GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Edebiyatımızda Cumhuriyet ışığı
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Dosya > Cumhuriyet 100 Yaşında > Edebiyatımızda Cumhuriyet ışığı
Cumhuriyet 100 YaşındaEdebiyat

Edebiyatımızda Cumhuriyet ışığı

Yazar: Faruk Duman Yayın Tarihi: 29 Ekim 2023 7 Dakikalık Okuma
Paylaş
Atatürk “Evet inkılâp yapacağız,” der, “bu güne kadar yapılan inkılâp kâfi sayılmaz. Fazlasını yapacağız. Memleketi binbir akılsızın eline ve keyfine bırakmayız.”

Demek oluyor ki, dilin (yazılı dilin) sanatsal yenilikler getirebilmesi için önce sadeleşmesi gerekiyordu. Ama zaten o sadelik de onun içinde vardı. O halde, gerçek dilin (Türkçenin) yazılması zorunluydu.

Celâl Şengör, Cumhuriyet’in belki en önemli aydınlarından biri olan Hasan-Âli Yücel ile ilgili çalışmasında,[1] Hasan-Âli Yücel’in Atatürk’ü belki en iyi anlayan bir aydınımız olduğunu açıklarken, Atatürk’ün bilimsel yöntemlerini de analiz ediyor. Bu sonradan, aynı yöntemle, bu yaklaşımın felsefi çözümlemelerini yapan Yücel’in çalışmalarını da anlamamızı sağlıyor. Şengör, Cumhuriyet’in kuruluşunda izlenen yolun doğrudan doğruya hayattan, yaşantıdan ve tarihten çıkarıldığını açıklıyor. Doğrusu da budur; tarihten ders çıkarmak, yapılan hataları bir daha yapmamak, o hataların bozduğunu onarmak… Bu, bilindiği gibi Kurtuluş Savaşı’nda askerî kuralların yenilenmesine, o âna dek bilinmeyen yöntemlerin yaratılmasına ön açmıştır. Ama elbette yalnızca savaşta değil, neredeyse yüz yıldır büyük sorunlarla uğraşılan hemen her alanda, benzer biçimde, doğrudan, yeni çözüm yollarıyla savaşılmıştır.

Atatürk, bilindiği gibi, Nutuk’a, durum tespiti yaparak başlar, Samsun’a çıkıldığı zaman ülkenin içinde bulunduğu durumu anlatır. Yaşanan sorunları ortaya koyduktan sonra, bu sorunların neden çözülemediğini saptar. Oysa çözüm aslında “o sorunların içinde”dir. Daha doğrusu, “akılsızlık” nedeniyle görülemeyen gerçeği bulup çıkarmak gerekmektedir. “Evet inkılâp yapacağız,” der, “bu güne kadar yapılan inkılâp kâfi sayılmaz. Fazlasını yapacağız. Memleketi binbir akılsızın eline ve keyfine bırakmayız.”[2] Dolayısıyla “akıl” ve “eleştirel düşünce” pek çok şeyi değiştiriyor, insanı esaretten kurtarıyor. Çünkü bu yolla insan o toplum içinde kendisini esir eden asıl nedeni anlıyor. 1924’te, Samsun’da bir öğretmen toplantısına katılan Atatürk, o ünlü “en hakikî mürşit ilimdir, fendir,” sözlerini de söylediği konuşmasında şunları söylüyor:[3]

“… dünyaya geldiğimiz zaman bu topraklar üzerinde yaşayanlarla beraber, kahhar bir istibdadın pençesi içinde idik. Ağızlar kilitlenmiş gibi idi. Muallimler, mürebbiler yalnız bir noktayı dimağlarda yerleştirmeye mecbur tutulmakta idi. Benliğini, her şeyini unutarak bir heyulâya boyun eğmek, onun kulu, kölesi olmak. Bununla beraber tahattur etmek lâzımdır ki, o tazyik altında dahi, bizi bugün için yetiştirmeye çalışan hakikî ve fedakâr muallimler, mürebbiler eksik değildi. Onların bize verdikleri feyiz elbette esersiz kalmamıştır.”

Atatürk: “… dünyaya geldiğimiz zaman bu topraklar üzerinde yaşayanlarla beraber, kahhar bir istibdadın pençesi içinde idik. Ağızlar kilitlenmiş gibi idi. Muallimler, mürebbiler yalnız bir noktayı dimağlarda yerleştirmeye mecbur tutulmakta idi.”

Hasan-Âli Yücel, Cumhuriyet’in en önemli ataklarından biri olan Klasikler’e başladığı zaman, bu yalnızca bir çeviri etkinliği değil, aynı zamanda topyekûn bir çalışmaydı, bir seferberlikti. Çağdaş dünya edebiyatını, Batı uygarlığını oluşturan köken yapıtları dilimize kazandırmak, çağdaş eğitimin araçlarını saptamak ve dağıtmak anlamına geliyordu. Denebilir ki, Batı uygarlığının sanat birikimi, bizim dilimizin sadeleşmesi ve kendi kültürümüze, edebiyatımıza yönelik çalışmalarımıza örnek oluşturuyordu. Hem eski kültürümüz günyüzüne çıkıyordu. Klasikler, geçmiş zamanların içinde bulunan yön ve olanakları önümüze seriyordu. Yücel, sanat yapıtlarının millî kültürün ve eğitimin oluşmasında nasıl bir araç, bir kaynak olduğunu belirttikten sonra, şunu söylüyordu: “Bilhassa Türk dilinin, bu emeklerden elde edeceği büyük faydayı düşünüp de şimdiden tercüme faaliyetine yakın ilgi ve sevgi duymamak, hiçbir Türk okuru için mümkün olamayacaktır.”[4]

Böylece bu olağanüstü çeviri etkinliği, Atatürk’ün yukarıdaki konuşmasında eğitimcilere verdiği özel yeri de anımsarsak, ulusal eğitimin bir parçası olarak görülüyordu. Cumhuriyet, daha en başta, bir sanat eğitimiyle, bir dil ve yazın eğitimi ile başlıyordu.

Diyelim ki, geçmişten çıkarılan dersler ışığında, Cumhuriyet’in gerçekleştirdiği, daha doğrusu “akıl” ettiği en önemli şey, eğitim ve dil etkinliğinin öne çıkarılmasıdır. Dil Devrimi gibi, çeviri etkinliği de Türk dilinin sadeleştirilmesi, yüzlerce yıldır halkın içinde yaşayıp korunmuş ve yazınsal niteliğini taşımış edebiyatımızın günyüzüne çıkarılması, dilimizin yeniden bir işlik gibi çalışıp parlamasına ön olmuştur.

Gerçi dilin sadeleştirilmesi çalışması büyük oranda yazılı dille ilgilidir. Yoksa halk kendi arasında Yunus’u, Karacaoğlan’ı bilip söylüyordu.

Bizim edebiyatımız, köklü bir masal kültürüne, bir sözlü edebiyat geleneğine dayandığı için, gazetelerin yaygınlaşmasından, dilde yenilenme tartışmalarından sonra (Şemsettin Sami, Ömer Seyfettin gibi aydınların tartışma yazıları, Cumhuriyet’ten çok önce başlamış bir arayışın izleriyle doludur) yazılı kültüre kolaylıkla uyum sağlamış, çağdaş yazın türlerinde çok önemli yapıtlar vermeye başlamıştır. Yine de, Türk Edebiyatı’nın ilk büyük atağını 40’larda ortaya çıkan gerçekçi sanatçılarımızda buluruz. Halkın tanınması ve anlaşılması, Anadolu’nun gerçekten, doğru olarak öğrenilmesi ve burada yaşayan halkın dertlerine eğilinmesi çabası, sanatın halktan ayrı düşünülemeyeceğinin anlaşıldığını gösteriyordu. Bu, en azından edebiyat alanında işlerin tersine döndüğü, gidilecek yolun tümüyle değiştiği anlamına geliyordu. Bunu önce Tanzimat münevverleri görmüştü: Biz yazılarımızı gazetelere, dergilere basıp duruyoruz ama insanlar bu dili anlamıyor, diye tartışıyorlardı. Böylece yapıtın halka ulaştırılır hale gelmesi, dilin sadeleştirilmesini dayatmaya çok önceden başlamıştı.

Gerçi dilin sadeleştirilmesi çalışması büyük oranda yazılı dille ilgilidir. Yoksa halk kendi arasında Yunus’u, Karacaoğlan’ı bilip söylüyordu. O dilin yazıya başlamasıyla birlikte (yani diyelim ki, yazı halk diliyle yazılmaya başlanınca) gerçekçi, toplum sorunlarıyla ilgili bir edebiyat ortaya çıktı. Bundan sonra sanatın kendi içinde yenilenmesi ve yenilikler doğurması söz konusu olabilecekti. Yani, önce dil, sonra yenilik. Demek oluyor ki, dilin (yazılı dilin) sanatsal yenilikler getirebilmesi için önce sadeleşmesi gerekiyordu. Ama zaten o sadelik de onun içinde vardı. O halde, gerçek dilin (Türkçenin) yazılması zorunluydu. Bunu gerçekleştirebilmek için Ömer Seyfettin, İstanbul’un dışına çıkmak, yakın köylere gitmek ve halkın nasıl konuştuğuna bakmak gereği duymuştu.

Bundan sonra, bilindiği gibi, Nurullah Ataç gibi Cumhuriyet aydınları, yalın Türkçe ile yazılacak yazının estetiği için çaba harcadılar, Ataç, Sait Faik ile birlikte, 40’lı yıllardan sonra çoğalacak, yeşerecek yeni edebiyatımız için önayak oldu, günceler yazdı, dilin yenileşmesi için yalnızca sözcükler değil, söz kalıpları ve cümle yöntemleri önerdi, onların çabasıyla, 60’lı yıllarda özellikle öykü sanatımız neredeyse doruk noktasına ulaştı.

Bugün rahatlıkla söyleyebileceğimiz bir şey var. Cumhuriyet’in Dil Devrimi ile birlikte, çağdaş edebiyatımız yeniden, yeni bir halka gibi Yunus’a, Pir Sultan’a bağlanmış ve deyim yerindeyse, kaldığı yerden yazmaya, üretmeye devam etmiştir.    


[1] Şengör, A.M. Celâl, Hasan-Âli Yücel ve Türk Aydınlanması, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2015.

[2] Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler.

[3] Samsun’da öğretmenlerle yaptığı bir konuşmadan. 1924. Atatürk ve Türk Dili (Belgeler). Haz. Zeynep Korkmaz, TDK, 1992.

[4] Klasikler’e başlandığında, bilindiği gibi, basılan kitapların başına İsmet İnönü’nün ve Hasan-Âli Yücel’in birer kısa önsözü konmuştu. Yücel burada hümanizma ruhunun sanatı bir insanlık mirası olarak gördüğüne vurgu yapıyor, milletlerin bu ortak mirastan yararlanma hakları olduğunu belirtiyordu. Buradaki alıntı o önsözden.

Etiketler: atatürk, celal şengör, cumhuriyet, dil devrimi, dilde sadeleşme, edebiyat, hasan ali yücel, inkılap, nurullah ataç, nutuk, pir sultan, sait faik, türk dili, yunus
Faruk Duman 29 Ekim 2023
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Önceki Yazı insanlık, kriz İnsanlık hâli ve çağdaş felsefenin ödevleri
Sonraki Yazı Cumhuriyet’in 100. yılında eğitimi dönüştürmek

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Uğultulu Tepeler’e bakış: Neden bu kadar yanlış anlaşılıyor?

Emily Brontë'nin derin kusurlu karakterlerinin ister ateşli bir hayranı olun ister nefret edeni yürek burkan ve rahatsız edici olay örgüsü…

Edebiyat
20 Şubat 2026

Bir tablo, bir coğrafya ve bitmeyen barışın resmi: “Timur’un Mezarı”nın Ankara’daki sessiz nöbeti

Barış, bazen kırılgandır. Sanat tarihinin öngördüğü güzellik ve barış ideası ile insanlık tarihini anlama çabasının aksine; güce ve iktidara tapınanların…

Sanat
19 Şubat 2026

Bilim ve sansür

Egemen güçler ve bazen de erkek egemen toplumlar ciddi şekilde bilimsel düşünceye sansür uygulamaktadır.

Bilim Tarihi
30 Eylül 2025

Cumhuriyet dönemi çocuk işçiliği

Erken Cumhuriyet’te çocuk işçiliğiyle ilgili ilk yasal adım, 1921'de atılmış. Bu Kanun’da madenlerde zorla çalıştırma yasaklanmış, günlük çalışma süresi 8…

Tarih
24 Temmuz 2025
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?