Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir öğrencinin okul önünde ateş açarak en az 11 kişiyi yaralaması, okul şiddetinin münferit olaylarla açıklanamayacağını bir kez daha gösterdi. GazeteBilim’de daha önce yayımladığımız değerlendirmeler ortak bir noktaya işaret ediyor: Okullardaki şiddet yalnızca “sorunlu çocukların” değil; toplumsal şiddet ikliminin, dışlanmanın, silaha erişimin ve ihmal edilen koruyucu hizmetlerin sonucudur.
Manisa’nın Turgutlu ilçesindeki bir mesleki ve teknik Anadolu lisesinin önünde 22 Eylül sabahı silahlı saldırı düzenlendi. İlk açıklamalara göre dokuzuncu sınıf öğrencisi olan saldırgan, en az 11 kişiyi yaraladı. Şüpheli yakalanırken saldırının nedeni hakkında soruşturma başlatıldı.
Bu saldırı, GazeteBilim’de daha önce farklı yönleriyle ele aldığımız okul şiddeti tartışmasını yeniden gündeme getiriyor. Olayı yalnızca bir öğrenciye, aileye, psikiyatrik tanıya veya bilgisayar oyunlarına bağlamak, sorunun toplumsal ve kurumsal kaynaklarını görünmez kılıyor.
Çoktan endişelenmemiz gerekiyordu
Okul saldırıları kitlesel ve rastgele olmaları nedeniyle büyük ilgi çekse de genellikle daha önce önemsenmeyen şiddet biçimlerinin ulaştığı uç noktalardan birini oluşturuyor. Akran zorbalığı, aile içi şiddet ve gündelik saldırganlık zaten toplumun farklı alanlarında görünür durumda bulunuyor.
Saldırganların mutlaka başarısız, disiplin sorunu yaşayan veya psikiyatrik hastalığı bulunan gençler olduğu düşüncesi de gerçeği yansıtmıyor. Yalnızca bireysel özelliklere odaklanmak, saldırıyı hazırlayan koşulları gözden kaçırıyor.
Dışlanma ve silaha erişim
Sosyal dışlanma, zorbalık, yalnızlık ve aile desteğinin yetersizliği önemli risk etkenleri arasında bulunuyor. Fakat bunları tek başına saldırıların nedeni saymak zor. Zorbalığa uğrayan çocukların büyük çoğunluğu şiddete yönelmiyor; dolayısıyla bu tür vakalarda zorbalık iddiasını saldırıyı açıklayan veya meşrulaştıran hazır bir gerekçeye dönüştürmek gerekmiyor.
Silaha erişim ise bireysel bir krizin kitlesel saldırıya dönüşmesini kolaylaştırıyor. Manisa’daki olayda kullanılan silahın düşündürdüğü ihtimal, evlerdeki ateşli silahların çocuklar bakımından yarattığı tehlikeyi yeniden hatırlatıyor.
Şiddet toplumun kılcal damarlarında
Şiddetin gündelik hayatın her alanına yayılması ve olağan kabul edilmesi de bir tür toplumsal patlamayı oluşturuyor. Ekonomik eşitsizlik, yoksunluk, adaletsizlik duygusu, cezasızlık ve geleceksizlik görmezden gelindiğinde şiddet, çözülmeyen toplumsal sorunların bir belirtisine dönüşebiliyor.
Bu tabloyu psikiyatrik rahatsızlıklara indirgemek hem bilimsel olarak yanıltıcı oluyor hem de ruhsal hastalıklarla yaşayan insanları damgalıyor. Böyle bir açıklama, toplumsal ve kurumsal sorumlulukların üzerini örtüyor.
Okul neden koruyucu olamıyor?
Okul, çocukların yetişkinlerle, arkadaşlarıyla, kurallarla ve ortak yaşamla ilişki kurduğu temel kurumlardan biri. Güvenli ve adil bir okul ortamı şiddete karşı koruyucu olabilir.
Buna karşılık okulun yalnızca sınav, rekabet ve disiplin mekanizmasına dönüşmesi; öğrenciyle öğretmen arasındaki güvenin aşınması, aidiyet duygusunu zayıflatır. Okul saldırıları bu açıdan eğitim kurumunun gençlerin gözünde yaşadığı anlam ve otorite kaybının da bir ifadesini oluşturuyor.
Okul, toplumun dışında değil. Şiddet kullanarak sonuç almanın olağanlaştığı, güçlü olanın haklı sayıldığı ve kuralların kişilere göre değiştiği bir toplumsal iklimde çocuklar da bu durumdan etkilenir. Adil kuralların uygulandığı ve öğrencilerin kendilerini güvende hissettiği bir okul iklimi zorbalığı azaltırken, dışlama ve güvensizlik ise riskleri büyütür.
Yasaklar ve ağır cezalar yetmez
Şiddet olaylarından sonra bilgisayar oyunları, diziler ve sosyal medya hızla suçlanıyor. Oysa bunların hiçbiri tek başına bir çocuğu saldırgana dönüştürmez. Şiddet içerikleri duyarsızlaşmaya yol açabilir veya saldırı biçimlerine örnek oluşturabilir; ancak bütün sorumluluğu ekranlara yüklemek sorunu çözmez.
Ağır cezalar ve okul kapısındaki güvenlik önlemleri de yalnızca kriz anına müdahale eder. Bunlar yeterli sayıdaki psikolojik danışmanın, zorbalığa karşı önleyici çalışmaların ve adil bir okul ortamının yerini tutamaz. Bir uzmanın yüzlerce, hatta binlerce öğrenciden sorumlu olduğu sistemde risklerin erkenden fark edilmesi mümkün değildir.
Sorun okul kapısında başlamıyor
Manisa’daki saldırı yalnızca bir öğrencinin hikâyesi veya bir okulun güvenlik açığı olarak ele alınırsa kısa süre sonra unutulacaktır. Şiddeti önlemek için çocukların silahlara erişimi engellenmeli, psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmeli, zorbalıkla sistemli biçimde mücadele edilmeli ve çocuklar eğitim sisteminin dışına itilmemelidir.
Her şeyden önce toplumun şiddetle kurduğu ilişki değişmelidir. Çünkü çocuklar şiddeti yalnızca ekranlardan değil; evden, sokaktan, okuldan, siyasetten ve yetişkinlerin davranışlarından öğreniyor.
Manisa’da yaşananlar yeni bir sorunun başlangıcı değil, uzun süredir olağanlaştırılan şiddet zincirinin ne yazık ki yeni bir halkasını oluşturuyor.

