Çok televizyon izleyen orta yaşlı erkeklerde, Alzheimer’a yatkın beyin bölgelerinin küçüldüğü ve bunamayla ilişkili beyin hasarının arttığı tespit edildi.
Starre Julie Vartan
Çeviren: Elifnur Durduran
Çocukken televizyonu açtığınızda birinin hemen dibinizde bitip, “O aptal kutusu beynini bozacak!” diyerek söylendiğini duyduysanız yalnız değilsiniz. Büyükannem ben çocukken ne zaman çizgi film izlediğimi görse aynen bu şekilde hayıflanırdı.
Ama görünen o ki büyükannem çok da haksız değilmiş.
Sorun sadece uzun süre oturmak değil, ki artık öğrendiğimize göre oturmanın uzun vadede iyi sonuçlar doğurmadığını ve bunama gibi türlü hastalıklara sebebiyet verebildiğini biliyoruz.
Dikkatimizi özellikle beyin sağlığına çevirdiğimizde, yeni bir araştırma uzun süre televizyona yapışık şekilde oturmakla ortaya çıkan olumsuz sonuçların, oturup problem çözmede, birikmiş mailleri yanıtlamada yani beyni iş yapmak için kullanmada ortaya çıkmadığını öne sürüyor.
Araştırma, çok sık televizyon başında olan orta yaş erkeklerin Alzheimer hastalığına karşı beynin savunmasız bölgelerinde daha küçük beyin hacimlerine ve bilişsel gerileme ile bunamayla ilişkilendirilen türden beyin hasarına daha fazla sahip olduklarını keşfetti.
Fakat işin ilginç kısmı şuydu: İşlerini masa başında, uzun süreler boyunca oturarak yapan insanların beyni daha sağlıklı gözüküyordu.
Araştırmacılar bu iki farklı sonucu daha iyi anlayabilmek için genel fiziksel aktivite düzeylerindeki farklılıkları hesaba kattıklarında bunun sonucu etkilemediğini fark ettiler; dolayısıyla egzersiz bu bulgular üzerinde bir etki yaratmadı.
Bulgulardaki cinsiyet farkı araştırmacıları en çok şaşırtan sonuçlardan biriydi:
Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden biyolog Natan Feter, ScienceAlert’e verdiği demeçte, “TV izleme alışkanlığı ile beyin yapısı arasındaki bağlantıların kadınlara kıyasla erkeklerde çok daha güçlü olduğunu tespit ettik. Bu durumun nedeni, erkeklerin ve kadınların hareketsiz geçirdikleri süreyi farklı şekillerde değerlendirmelerinden, örneğin, kadınların oturma eylemlerine daha sık ara vermelerinden ya da beynin uzun süreli hareketsiz davranışa verdiği tepkideki biyolojik farklılıklardan kaynaklanıyor olabilir” dedi.
Geçmişte yapılan araştırmalar kadınların izleme süresinin daha uzun olmasına rağmen bu süreyi ara vererek geçirmeye yatkın olduklarını, erkeklerin ise izledikleri içeriğin karşısına oturdukları andan itibaren uzun, arasız ve koltuktan kalkmayarak izlediklerini öne sürmüştü.
Bu sonuçta hormonal farklılıklar, hayat stili farklılıkları, genel olarak erkek ve kadın beyinlerinin nasıl yaşlandığı da önemli bir faktör.
Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden biyolog David Raichlen, “Yıllardır insanların ne kadar süreyle oturduğuna odaklandık. Bulgularımız, otururken neler yaptıklarına da dikkat etmemiz gerektiğini gösteriyor,” diyor.
Çalışmaya ait veriler, uzun süredir gerçekleştirilen “Topluluklarda Ateroskleroz (damar sertliği) Riski” (ARIC) araştırmasına katılan 1.712 kişiden elde edildi.
1980’lerin sonlarında çalışmaya dahil olduklarında 50’li yaşlarının başında olan gönüllüler boş zamanlarında ne sıklıkla televizyon izlediklerini ve iş yerinde ne kadar süre oturduklarını bildirdiler.
Yaklaşık 24 yıl sonra, katılımcılar 70’li yaşlarının ortasındayken beyinleri MRI ile tarandı.
Araştırmacılar özellikle Alzheimer hastalığı ve ilgili demans türlerinde erken dönem değişiklikler gösterdiği bilinen beyin bölgelerini ve çalışmaya göre bilişsel gerileme ve demans riskiyle ilişkili küçük damar serebrovasküler hastalığının (inme/felç) bir göstergesi olan artmış beyaz cevher hiperintensitesi (WMH) hacmine sahip bölgeleri incelediler.
Çok sık televizyon izlediğini belirtenlerle kıyaslandığında, iş sırasında sürekli oturduğunu ifade eden kişilerde daha az beyaz cevher lezyonu ve frontal, parietal ve oksipital korteks bölgelerinde daha büyük hacimler gözlemlendi.
Önemli bir nokta şuydu: oturma eyleminin kendisi her zaman daha kötü bir beyin sağlığıyla ilişkilendirilmiyordu; durum, bağlama göre değişiklik gösteriyordu.
Televizyon izlemek, bilişsel açıdan pasif bir etkinlik olarak kabul edilir.
Öte yandan, hareketsiz bir ofis işi bile sıklıkla planlama, okuma, yazma, karar verme ve problem çözme gibi süreçleri içerir. Geçmişteki araştırmalar, bu tür zihinsel açıdan uyarıcı faaliyetlerin, beynin yaşa bağlı değişimlerle daha iyi başa çıkmasını sağlayan bir bilişsel rezerv oluşturmaya yardımcı olabileceğini öne sürmüştür.
Araştırmada bazı sınırları bulunmakta: Araştırmada, katılımcıların ne kadar süreyle televizyon izlediklerine veya masa başında oturduklarına dair kendi beyanlarına dayalı veriler kullanıldı; haliyle bu tür veriler, nesnel olarak ölçülmüş verilere kıyasla daha az güvenilir.
Ayrıca araştırma, televizyon izlemenin beyindeki bu farklılıklara doğrudan neden olduğunu kanıtlayamıyor. Yine de işin içinde cinsiyetle ilgili bir unsurun olduğu açık. Alkol tüketimi veya televizyon izlerken uzanma ya da kestirme gibi ölçülmemiş diğer yaşam tarzı faktörleri de bu bulgulara katkıda bulunmuş olabilir.
Yine de araştırma, katılımcılarını neredeyse yirmi beş sene boyunca takip etti ve sadece bilişsel testlerden değil MRI taramalarından da yararlandı; ayrıca sonuçlar yapılan tüm analizlerde tutarlılık gösterdi.
Kitap okuyanların okumayanlara kıyasla neredeyse 2 yıl daha uzun yaşadığını gösteren araştırmalar göz önüne alındığında, otururken aktif bir beyin ile pasif bir beyin arasında bir tür fark olduğu anlaşılıyor.
Bulmaca çözme, el işiyle uğraşma ve hatta mesajlaşma gibi otururken beynin çalışmasını gerektiren aktiviteler, oturma eyleminin beyin üzerindeki olumsuz etkisini değiştirebilir; ancak Natan, bunu doğrulamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu belirtti.
Bu yüzden bu akşam yine dizinizi izlerken koltuktan hiç kalkmamaya hazırlanıyorsanız bunu aklınızda bulundurun. Tercih ettiğiniz dijital yayın platformu artık reklam araları vermiyor olsa bile, beyniniz birkaç moladan memnun kalabilir.
Araştırma, Alzheimer’s and Dementia: Journal of the Alzheimer’s Association dergisinde yayımlandı.

