Merhaba Paleontoloji Severler,
GazeteBilim olarak başlattığımız “Bülten Haberleri” adı altında üreteceğimiz bilim içeriklerinden biri olan Paleontoloji Bülteninin yeni yazısındasınız. Ben Emre Çevik, Hacettepe Üniversitesi/Biyoloji Bölümü öğrencisiyim. Bugün, Paleontolojik keşifler ve olaylara bakacağız. GazeteBilim tarafından yapılacak olan diğer bülten içeriklerine de bakmayı unutmayınız, bilimle kalınız.
Emre Çevik
Paleontologlar tarafından Yakutistan’dan gelen 36.000 yıllık dondurulmuş örnek, Pliyosen ve Pleyistosen Dönemlerinde Avrasya’da yaşamış olan pala dişli bir kedi türü olan Homotherium latidensolarak tanımlandı. Canlını uzun ön bacakları, geniş ağız açıklığı ve küçük kulaklara sahip olmasıyla beraber alışılmadık ağız şekli, çok büyük boyun bölgesi ve koyu renk kürküyle modern bir aslan yavrusundan önemli ölçüde farklı bir morfolojisi (dış görünüş) vardı.
Keşfedilen canlının fiziksel özelliklerine bakacak olursak. H. latidens‘in uzunluğu 1,5 ila 2 metre arasında, yüksekliği 1,1 metreye kadar ulaşabilirken ağırlığı da 200 kg’a kadar erişebiliyordu.
Keşfedilen canlının fiziksel özelliklerine bakacak olursak. H. latidens‘in uzunluğu 1,5 ila 2 metre arasında, yüksekliği 1,1 metreye kadar ulaşabilirken ağırlığı da 200 kg’a kadar erişebiliyordu. Bu özelliklere göre de canlımız modern bir aslan veya kaplanın ortalama boyutuna yakın olduğunu gösteriyor. Ancak fiziksel görünümü diğer büyük kedigillerden farklıydı: Soyu tükenmiş türün uzun kılıç benzeri köpek dişleri, eğimli bir sırtı ve kısa bir kuyruğu vardı.
Canlı hakkında açıklamalarda bulunan baş yazar Dr. Alexey Lopatin ve meslektaşları, “ Homotherium , Avrasya, Afrika ve Amerika’nın Plio-Pleyistosen döneminde yaygındı” ifade etmekle beraber sözlerine “Uzun bir süre Homotherium’un Avrasya’daki son varlığı Orta Pleyistosen’de kaydedildi.” şeklinde devam etti.
Keşifi vurgulamaya devam eden Dr. Lopatin, “Önemli bir olay , Kuzey Denizi’nde bulunan ve 28.000 yıl öncesine tarihlenen Geç Pleyistosen Homotherium latidens’in alt çenesinin keşfiydi.”
Diğer Homotherium cinslerinden de bahseden Dr. Lopatin, “Homotherium’un Geç Pleyistosen dönemindeki buluntularının çoğu Kuzey Amerika’da (30’dan fazla yerde) yoğunlaşmıştır ve burada geleneksel olarak Homotherium serum türü olarak sınıflandırılmışlardır .” ifadelerini kullandı.
Bulunan fosilin gün yüzüne çıkarılan kısımlar hakkında da konuşan baş yazar Dr. Lopatin, “Örnek, göğsün kuyruk ucuna kadar korunmuş baş ve vücudun ön kısmını içeriyor. Ayrıca uyluk ve kaval kemikleriyle eklemlenen tamamlanmamış leğen kemikleri de var. Yavruların ön kısmıyla birlikte bir buz parçasının içinde bulundu.” Şeklinde açıklamalarda bulundu.
Yazarlar, “Paleontolojik araştırmaların tarihinde ilk kez, modern faunada benzeri olmayan soyu tükenmiş bir memelinin dış görünüşü doğrudan incelendi” sözleriyle keşfin önemini vurgulayarak konuşmalarını bitirdiler.

Sindirim içeriklerinden evrimsel sürece bir ışık vurabilir mi?
Dinozorlar Triyas’ın ortasına ortaya çıkmasından Jura’ya kadar olan dönemde dinozor olmayan birçok tetrapod (dört ayaklı omurgalı) yerlerinden edildi, ancak dinozorların ekosisteme hakim olmasına neyin sebep olduğu sorusu hâlâ cevapsız.
Dr. Qvarnström ve meslektaşları, Polonya Havzası’nda Geç Triyas’tan Erken Jura’ya kadar uzanan bromalit olarak bilinen 500’den fazla fosilleşmiş sindirim materyali kalıntısını (dışkı veya kusmuk gibi) kullanarak dinozorların Dünya’nın kadim ekosistemlerinde baskın oyuncular haline gelme sürecini yeniden yapılandırdılar. Bu kalıntıların analizleri (sindirilmemiş yiyecek içeriklerini ortaya çıkarmak için iç yapılarının 3 boyutlu görüntülenmesi dahil) mevcut fosil kayıtlarıyla, iklim ve bitki verileriyle karşılaştırılarak, bu dönemde omurgalıların boyut ve bolluğundaki değişiklikler tahmin edildi. Buna göre elde edilen fosil kayıtlar gösteriyor ki, dinozorların Triyas döneminin orta kısmında (247-237 milyon yıl önce) evrimleştiler. Dinozorlar Triyas’ın ortasına ortaya çıkmasından Jura’ya kadar olan dönemde dinozor olmayan birçok tetrapod (dört ayaklı omurgalı) yerlerinden edildi, ancak dinozorların ekosisteme hakim olmasına neyin sebep olduğu sorusu hâlâ cevapsız.
Bu konuda araştırmacılar, volkanik faaliyetlerin artmasıyla bağlantılı çevresel değişimlerin, beslenilecek daha çeşitli bitki türlerinin ortaya çıkmasına ve ardından daha büyük ve daha çeşitli otçul türlerinin ortaya çıkmasına yol açmış olabileceğini öne sürüyorlar. Bu da Jura döneminin başlarında daha büyük etçil dinozorların evrimleşmesine yol açtı ve ekosistem içerisinde dinozorların baskın canlılar olması sağlanmış olduğunu söylüyorlar.
“Araştırmamız yenilikçi çünkü erken dinozorların biyolojisini beslenme tercihlerine göre anlamaya karar verdik.”
Çalışma hakkında ifadelerde bulunan Uppsala Üniversitesi ve Polonya Jeoloji Enstitüsü’nden paleontolog Dr. Grzegorz Niedźwiedzki, “Araştırma materyali 25 yıllık bir süre zarfında toplandı” dedi. Ayrıca eklemelerde de bulunan Dr. Grzegorz, “Araştırmamız yenilikçi çünkü erken dinozorların biyolojisini beslenme tercihlerine göre anlamaya karar verdik.” ifadelerini kullandı.
Konu hakkında önemli bir ifade de bulunan Uppsala Üniversitesi paleontologlarından Martin Qvarnström, “Geçmişte ‘kimin kimi yediğini’ bir araya getirmek gerçek bir dedektiflik işidir” sözüyle önemli bir vurgu yaptı.
Sözlerine devam eden Martin Qvarnström, “Hayvanların ne yediğini ve çevreleriyle nasıl etkileşime girdiklerini inceleyebilmek, dinozorların bu kadar başarılı olmasını sağlayan şeyin ne olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor.” Açıklamalarında bulunarak çalışmanın önemini bir kez daha göstermiş oldu ve bu şekilde açıklamalarına bir nokta koydu.
Kaynakça
A.V. Lopatin et al. 2024. Mummy of a juvenile sabre-toothed cat Homotherium latidens from the Upper Pleistocene of Siberia. Sci Rep 14, 28016; doi: 10.1038/s41598-024-79546-1.
M. Qvarnström et al. Digestive contents and food webs record the advent of dinosaur supremacy. Nature, published online November 27, 2024; doi: 10.1038/s41586-024-08265-4.

