Bu yıl düzenlenen Design Week adı altında toplanmış birçok sergi vardı Milano’da. IKEA gibi birçok bina içi tasarımı içeren, parfümeri ürünlerinin sergilendiği fazlasıyla yaratıcı proje vardı.
Elif İnceler
Bunlardan bir tanesi, Mission Aldebaran projesiydi. Sergi alanına girdiğiniz anda sizi karanlık bir oda bekliyor, yüzlerce uzun ince çizgi gibi yapıların içinden yürüyorsunuz karanlığa. Uzun süre yürüdükten sonra, karşınıza devasa bir yapı çıkıyor: tavana asılmış bir aydınlatıcı yarım küre, altında ise yüzlerce el yapımı beyaz çiçek bulunuyor.
Bu şekilde, kendinizi zorunda bırakılmadan, rahatça bütün sergiyi deneyimleyebiliyorsunuz.
Bu aşamada, Marc-Antoine Barrois yeni ürününün kendisine ne hissettirdiğini göstermek istiyor, bulduğu kokuyu nasıl görselleştirdiğini ve serginin sonrasında kendi hazırladığı karikatürlerle projeyi nasıl hazırladığını anlatmak istiyor. Aşağıda gördüğünüz görselde bu anlatımın nasıl yaratıcısı tarafından yaklaşıldığını görüyoruz. Yansımalar ve normal hayatta çok göremeyeceğiniz bir rahatlık içeriyor bu proje; karanlığıyla, az ışıkla yarattığı yansımalarını bir bütün haline getiriyor.
Serginin devamında, Antoine Bouillot (tasarımcı) ve Barrois, Al-Debaran isimli kokuyu sergilemenin getirdiği heyecanı ve sürecini anlatıyor. Bütün sergi boyunca bu kokuyu hissetmiyorsunuz, serginin sonunda size kokuyu deneyimleme fırsatı veriliyor. Bu şekilde, kendinizi zorunda bırakılmadan, rahatça bütün sergiyi deneyimleyebiliyorsunuz.

Yansımalar ve normal hayatta çok göremeyeceğiniz bir rahatlık içeriyor bu proje; karanlığıyla, az ışıkla yarattığı yansımalarını bir bütün haline getiriyor.
Bir başka sergi ise IKEA’nın kendi ürettiği sergisidir. Öyle bir alan yaratmışlardı ki, birçok insanın hem oyun hem üretkenlik adına paylaşabildiği bir ortam söz konusuydu. Hem sergi hem de ortak yaşam alanı yaratmışlardı bir çatı altında. Bu aslında, IKEA’nın marka olarak kendi yaşatmak istediği birçok deneyimden birisi ve belki de en önemlisi.
Öyle bir alan yaratmışlardı ki, birçok insanın hem oyun hem üretkenlik adına paylaşabildiği bir ortam söz konusuydu.
Renkleriyle, insanlarıyla, oyunlarıyla çok farklı bir deneyimdi benim için. Aşağıda bu ortamda çektiğim bir fotoğrafı görebilirsiniz. Gördüğünüz gibi sadece bir ortak yaşam alanı için değil, bu ortamda insanların neler yapabileceği üzerine de büyük yatırım yapmışlardı.
Teknolojik yenilikler ve interaktif görsellik/interaktif paylaşım sağlanan belli başlı köşeleri vardı bu serginin. Bunlardan birkaçı film köşesi, oyun alanı, yemek yiyebileceğiniz görseldeki masa ve birçok farklı alan vardı. Biz hepsini gezemedik ama fazlasıyla büyük olması, Milano’nun bu haftasına yönelik birçok şey anlatıyor. Birçok şirket, start-up ve benzeri kuruluşun katılım sağladığı bu hafta, katılan insan sayısıyla tanınmayı ve interaktif düşünceyi sağlamlaştırıyor.


