26 Ağustos 2026 Çarşamba günü, Nepal ile Tibet sınırındaki dağlık bölgede yaşanan ani sel felaketi, kısa sürede yüzlerce can aldı ve binlerce kişiyi kayıp bıraktı. Olayın hemen ardından ortaya çıkan tablo, dünyanın en yüksek dağ silsilesinin iklim değişikliğiyle birlikte ne kadar kırılgan hale geldiğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Binali Furkan Alper
GazeteBilim Yazı İşleri
26 Ağustos 2026 Çarşamba günü, Nepal ile Tibet sınırındaki dağlık bölgede yaşanan ani sel felaketi, kısa sürede yüzlerce can aldı ve binlerce kişiyi kayıp bıraktı. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, dev bir su ve çamur duvarının binaları, araçları ve köprüleri saniyeler içinde silip süpürdüğü görülüyordu. Olayın hemen ardından ortaya çıkan tablo, dünyanın en yüksek dağ silsilesinin iklim değişikliğiyle birlikte ne kadar kırılgan hale geldiğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Önce deprem mi, buzul çöküşü mü?
Felaketin ilk anlarında farklı açıklamalar birbirini izledi. ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nun (USGS) ilk kayıtları, olayı 4,4 büyüklüğünde bir deprem olarak işaretlemişti; bir baraj patlaması ihtimali de gündeme gelmişti. Ancak Grenoble Alpes Üniversitesi’nden jeomorfolog Kristen Cook, olaya uyandığı andan itibaren Nepal’deki bir sismik istasyondan indirdiği verileri incelediğinde bambaşka bir tablo gördü: kayıtlar, bir depremin tipik ani ve şiddetli sarsıntısından değil, uzun süreli ve alçak frekanslı titreşimlerden oluşuyordu.Bu da büyük bir heyelanın imzasıydı. Columbia Üniversitesi Lamont-Doherty Yer Gözlem Merkezi’nden sismolog Göran Ekström de, dünya genelindeki yaklaşık 200 sismometreden oluşan Küresel Sismografik Ağ verilerini kullanarak olayın gerçek büyüklüğünün 5,7 olduğunu, bunun da son on yıllarda görülen en büyük heyelanlardan biri anlamına geldiğini hesapladı.
Aynı saatlerde uydu görüntüleri de devreye girdi. Planet Labs’ın günlük olarak topladığı 3-5 metre çözünürlüklü görüntülerde, bulutların araya girmesine rağmen, deniz seviyesinden yaklaşık 5.200 metre yükseklikte bir buzulun keskin bir şekilde koptuğu fark edildi. Bu görüntü ilk başta olayı bir “buzul çöküşü” olarak yorumlamaya itti: Kalın bir buz katmanının altındaki kayadan ayrılıp vadiye saatte 150 kilometreye varan hızla aktığı ve nehir seviyesinin 30 dakikada 9 metre yükselmesine yol açtığı düşünüldü.
Ancak Ekström’ün hesaplamaları bu tabloyla örtüşmüyordu: 5 büyüklüğünü aşan bir sismik sinyal üretmek için yüz milyonlarca ton kütlenin hareket etmesi gerekiyordu ki bu da tek başına buzulun taşıyabileceğinden çok daha fazlaydı. Kriyosfer bilimcilerinin buzul çöküşünün açığa çıkarabileceği enerjiyi hesaplaması da, bu enerjinin sadece küçük bir kısmının buzu eritmeye yeteceğini, dolayısıyla tek başına bir buzul çöküşünün “fiziksel olarak” seli açıklayamayacağını ortaya koydu.
Bilmecenin çözümü, o akşam Hindistan Uzay Araştırmaları Örgütü’ne ait bir uydu ile NASA-USGS ortak projesi Landsat-9’dan gelen bulutsuz görüntülerle geldi: Asıl olay, dağın altındaki kayanın devasa bir heyelanla çökmesiydi; buzul ise, Ekström’ün ifadesiyle, bu sürece yalnızca “eşlik etmişti”. Olay, Langtang Lirung Dağı’nın kuzey yamacında, yaklaşık 17.000 fit (5.100 metre) yükseklikte, milyonlarca metrik ton kaya ve buzun aynı anda harekete geçmesiyle yaşanmıştı. Normal koşullarda aylar, hatta yıllar sürebilecek bu tür bir analiz, bu kez bir günden kısa sürede tamamlanabildi. Bunda hem uydu teknolojisindeki gelişmeler hem de dünya çapındaki bilim insanlarının kısa sürede kurduğu bir Slack grubu üzerinden veri paylaşarak hızla iş birliği yapması etkili oldu.
Kademeli afet
Uzmanlar olayı bir “kademeli tehlike” (cascading hazard) olarak nitelendiriyor: önce bir heyelan, ardından bir moloz akışı ve son olarak bir sel. Benzer zincirleme olaylar Himalayalar’da daha önce de yaşanmıştı. 2021’deki Hindistan Chamoli felaketinde 200 kişi hayatını kaybetmiş ve iki hidroelektrik santrali zarar görmüştü.
Nepal’de de 2012, 2015 ve 2017 yıllarında benzer olaylar kaydedilmişti. Ancak bu son olayın büyüklüğü, önceki örneklerin yaklaşık on katı olarak hesaplanıyor.
Bu denli büyük hacimde suyun nereden geldiği ise hâlâ tam olarak netleşmiş değil. İlk aşamada bir buzul gölü taşkın seli (GLOF) ihtimali gündeme gelmişti ki çöken dağ kütlesinin oluşturduğu “beton kıvamındaki” çamurun nehri geçici olarak barajlaması ve ardından bu barajın patlayarak milyonlarca metreküp suyu aniden serbest bırakması senaryosu. Ne var ki sismik ve uydu verileri, böyle bir taşkın gölünün varlığına dair herhangi bir kanıt sunmuyor. Bunun yerine kaya, buz ve tortudan oluşan akışın vadiden inerken nehir suyunu da bünyesine kattığı, ayrıca vadi tabanında bulunan eski buz kütlelerinin ezilip erimesiyle akışa ek su karıştığı düşünülüyor.
Nepal tarafında ise durum, kendi uydularının bulunmaması nedeniyle daha da zorlu geçti. Nepal Tribhuvan Üniversitesi Afet Araştırmaları Merkezi Direktörü Adhikari Basanta Raj’a göre, olaydan sonraki ilk üç saat boyunca sahadan hiçbir bilgi alınamadı. Heyelan senaryosunun teyidi ancak ertesi gün elde edilen drone görüntüleriyle mümkün oldu.
Raj’ın hesaplamalarına göre heyelan sırasında açığa çıkan enerji, Hiroşima’ya atılan atom bombasının enerjisinden bile daha büyüktü.
İklim değişikliğinin payı ne kadar?
Bilim insanları, olayın tek bir nedene bağlanamayacağı konusunda dikkatli konuşsa da, iklim değişikliğinin bu tür felaketlerin arka planında giderek daha belirgin bir rol oynadığı görüşünde birleşiyor. Himalayalar’da binlerce yıldır donmuş halde kalan toprak, kaya ve organik madde karışımı olan permafrost, artan sıcaklıklarla birlikte erimeye başlıyor. Colorado Üniversitesi Boulder’dan Alton C. Byers, permafrostu kaya ile buzulu bir arada tutan “kriyosferik tutkal” olarak tanımlıyor ve bu tutkalın artık eskisi kadar güvenilir olmadığını vurgulayarak durumu “artık o kadar da kalıcı olmayan permafrost” ifadesiyle özetliyor.
Hindistan Teknoloji Enstitüsü Bhubaneswar’dan Ashim Sattar da, buzulların geri çekilmesi ve permafrostun erimesiyle birlikte dağ yamaçlarının çökmeye karşı giderek daha savunmasız hale geldiğini belirtiyor.
Nitekim veriler, 1900’den bu yana Çin-Nepal sınır bölgesinde onlarca kez buzul çöküşü, buz çığı ya da kaya-buz çığı türünde olayın yaşandığını gösteriyor.
Küresel ölçekte de tablo benzer. 2000 yılından bu yana dünya genelindeki buzulların yüzde 5’i kaybolmuş durumda. Nepal’deki buzullar ise 1970-2010 arasında alanlarının yaklaşık dörtte birini yitirdi ve ülkede 160’tan fazla küçük buzul tamamen ortadan kalktı. Bir araştırmaya göre, küresel ısınma 1,5 santigrat derecenin altında tutulamazsa dünya genelindeki buzul buzlarının yüzde 40’ı yok olabilir.
Benzer buzul çöküşleri son yıllarda İsviçre’de bir kasabayı toprak altında bırakmış, 2022’de İtalya’da ise 11 dağcının ölümüne yol açmıştı.Her iki olay da yükselen sıcaklıklarla ilişkilendirilmişti.
Yine de uzmanlar aceleci sonuçlara karşı uyarıyor. Newcastle Üniversitesi’nden jeomorfolog Stuart Dunning, olayın tek başına iklim değişikliğine bağlanamayacağını, uzun vadeli etkenlerin yanı sıra son günlerdeki yoğun kar erimesi gibi kısa vadeli etkenlerin de devreye girmiş olabileceğini belirtiyor. British Columbia Üniversitesi’nden coğrafyacı Joseph Shea ise yaz mevsiminde artan erime, bol miktarda su ve donmuş halden çözülüp hareketli hale gelen alpin permafrost bloklarının bir araya gelerek buzulları istikrarsızlaştırdığını ifade ediyor.
Erken uyarı sistemlerinin sınırları
Nepal’in Hidroloji ve Meteoroloji Dairesi, bazı buzul göllerini ve bağlı nehirleri izleyen bir sensör ve gösterge ağı işletiyor ve olası bir taşkın tespit edildiğinde alt bölgelerdeki yerleşimler uyarılıyor. Ancak Stimson Merkezi’nden Austin Lord’a göre, bu geleneksel sistemler, bu kez yaşanan türden ani sellere karşı yeterli hızda tepki verebilecek şekilde tasarlanmamış durumda.
Bilim insanları, kademeli afetin tam resmini ortaya koyabilmek için önümüzdeki dönemde helikopterle keşif uçuşları, sahada incelemeler ve yerel halkla görüşmelerin gerekli olduğunu belirtiyor.
Byers ve benzeri araştırmacılar, önümüzdeki aylarda bölgeye giderek hem afetin nedenlerini daha derinlemesine incelemeyi hem de yerel toplulukların benzer buzul kaynaklı tehlikelere karşı nasıl hazırlanabileceğini araştırmayı planlıyor.
Bilim insanlarının ortak vurgusu ise net: heyelanlar dağların oluşumundan bu yana var olan doğal bir süreç olsa da, buzulların hızla kaybolduğu bölgelerde bu tür olayların sıklığı artıyor.
Kaynakça:
Science. (2026). How scientists unraveled cause of devastating flood Tibet and Nepal. Retrieved from https://www.science.org/content/article/how-scientists-unraveled-cause-devastating-flood-tibet-and-nepal
Taft, M. (2026, August 26). How rising temperatures likely contributed to Nepal’s deadly flood. WIRED. https://www.wired.com/story/rising-temperatures-contributed-nepals-deadly-flood/
The New York Times. (2026, August 27). Nepal flooding and climate change. Retrieved from https://www.nytimes.com/2026/08/27/climate/nepal-flooding-climate-change.html

