kadar tırmanıyor.
- Uçurumun Boyutu: Aynı bölgelerdeki en üst gelir diliminde enerji masrafının gelire oranı yalnızca %1,7 ila %5 bandında seyrediyor.
- Sosyal Denge Uyarısı: Araştırmacılar, temel enerji faturalarının hane bütçesinde çift haneli paylara ulaşmasının, dar gelirlilerin diğer temel ihtiyaçlarını tamamen karşılanamaz hale getireceği uyarısında bulunuyor.
Fırat-Dicle ve Akdeniz havzalarında su ve tarım baskısı
Çalışma, yalnızca makroekonomik verileri değil, Türkiye’nin de ana can damarları olan su havzalarını da mercek altına alıyor. Fırat-Dicle ve Akdeniz havzalarındaki hidrolojik stresin simülasyonları, tarımsal üretim üzerindeki risklerin gıda fiyatlarını kalıcı olarak yukarı iteceğini gösteriyor:
- Tarımsal Maliyet Artışı: Artan su çekim maliyetleri ve kuraklık baskısı, tarımsal verimlilikte dalgalanmalara yol açıyor.
- Gıda Enflasyonu Riski: Gıda arzındaki zorlanma, özellikle gelirinin büyük kısmını beslenmeye ayıran alt gelir gruplarında hayat pahalılığını yapısal hale getiriyor.
Küresel resim: Yoksullar gelirinin yarısını gıdaya ayırabilir
Türkiye’nin komşusu olduğu bölgelerde enerji ve tarım baskısı tırmanırken, küresel güneyde tablo hayati bir kriz seviyesine ulaşıyor. Simülasyon medyanlarına göre, Sahra Altı Afrika’da en yoksul yüzde 10’luk kesim 2050 yılında gelirinin neredeyse yarısını (%42 ila %49,6) sadece temel gıdaya harcamak zorunda kalabilir.
MIT Enerji İnisiyatifi araştırmacısı Jennifer Morris, bu tablonun yıkıcı etkisini şu sözlerle özetliyor:
“Gelirinizin çok büyük bir bölümünü tek bir temel ihtiyaca bağladığınız an tüm yaşam dengeniz dağılır; çünkü sağlık, barınma, ısınma ve eğitim gibi yaşamsal hiçbir gereksinim için elinizde kaynak kalmaz.”
“Ortalamalar yanıltıyor, en kırılgan kesimler görünmez kılınıyor”
Çalışmanın başyazarı Dr. Gi Joo Kim (Tulane Üniversitesi), karar vericilerin sıklıkla başvurduğu “ulusal ve bölgesel ortalama” verilerinin tehlikesine dikkat çekiyor:
“Politikalarınızı sadece genel ortalamalara bakarak tasarlarsanız, kriz anında ilk yıkılacak olan en alt gelir dilimlerini tamamen gözden kaçırırsınız. Ortalama refah artışı, tabandaki yoksulun faturalar altında ezildiği gerçeğini perdelememeli.”
Böyle giderse 2050 yılı, temel faturaların dahi karşılanamadığı derin bir eşitsizlik dönemine dönüşebilir.
Kaynak: https://agupubs.onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1029/2025EF007585

