Yaklaşık 110 yıldır biyologlar, evcil kedilerin böbreklerinde neden olağanüstü miktarda yağ depolayan küçük yapılar, yani lipid damlacıkları, bulunduğunu anlamaya çalışıyordu. Iwate Üniversitesi’nden Profesör Masao Miyazaki ve meslektaşları, bu lipid damlacıklarının kimyasal bir rezervuar görevi gördüğünü ve kedilerin idrarlarındaki koku zamanla değişse bile istikrarlı bir koku imzasını korumalarına yardımcı olduğunu öne sürüyor.
Çeviri: Emine Öykü Güner
GazeteBilim Yazı İşleri
Bölgelerini koku yoluyla işaretleyen hayvanlar temel bir sorunla karşı karşıyadır: Kokuyu oluşturan moleküller çevreye bırakıldıktan sonra zamanla buharlaşır ve parçalanır. Bu nedenle, hayvan bölgeden çoktan ayrılmış olsa bile geride bıraktığı kimyasal mesajın içeriği ve karakteri zaman içinde değişebilir.
Kediler ise bu sorunun üstesinden oldukça sıra dışı bir yöntemle geliyor. Onlar daha önce memeli idrarında veya diğer vücut salgılarında belgelenmemiş bir bileşik sınıfı olan 13 dallı zincirli yağ asidi (BFA) seti kullanarak bu sorunun üstesinden gelir.
Yeni araştırmaya göre her kedinin, bu yağ asitlerinden oluşan kendine özgü bir kombinasyonu ve oranı bulunuyor. İdrarda yer alan ve kolayca buharlaşan birçok kimyasal bileşiğin aksine, bu özel kimyasal “parmak izi” zaman içinde büyük ölçüde sabit kalıyor. Dallanmış zincirli yağ asitleri yavaş buharlaştıkları için, idrar bırakıldıktan sonra en az bir gün boyunca çevrede tespit edilebiliyor.
Profesör Miyazaki, “Kedilerin böbreklerindeki lipid damlacıklarının varlığı bir asırdan fazla süredir biliniyor, ancak kedilerin neden bu kadar çok lipid damlacığına sahip olduğu gizemini koruyordu.” dedi.
Ayrıca Miyazaki, “Bulgularımız, bu yapıların işlevlerinden birinin idrarda istikrarlı bir kimyasal imzayı desteklemek olabileceğini düşündürmektedir. Bununla beraber böbrek lipitlerinde depolanan BFA’ların nihayetinde idrara nasıl salındığı, gelecekteki araştırmalar için önemli bir sorudur.” dedi.
Araştırmacılar, bu bileşiklerin nasıl algılandığını anlamak için kedilerin flehmen tepkisini (hayvanın kokuyu ağzının çatısında bulunan özel bir duyu organına yönlendirmek amacıyla ağzını hafifçe açarak sergilediği hareket) takip etti.
Gözlemler, kedilerin tanımadıkları bireylere ait idrara, kendi idrarlarına kıyasla daha sık flehmen tepkisi verdiğini ortaya koydu. Aynı idrar örneğine tekrar tekrar maruz kaldıklarında bu tepkinin giderek azaldığı, ancak farklı bir kedinin idrarı sunulduğunda yeniden arttığı görüldü.
Araştırmacıların gerçekleştirdiği takip deneylerinde ise diğer idrar bileşenleri sabit tutulmasına rağmen kedilerin yağ asidi karışımlarındaki farklılıkları algılayabildiği belirlendi. Bu bulgu, kedilerin yalnızca bu kimyasal bileşiklere maruz kalmadığını, aynı zamanda bu farklılıklarda saklı bilgiyi gerçekten ayırt edebildiğini ve yorumlayabildiğini gösteriyor.
İncelenen yağ asitlerinin ise neredeyse yalnızca böbreklerde bulunduğu tespit edildi. Bu bileşiklerin, böbrek korteksinde yer alan ve işlevi uzun yıllardır gizemini koruyan lipid damlacıklarının içinde depolandığı anlaşıldı.
Benzer bileşikler ve böbrek lipit damlacıkları, aslanlar, kaplanlar, leoparlar, jaguarlar ve vaşaklar da dahil olmak üzere diğer vahşi kedi türlerinde de ortaya çıktı. Ancak bu türlerin her birinin kendine özgü kimyasal profillere sahip olduğu görüldü.
Bu keşif, kedi idrarı kokusunu yönetme yöntemlerine ışık tutabilir ve yağ asidi profillerinin bireyleri güvenilir bir şekilde işaretlediği göz önüne alındığında, bir gün doğa koruma uzmanlarının, onları hiç görmeden, sadece koku yoluyla izini sürmelerine yardımcı olabilir.
Araştırmacılar çalışmanın sonuçlarını şu sözlerle özetliyor: “Bu bulgular, evcil kedilerde küçük moleküllerden oluşan bireysel kimyasal özelliklerin kararlılığını sağlayan organ düzeyindeki bir mekanizmayı ortaya koyuyor ve kedi ailesinin farklı soylarında rezervuar destekli, çeşitlilik gösteren bir kimyasal altyapının varlığını gözler önüne seriyor.”
Kaynak:
https://www.sci.news/biology/domestic-cat-kidney-lipid-droplets-15005.html
(Son erişim Tarihi: 30.08.2026)

