Araştırma ekibi yaptıkları çalışmada resimleri oluşturmak için kullanılan boyanın, insan doğum kanı da dahil olmak üzere kanla yapıldığını bildiriyor.
Çeviren: Emine Öykü Güner
Çıplak erkeklerin gururla yürüdüğü sahneler, tüylü bir başlık takmış heybetli bir figür ve antik ritüellerde çalınan davullar ve çanlar. Bunlar, Çin’in Zuojiang Nehri Vadisi’ndeki karst kireçtaşı kayalıkları boyunca bulunan, yaklaşık 2000 yıllık binlerce canlı kırmızı duvar resminden sadece birkaçı.
On yıllardır araştırmacılar, Zuojiang Huashan Kaya Sanatı Kültürel Peyzajı olarak bilinen bu açık hava sanat galerisinin aşırı hava koşullarına nasıl direndiğine hayran kalıyordu. Ancak bu durumun arkasındaki sır ürkütücü olabilir.
Araştırma ekibi yaptıkları çalışmada resimleri oluşturmak için kullanılan boyanın, insan doğum kanı da dahil olmak üzere kanla yapıldığını bildiriyor. Ekip kandaki proteinlerin pigment parçacıklarının kayaya yapışmasına yardımcı olarak onları yağmur ve sıcaktan koruduğunu da belirtiyor. Eğer doğruysa bu çalışma, antik kaya sanatında insan doğum kanının varlığını gösteren ilk çalışma olacaktır. Bu tür kanın varlığı, resimlerin ardındaki kültürü, kayalıklarda tasvir edilen kadın doğurganlık ritüelleri ve üreme kültleriyle doğrudan ilişkilendiren ilk biyokimyasal kanıt olacak.
Cambridge Üniversitesi’nde paleoproteomik uzmanı olan ve çalışmaya dahil olmayan Matthew Collins, “Bu son derece şık ve kapsamlı bir çalışma” diyor. Ancak kanın tam olarak nereden geldiği konusunda herkes hemfikir değil.

Zuojiang Huashan Kaya Sanatı Kültürel Peyzajı, MÖ 5. yüzyıl ile MS 2. yüzyıl arasında, Çin’in güneyinde yaşayan anaerkil, avcı-balıkçı-toplayıcı bir toplum olan Luoyue halkı tarafından yaklaşık 700 yıl boyunca oluşturulmuştur.
Resimler, 260 kilometrelik bir nehir kıyı şeridi boyunca 80 farklı noktada bulunmaktadır.
Bölge düzenli muson yağmurlarına maruz kalmasına karşın sanat eserleri özellikle ülkenin diğer bölgelerinde yüzlerce yıl sonra yapılan duvar resimleriyle karşılaştırıldığında oldukça iyi korunmuştur.
“Pigmentler ana kayaya o kadar sıkıca yapışmış ki, soyulma meydana geldiğinde pigmentlerle birlikte kireçtaşı tabakası da ayrılıyor” diyor Shandong Üniversitesi’nde kimyager olan Meng Wu. “Bu sanat eserinin malzeme stabilitesi uzun zamandır çözülmemiş bir gizemdi.”
Bu sorunu çözmek için Wu ve meslektaşları, uçurumlar boyunca üç farklı noktadan düşen kaya resim parçalarını analiz etti. Ekip, moleküler bileşenlerini haritalamak için örneklerden kızılötesi ışık yansıttı ve nano ölçekli dokularını incelemek için elektron ışınları gönderdi.
Deneyler, Luoyue sanatçılarının boyalarını yapmak için önce ısıl işlem görmüş kireçtaşı ve hayvan kemiklerinden temel bir alçı macunu oluşturduklarını gösterdi. Bu temele su ve kan ekleyerek, sönmüş kireç, kalsiyum fosfat ve pigment için bağlayıcı görevi gören kan proteinleri içeren pürüzsüz, sıvı bir astar karışımı elde ettiler. Kırmızı rengin ise demir oksit bakımından zengin yerel kırmızı kilden geldiği anlaşılıyor.
Örneklerin elektron mikroskobuyla incelenmesi, belirgin katmanlar ortaya çıkardı ve bu da kaya boyama işleminin iki aşamalı bir süreç olduğunu gösterdi. İlk olarak, Luoyue halkı kan içeren sıvı emülsiyonu astar bağlayıcı olarak kaya yüzeyine uyguladı. Daha sonrasında ise kırmızı kil karışımını yarı kuru harcın üzerine boyadılar. Sönmüş kireç atmosferik karbondioksit ile reaksiyona girdiğinde, kan proteinleri kalsiyum karbonatın biyomineralizasyonunu (canlı organizmaların inorganik mineraller üreterek sert veya katı yapılar oluşturması sürecidir) tetikledi ve bu da pigmenti kaya yüzeyine etkili bir şekilde kaynaştırdı.
Edinburgh Üniversitesi’nde kimyager olan ve çalışmaya dahil olmayan Fabio Nudelman, çalışmanın tarih öncesi kaya sanatının yaratılışı ve organik-inorganik kompozitlerin eski çağlarda nasıl kullanıldığı konusunda bazı ilginç bilgiler sağladığını söylüyor.

Ekip kanı analiz ettiğinde hayvan proteinlerinin yanı sıra insan proteinleri de içerdiğini gördü. Wu, “Şok oldum!” diyor. Ardından şu sorular ortaya çıktı: Sanatçılar kendilerini mi kesiyorlardı? İnsanlar boya için mi kurban ediliyordu?
Sonra Wu’nun aklına bir fikir geldi. “O sırada regl dönemindeydim” diyor. Belki de kan daha az şiddet içeren bir yöntemle alınıyordu diye düşündü.
Wu ve meslektaşları kanı daha yakından incelediklerinde, gebeliğin son dönemlerinde artış gösteren prolaktinle uyarılabilir protein ve laktoferrin olmak üzere iki proteinin eser miktarlarını tespit ettiler. Luoyue halkının soy ve mirasın kadın soyundan takip edildiği bir sosyal sistem olan anaerkilliği uyguladığı kaya resimlerinin hamile kadınları ve doğumu tasvir ettiği göz önüne alındığında, araştırmacılar doğum sırasında dökülen kanın kutsal doğurganlık ritüelleri için toplandığını tahmin ediyorlar.
Bakıldığında metrekare başına sadece birkaç mililitre kanın yeterli olduğu görüldü. Collins, “Bence çok dikkatli ve kapsamlı bir çalışma yapmışlar” diyor. Yine de kanın hamile kadınlardan geldiğine dair yeterli kanıt olmadığını da belirtiyor. Bunun nedenlerinden biri insan kanına ait izlerin çok silik oluşu bir diğeri ise 2000 yıl boyunca bir kaya yüzeyinde hava koşullarına maruz kalmanın kimyasal belirtilerini göstermemesidir. Bu da gösteriyor ki bu durum olası bir laboratuvar kirlenmesi belirtisi de olabilir. “Haklı olabilirler ancak elde ettikleri verileri fazla yorumlamış da olabilirler.”
Bu resimlerin ardındaki kesin motivasyonlar muhtemelen bir sır olarak kalacak. Wu, “Luoyue halkıyla görüşmek için zamanda geriye gidemeyiz” diyor. Ancak analizlerin gösterdiği şey bu eski sanatçıların sadece kayalara pigment sürmekle kalmadıkları gelişmiş biyokimyasal mühendisler de olduklarıdır.
Tüm bunları yaparak iki bin yıllık muson yağmurlarının bile silip süpüremeyeceği kadar dayanıklı bir sanat galerisi yarattıkları ise apaçık ortada.
Kaynak: https://www.science.org/content/article/were-these-ancient-rock-images-painted-human-blood (Son erişim tarihi: 27.08.2026)

