Etiketlerin en büyüğü, en ötekisi odur. Her yerde ne kadar zararlı olduğuyla ilgili bilgiler anlatılır. Onu nasıl tanırsınız? Ona nasıl davranmalısınız? Gazabından nasıl korunabilir, nasıl baş edebilirsiniz onunla? Ötekidir ama en büyük zaafınızdır. Babanız, sevgiliniz, anneniz ya da kocanızdır. Biraz şansınız varsa patronunuz ya da komşunuzdur. Manipülasyon ustasıdır. Düşünmediğinizi düşünüyor gibi hissetmediğinizi hissediyormuş gibi yansıtır size. Kendinizden şüphelenmenize sebep olur.
Yazan: Saye Daylan
Psikolog
Etiketlerin en büyüğü, en ötekisi odur. Her yerde ne kadar zararlı olduğuyla ilgili bilgiler anlatılır. Onu nasıl tanırsınız? Ona nasıl davranmalısınız? Gazabından nasıl korunabilir, nasıl baş edebilirsiniz onunla? Ötekidir ama en büyük zaafınızdır. Babanız, sevgiliniz, anneniz ya da kocanızdır. Biraz şansınız varsa patronunuz ya da komşunuzdur. Manipülasyon ustasıdır. Düşünmediğinizi düşünüyor gibi hissetmediğinizi hissediyormuş gibi yansıtır size. Kendinizden şüphelenmenize sebep olur. Daha ötesi yoktur. Zehir olur hayatınız. En başta peri masalı gibi görünen bir rüyayken bir an da kabusa dönüşür. Zarafet timsaliydi (kaba saba sözler söyler). Küçük sürprizler yapardı (hastalandığınızda hiç oralı olmaz) Dünyada sizi ondan daha iyi kimse anlayamadı (duvara konuşursunuz).
Kendinizden şüphe edersiniz. Ben mi bu hale getirdim diye düşünmekten alıkoyamazsınız kendinizi. Bir canavarla yaşıyorsunuz ve nereye giderseniz gidin ondan kaçamazsınız. O kocaman korkunç canavarın tek bir korkusu vardır aslında: Sessizlik. Ses var olduğumuzun bir kanıtıdır. Bebekken çıkardığımız sesler etraftakilere ben buradayım, beni görün, ihtiyacımı karşılayın demenin bir yoludur. Biri bizi duyar, bize gülümser. Elimizi tutar, karnımızı doyurur. Asla unutamayacağımız bir imza atar benliğimize: Buradasın, seni görüyorum, yanımda güvendesin.
O kocaman korkunç canavarın tek bir korkusu vardır aslında: Sessizlik. Ses var olduğumuzun bir kanıtıdır.
Narsistte işte bu imza yoktur. Her yerde görür ama ne olduğunu anlayamaz. Çünkü onda yoktur. Görülmemiş, sevilmemiş, ihmal edilmiştir. O imzayı gördükçe daha da hisseder yalnızlığını. Tahammül edemez görmeye. Her seferinde tokat gibi yapışır üstüne eksikliklerinin acısı. Kuru kalabalıklara karışarak susturur içinde feryat eden sesi. Duyulmayan ses de boş bir gürültü değil midir neticede? En kötüsü olmaya başlar. Kendi sesine yabancılaşır. Acı nedir? Nasıl yaşanır? Acıdan nasıl bir ses çıkar, artık bilmez. Ama her zaman bilenler ve ondan bilmesini bekleyenler vardır. İz sahiplerinin arasına karışmak zorunda kaldığında rol yapmaktan başka çaresi yoktur. Ses çıkarır, çıkan sesleri dinler, beklentilere karşılık verir ve hayatına devam eder.
Ses çıkarır, çıkan sesleri dinler, beklentilere karşılık verir ve hayatına devam eder.
Narsistin sesini kapatmaya çalıştığı acıyı açımlamak için ideal bir çocukluğu bilmek gerekir. Çocuk dünyayı kendi becerileriyle deneyimlerken anne ve babanın rolü yalnızca orda bulunmaktır. Yalnızca dediğime bakmayın. Asla basit bir şey değildir bu. Ebeveynliğin en büyük problemi müdahalesiz olamamaktır. Yalnızca orada öylece durabilmek demek çocuk kendi deneyimini yaşarken ona kendi deneyimlerinin sebep olduğu travmaları yansıtmaksızın cesaret vermek ve güvende olduğunu ona hissettirmek demektir. En kısa biçimde tanımlanacak olursa, narsisizm, öznenin başka bir özne tarafından nesnelleştirilmesidir.

Daha anlaşılır bir ifadeyle narsisizm, ebeveynin çocuğu kendi arzuları doğrultusunda kullanmasının sonucudur. Elbette her insan arzularını makul ölçüde gerçekleştirmek ister. Tatmin edilemeyen arzular yok olmaz, uygun bir fırsatta ortaya çıkmak üzere bastırılır. Çocuk sahibi olan ebeveynler için de çocuk, bastırılan arzuların ve karşılanamayan ihtiyaçların giderilmesi için bir ikinci şanstır. Ebeveynlik çocuğunun temel ihtiyaçlarını karşılamak bakımından büyük bir güce sahip olmak demektir. Bu gücü kullanmak büyük bir farkındalık gerektirir. Kendi travmalarını atlatamamış yetişkin bu gücü istemsizce çocuk üzerinde kullanır.
Çocuk sahibi olan ebeveynler için de çocuk, bastırılan arzuların ve karşılanamayan ihtiyaçların giderilmesi için bir ikinci şanstır.
Kendi olmak isteyip olamadığı her şeyi çocuğu aracılığıyla yeniden gerçekleştirmeyi dener. Bu noktada çocuk, ebeveyni ile bağ kurabilmek için ebeveyninin ondan beklentilerini karşılamaya çalışır. Eğer karşılamazsa bakım vereni üzülür, sinirlenir. Bir çocuğun gözünden bu örüntü oldukça nettir. Beklentiyi karşıla ki o mutlu olsun. Mutlu olan ebeveyn çocuğunu sever. Koşullu sevgi bir kara bulut gibi artık çocuğun tepesindedir. Sevilmek için, onay almak için, ihtiyaçlarının karşılanması için bir rolü oynaması gerekir. Başarısız olduğu zaman ebeveynin öfkesi ve küçümsemesiyle karşılaşır. Kendini bütün hayatının dinamiğini oluşturacak o duyguyu hissederken bulur: Yetersiz ve değersiz.

Varlığını yerle bir eden bu hisle baş etmek bir çocuk için oldukça zordur. İşte tam da burada içe dönüş gerçekleşir. Çocuk, hayal dünyası aracılığıyla başarılı olduğu ütopyalar kurar. Orada kendini sever, kahraman olur. Yalnız olduğu zamanlarda ütopyası kurtarıcıdır. Kendini inandırmaya başlamasıyla artı ütopya onun dünyası olur. Başkalarıyla iken değersizlik ve yetersizlik hislerini kamufle etmek için yalnız olduğunda kurguladığı rolü oynar. Kendi acısının sesini kesmek için bütün duyguları bir bir koparır. Öyle ki artık empati kurabileceği bir duygu deneyiminden yoksun kılar kendini.
Başkalarıyla iken değersizlik ve yetersizlik hislerini kamufle etmek için yalnız olduğunda kurguladığı rolü oynar.
Bir narsistle karşılaşıldığında narsisten tam da beklediğimiz imajı görmemiz bu yüzdendir. Narsist beklentileri karşılama rolünü çocukluktan öğrenmiştir. Hissettiği zayıflık hissini mükemmel bir maskeyle gizler. Kendi ütopyasına ötekini dahil ettiği anda artık rol yapmaya ihtiyacı kalmaz. Öteki ile nihayet kendi nesnesini bulur. Ötekinin duygularının narsist için önemi yoktur. Bunun iki nedeni vardır; birincisi narsis yıkıcı duygularıyla baş etmekte zorlandığı için duygularının sesini kısmıştır. ikincisi ise, öteki narsisti zaten mükemmellik maskesiyle sevmiştir. Tıpkı çocukluğundaki gibi koşullu bir sevgi. Zaten narsist için sevginin başka bir biçimi yoktur.
Zayıflığının ifşa olmasından ödü kopar ancak gerçekten sevilmesinin tek yolu da zayıflığının bilinmesiyle mümkündür. Yalnızlık korkusu bir gün gerçekten sevilme ihtimalinden daha ağır basar.
Kendi sevgisi de maskesini sergilediği, kontrol altında tutabileceği koşullu bir yakınlık, aynı zamanda gerçek zayıflık hislerini göremeyecek bir mesafede tuttuğu manipülatif bir ilişki kurar. Çünkü zayıflığının ortaya çıkmasıyla öteki tarafından artık sevilmeyecektir. Narsist öteki olmadan varolamaz. Rol yaparak yaşadığı için muhakkak bir izleyicisi, bir beğeneni olmalıdır. Bu nedenle narsistin en büyük korkusu yalnızlıktır. Karşısında dil döken, konuşan, tepkide bulunan olduğu sürece yalnız değildir. Bu karşılıklı koşullu sevgi ilişkisinde narsist sevilebileceği kadar bir ilişki kurarak terk edilmeme çabasıyla kendini tatmin eder, öteki ise mükemmel tabloyu bir kere daha görme umuduyla narsisti değiştirmeyi amaçlayarak varlığına anlam katmaya çalışır. Sessizliğin temsil ettiği daha büyük bir korku vardır narsist için. Bu korku aynı zamanda en temel arzusudur. Zayıflığının ifşa olmasından ödü kopar ancak gerçekten sevilmesinin tek yolu da zayıflığının bilinmesiyle mümkündür. Yalnızlık korkusu bir gün gerçekten sevilme ihtimalinden daha ağır basar. Öteki’yi öteki yapan da bunu görememesidir.

