Tüm hayvanlar hata yapar. Yemi yutup kendini oltanın ucunda bulan bir balığı, kemiğini gömdüğü yeri unutan köpekleri ya da dillerini yanlış hedefe doğru uzatan kurbağaları, dayanıksız yuvalar inşa eden kuşları, kıyıya vuran balinaları, yumurta diye golf toplarına kuluçkaya yatan tavukları düşünelim. Görünen o ki, bir şeyleri yanlış yapmak, yeryüzündeki yaşam için temel bir rol oynuyor.
David S. Oderberg
Çeviren: Irmak Durgun
Arabamızı park ettiğimiz yeri unuturuz. Anahtarlarımızı kaybederiz. Kullanım kılavuzlarını yanlış okuruz. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmeyiz. İsimleri karıştırırız. İngiliz şair Alexander Pope’un dediği gibi: “Hatasız kul olmaz!” (To err is human). Fakat bu, yalnızca insanlarla sınırlı değil elbette. Tüm hayvanlar kendilerini, hayatta kalmaktan, üremekten, güvenli olmaktan veya mutlu olmaktan alıkoyan şeyler yapar. Tüm hayvanlar hata yapar. Yemi yutup kendini oltanın ucunda bulan bir balığı düşünelim. Kemiğini gömdüğü yeri unutan köpekleri ya da dillerini yanlış hedefe doğru uzatan kurbağaları, dayanıksız yuvalar inşa eden kuşları, kıyıya vuran balinaları, yumurta diye golf toplarına kuluçkaya yatan tavukları düşünelim. Görünen o ki, bir şeyleri yanlış yapmak, yeryüzündeki yaşam için temel bir rol oynuyor.
Canlı varlıklar biyolojik hatalarla dolu bir dünyada dolaşadursunlar; kozmosun temel yapıtaşları, fizik yasalarına sarsılmaz bir tutarlılıkla bağlı kalır.
Fakat evrendeki her şey hata yapmaz. Canlı varlıklar biyolojik hatalarla dolu bir dünyada dolaşadursunlar, kozmosun temel yapıtaşları, fizik yasalarına sarsılmaz bir tutarlılıkla bağlı kalır. Bırakın bir atomu, sodyum iyonunu, bir parça altını, bir su damlasını ya da bir süpernovayı; bir elektronun bile yanıldığını görmeyiz. Fizik biliminin nesneleri asla hata yapmaz. Bunun yerine, kaçınılmaz yasalara uyarlar.
İşte problemin başladığı yer tam da burası. Evrendeki diğer her şey gibi, hata yapan organizmalar da, yasalara eksiksiz uyan atom ve moleküllerden oluşur. Öyleyse, canlılardaki bu hata yapma hali nerede başlayıp nerede biter? Ne kadar derinleşir? Organizmaların sistemleri ve organları, örneğin bağışıklık sistemimiz veya kanımızda bulunan trombositler (kan pulcukları) hata yapar mı? Eğer yapıyorlarsa, bu hatalarla insana mahsus diğer hatalar (anahtarlarımızı kaybetmek gibi) arasında biyolojik yolakların oluşturduğu bir bağ mı var?
Bu soruların yanıtları, yaşam hakkındaki fikirlerimizi derinden etkileyebilir. Eğer biyoloji söz konusu olduğunda işler ters gidiyorsa yüzyıllardır süren tartışmalara rağmen biyolojinin indirgenemez olduğu söylenebilir.
Bu, organizmaların gerçekten hedeflerinden ve amaçlarından sapabilecekleri anlamına gelebilir; aksini söyleyen mekanistik argümanlara rağmen, gerçekten teleolojik bir perspektife işaret edebilir. Eğer yaşam gerçekten hatalarla doluysa, bu durum, işler ters gittiğinde neler olduğunu açıklamak için büyük bir teoriye ihtiyaç duyduğumuz anlamına gelebilir: bir “biyolojik hatalar teorisi”ne.
Eğer yaşam gerçekten hatalarla doluysa, bu durum, işler ters gittiğinde neler olduğunu açıklamak için büyük bir teoriye ihtiyaç duyduğumuz anlamına gelebilir: bir “biyolojik hatalar teorisi”ne.
Bir filozof olarak, hayatımın büyük bir kısmını metafizik ve etiğin bilmecelerini çözmeye çalışarak geçirdim. Gerçekliğin doğasını, var oluş kavramını ve insan davranışlarının ahlaki sonuçlarını araştırdım. Fakat son yıllarda, İngiltere’de bulunan Reading Üniversitesi’nden bir araştırma ekibiyle beraber, hatalar üzerine çalışıyorum. Bizi bu konuya çeken şey, biyolojik düşünceler tarihinde bulunan koca bir boşluk karşısındaki şaşkınlığımız oldu. İlginç bir şekilde hatalar; biyologlar ve biyoloji felsefecileri da dahil olmak üzere, araştırmacılar tarafından yok sayılıyor. Geleneksel “yaşam” tanımları, hataların rolünü göz ardı ediyor ve onun yerine başarılara, adaptasyonlara ve faydalı mutasyonlara odaklanıyor. Bu sebeple ekibimiz, 2010’ların sonunda, hataları daha titiz bir şekilde incelemenin, bilimsel hipotezler geliştirmede nasıl faydaları olabileceğini araştırmaya başladı. Hatalara nasıl daha sistematik ve disiplinler arası bir bakış açısıyla yaklaşabileceğimizi merak ediyorduk.

Geçtiğimiz birkaç yüzyıl boyunca, akademisyenler ve bilim insanları neyin yanlış gittiğinden ziyade neyin doğru gittiğine odaklanma eğiliminde olmuşlardır. Canlılarda doğruluk fikri pek çok şekil almıştır. 17. yüzyılda, bilimsel devrimin ilk günlerinde, René Descartes hayvanları otomatlar olarak nitelendirdi: bir saatin hareketleri gibi mekanik yasalara uyan, etten yapılmış “makineler”. Otomat fikri, hayvanların hata yapmaktan ziyade sadece arızalanabileceğini veya bozulabileceğini ima eder – iç devreyi anlamak, bir hayvanın izlemesi gereken “doğru” yol hakkında bilmeniz gereken her şeyi size söyler.
Geleneksel “yaşam” tanımları, hataların rolünü göz ardı ediyor ve onun yerine başarılara, adaptasyonlara ve faydalı mutasyonlara odaklanıyor.
İki yüzyıl sonra, Charles Darwin’in çalışmalarıyla biyolojik doğruluk ve yanlışlığa dair farklı bir görüş ortaya çıktı. Darwinci bakış açısına göre, bir şeyin hata sayılıp sayılamayacağı ancak evrimsel zamanın ışığında, bir tür ya soyunu devam ettirdikten ya da yok olduktan sonra değerlendirilebilir. Evrimin ‘standart’ görüşüne göre organizmalar, rastgele genetik varyasyonun başarısı yoluyla işleyen kör doğal seçilimin ürünüdür. Bu durumda, ‘doğru’ varyasyon, bir türün çevresine daha fazla adapte olmasını ve hayatta kalma, üreme ve evrimleşmeye devam etme olasılığının artmasını sağlayacaktır.
Ne kadar yüce ya da güçlü olursa olsun, her canlı hata yapar.
Evrimsel süreç haricinde hayvanlar için işlerin nasıl ters gidebileceğini anlamak için, 19. ve 20. yüzyılda hayvan davranış bilimciler, her bir organizmanın bireysel olarak incelenmesine vurgu yaptılar. B F Skinner gibi davranış bilimcilerin yanı sıra Charles Otis Whitman, Oskar Heinroth, Konrad Lorenz ve Nikolaas Tinbergen gibi etologları ele alalım. Araştırmaları, martıların kendi yumurtalarını ayırt edememesi ve ördek yavrularının cansız nesnelere bağlanmaları gibi hayvanlar tarafından yapılan hatalara ilişkin örnekler içermektedir. Lorenz ve Tinbergen’in ufuk açıcı çalışmalarından etkilenen biyologlar, artık rutin olarak, hata yapmanın çeşitli biçimlerini araştırmaktadırlar. Bununla birlikte, felsefe ve biyoloji arasında bir arayüz oluşturabilecek o büyük kavramsal çerçeve, “biyolojik hatalar teorisi” hala mevcut değildir.
Hatalar üzerine düşünmek, kendimizi ve diğer organizmaları anlamamız için bize doğru bir bakış açısı kazandırır.
Hatalar üzerine düşünmek, kendimizi ve diğer organizmaları anlamamız için bize doğru bir bakış açısı kazandırır. Dikkatimizi, bakterilerden insanlara kadar canlı sistemlerin tamamının normatif doğru ve yanlış standartlarına tabi olduğu gerçeğine odaklar. Bu gerçeğin açıklaması ise basittir: Canlılar belli şekillerde çalıştıklarında iyi işler yaparlar; başka şekillerde çalıştıklarında ise işler kötüye gider.
Hayat hatalardan kaçınma, onları düzeltme ya da en aza indirme çabalarıyla doludur. Canlılar bunun için her türlü stratejiyi kullanırlar. Daniel Kahneman ve Amos Tversky gibi araştırmacıların insanların hata yapmasına ilişkin çalışmaları oldukça önemli ve etkilidir. Biz insanlar durumları değerlendirmek, tercihleri sıralamak, insanları değerlendirmek vb. için “sezgilerimizi” -zihinsel kısayolları veya pratik kuralları- kullanırız. Çoğu zaman bu sezgisel yöntemler bize iyi hizmet eder (bazen bir kitabı kapağına göre yargılamak iyi olabilir) ancak diğer zamanlarda bizi yoldan çıkarırlar. Ne kadar yüce ya da güçlü olursa olsun, her canlı yanılır.

Bu nedenle ekibimiz hatalar ve normativite üzerine düşünmek için titiz bir kavramsal çerçeve geliştirmeye çalıştı. Böyle bir çerçevenin biyologların yeni hipotezler üretmelerine yardımcı olmasını ve biz insanların yapmaya eğilimli olduğumuz birçok hataya ışık tutmasını umuyoruz. Diğer yandan, çerçevemizi geliştirmek bizi beklenmedik noktalara götürdü: Hata yapmanın yaşamın doğasını aydınlatma potansiyelini gördük. Biyolojinin fizik ve kimya yasalarına indirgenemez olduğunu tekrar ve kesin olarak gösterme potansiyelini. Unutmayın: Atomlar yanılmaz!
Hata yapmanın yaşamın doğasını aydınlatma potansiyelini gördük. Biyolojinin fizik ve kimya yasalarına indirgenemez olduğunu tekrar ve kesin olarak gösterme potansiyelini. Unutmayın: atomlar yanılmaz.
Eğer organizmalar temel fizik yasalarına uyan atom demetleriyse, hatalar nasıl ortaya çıkıyor? Evrendeki diğer her şey gibi biz de yerçekimi gibi fiziksel yasalardan etkileniriz, ancak organizmaların yaptıklarını etkileyen tek şey yasalar değildir. Görünen o ki, atom yığınları canlı varlıklara dönüştüğünde başka bir şey daha oluyor. Buna “biyolojik normativite/normatiflik” diyoruz.
Organizmalar doğru davranış normları tarafından yönetilir ve bu normlardan ayrıldıklarında hastalanabilir, uyum sağlamada başarısız olabilir, acı çekebilir, ölebilir veya parçalanabilirler. Bu tür akıbetlerden korunmak için, çoğunlukla kendileri için doğru olanı yapmaları gerekir. Yani doğru zamanda ve yerde, doğru koşullarda, doğru şekilde hareket etmeleri gerekir. Yırtıcı hayvan; zamanlamasını doğru yapmalı, düzgün bir şekilde saldırmalı, saldırırken enerjisini idareli kullanmalıdır.
Fiziksel yasalar tek başına bir organizma için neyin doğru neyin yanlış olduğunu açıklayamaz. Çünkü fizikte tüm olay dizileri eşittir, hepsine eşit muamele edilir. Elektronların bir molekülden diğerine transferini ele alalım, yani elektron taşıma zincirini. Bu zincir, tüm canlılarda olmasa da çoğu canlıda enerji üretmek için çok önemlidir, organizmaları canlı ve sağlıklı tutar. Ayrıca fizikokimyasal bir perspektiften bakıldığında, elektron taşıma süreci her zaman aynıdır.
Fiziksel yasalar tek başına bir organizma için neyin doğru neyin yanlış olduğunu açıklayamaz.
Tarihçi Arnold J. Toynbee’nin tarih için söylediği şey fizik için de söylenebilir: “Bir şeyin ardından gelen bir diğer şey”. Bununla birlikte, elektron transferi süreci hatalı olabilir. Elektronları doğru şekilde taşıyamayan bir molekül, mitokondriyal işlev bozukluğuna neden olarak organizmanın hastalanmasına yol açacaktır. Yani elektron taşınmasının tüm örnekleri eşit değildir. Yaşam söz konusu olduğunda, bazı diziler diğerlerinden iyidir çünkü sağlığı, bütünlüğü ve hayatta kalmayı desteklerler. Gelişmeyi teşvik ederler. Farklı hareket tarzları organizmanın lehine ya da aleyhine işler.
Bu kulağa zaten malumun ilanı gibi gelebilir, ancak bu tanımın içerdiği fikirler karmaşık ve tartışmalıdır. Kimileri için, eylemin doğru ya da yanlış olduğunu iddia etmek, 20. yüzyılın büyük bir bölümünde neredeyse yasaklanmış bir kavram olan teleoloji kokabilir.
Kimileri için, eylemin doğru ya da yanlış olduğunu iddia etmek, 20. yüzyılın büyük bir bölümünde neredeyse yasaklanmış bir kavram olan teleoloji kokabilir.
Teleoloji kelimesi Yunanca telos (“son” veya “amaç”anlamına gelir) kelimesinden gelmektedir ve günümüzde daha yaygın olarak “hedefe yöneliklik” olarak adlandırılan şeyin karşılığıdır. Teleolojiyi geri çağırmak, 20. yüzyıl biyologları için ciddi bir problemdi. 1988 yılında Alman-Amerikan evrimsel biyolog Ernst Mayr, bu kavramın gizemli geriye dönük nedenlerin varsayımını içerdiğine inandığı için bu kavrama karşı çıktı. Gelecek için belirlenmiş hedefler organizmaların şimdiki davranışlarını nasıl yönlendirebilirdi? Biyolog Colin Pittendrigh’in ifadesiyle: “Biyologlar bir kaplumbağanın kıyıya gelip yumurtalarını bıraktığını rahatlıkla söylerlerdi, ancak kaplumbağaların yumurtalarını bırakmak için kıyıya geldiklerini söylemeyi reddettiler.” Kaplumbağanın yumurtalarını bırakmak amacıyla karaya çıktığını söylemek, kaplumbağanın okyanustayken ileride yapacağı davranışlarını planladığını kabul etmek anlamına gelir. Geriye doğru nedenselliği (belirsiz fizik bir yana) çoğu filozofun ve bizlerin de kabul etmesi zordur. Şüphesiz, kaplumbağanın yumurtlama davranışını açıklayan her ne ise, tamamen şimdi ve burada olmalı ve geçmiş evrimsel süreçlerin bir ürünü olmalıdır.

Hedefler ya da amaçlar gerçekten de bir organizmanın içinde bulunmayı hedeflediği gelecek durumları işaret eder; örneğin üremek, hayatta kalmak, çevreye uyum sağlamak, sağlıklı olmak ya da iyi işleyen bir sosyal grubun içinde yaşamak gibi. Ancak, gelecekteki durumu tek başına bir hedefle özdeşleştirmek onu basitleştirmek olur. Hedef gelecekteki bir durum olamaz.
Dağa ayak basmadan çok önce Everest’e tırmanma hedefine sahip olabilirim. Aynı şey diğer tüm organizmalar için de geçerlidir. Bir hedefe sahip olmak, bir şeyi gerçeğe dönüştürmek anlamına gelir. Burada bahsettiğimiz hedefler, belirli şekillerde hareket etmeye yönelik dürtüler ve eğilimler olarak organizmaların içine işlenmiş olanlardır, sağlıklı olmak ya da hayatta kalmak gibi. Hedefe yönelik olma durumu, bir organizmayı gelecekteki durumlara doğru yönlendirirken burada ve şimdi mevcut olmalıdır.
Son yıllarda teleoloji üzerindeki “yasak” kaldırılmış ve bazı filozoflar bu kavramı ciddiye almaya istekli olmuştur. Ancak pek çok kişi, özellikle bilim filozofu Ernest Nagel’den etkilenenler, hedef odaklılığın fizik ve kimyaya dayandığı konusunda ısrarcı olmaya devam ediyorlar. Bu düşünürlere göre, organizmaların neden yanlış yaptıklarına dair sui generis biyolojik açıklamalar yoktur. Bu, hataların nasıl yapıldığını yanlış anlayan indirgemeci bir görüştür. Hata yapması için bir organizmanın doğruluk standartlarından ayrılması gerekir. Yanlış bir şey yapmalıdır ve bu normativite, fizik ya da kimyadan gelmez.
İndirgemeciler için “iyi” ve “kötü” kavramları evrimle kolayca açıklanabilir. Bu şüphecilere göre, normativite bir sayı oyunundan başka bir şey değildir: “Kötülük”; basitçe, bir tür uyum sağlamak ve kendini devam ettirmek için yeterince yavru üretemediğinde ortaya çıkar. “İyilik” ise bunun tam tersidir; bir tür uyum sağlamak ve hayatta kalmak için gereken genetik varyasyonları üretecek kadar başarılı bir şekilde çoğaldığında ortaya çıkar.
Organizmalar ya başarılı bir şekilde yavru üreterek türlerinin çevrelerine uyum sağlamasına yardımcı olurlar ya da üremede başarısız olarak türlerinin yok olmasına katkıda bulunurlar.
O halde normatifliği anlamak için bir organizmanın kendi türünün uygunluğuna nasıl katkıda bulunduğunu anlamak yeterlidir. Organizmalar ya başarılı bir şekilde yavru üreterek türlerinin çevrelerine uyum sağlamasına yardımcı olurlar ya da üremede başarısız olarak türlerinin yok olmasına katkıda bulunurlar.
Bunun hata yapmayı yeterince açıkladığını düşünmüyorum. Gelişme sadece başarılı üremeyle ilgili değildir. Aynı zamanda avı yakalamak veya yiyecek bulmak gibi şeyleri rakiplerinden daha iyi yapmayı da içerir. Bir kuş doğru yerde doğru malzemeden doğru türde bir yuva inşa ettiği için başarılı bir şekilde yavru yetiştirebilir. Dayanıksız bir yuva inşa etmek hata olur.
Yuva yapan bir kuşun hatasını anlamak için fiziksel ve kimyasal bilgi yeterli olur mu? Fransız bilim insanı Pierre-Simon Laplace’ın “her şeyi bilen şeytan” vizyonu bile (evrenin fiziksel durumu hakkında her şeyi anbean bilen bir gözlemci, “Laplace şeytanı”) doğru bir tahminde bulunamayacaktır. Bir organizmanın fiziksel yapısını, vücut hareketlerini, ses emisyonlarını, yuva kurma becerilerini veya diğer özelliklerini mükemmel bir şekilde anlamak, hangi eylemlerinin doğru hangilerinin yanlış olduğunu tahmin etmemizi sağlayamaz. Her şey fizik ve kimyaya indirgenemez. Hayatta kalmak bir sayı oyunundan daha fazlasıdır. Bunun yerine, tüm bu fiziğin çevredeki eylemlerle nasıl ilişkili olduğunu bilmemiz gerekir: Bir organizmanın dünyayı nasıl deneyimlediğini anlamamız gerekir. Gelişiyor mu? Sağlıklı mı? Zihinsel ve fiziksel olarak bütünleşik mi? İçinde bulunduğu durumdan tam anlamıyla mutlu mu (belki mantarlar ya da solucanlar için geçerli bir soru olmayabilir ama köpekler ve zebralar için kesinlikle öyle)?
Her şey fizik ve kimyaya indirgenemez. Hayatta kalmak bir sayı oyunundan daha fazlasıdır.
Bununla birlikte, hataları ve biyolojik normatifliği ciddiye almakla ilgili süregelen bir sorun var: değerler. İnsanların “iyi” veya “kötü” bir şekilde davranabileceğini söylemek bir şeydir, ancak bu değer yüklü kavramları kurbağaların veya bakterilerin davranışlarını tanımlamak için gerçekten kullanabilir miyiz? Biyolojiye normatif şüpheyle yaklaşanlar buna “hayır” diyeceklerdir. Örneğin biyoloji felsefecisi Justin Garson’un dediğine göre normatifliğin “değerler ya da hedefler, olması gerekenler, reçeteler ya da emirler, iyi ya da adil olan” ile hiçbir ilgisi yoktur. Garson’un argümanını ciddiye alırsak, bir köpeğin kalbinin hasarlanması/arızalanması, sonunda hasta veya ölü olsa bile, köpek için hiçbir şekilde tam anlamıyla kötü değildir. Ancak bu doğru mudur? Sonuçta, kalbi kötü çalışan bir köpek için işler pek de iyi gitmeyecektir. Bununla birlikte, bol miktarda besleyici yiyeceği, temiz havası ve birlikte oynayabileceği başka köpekler olan bir köpek için işler oldukça iyi gidecektir.

Peki, bunun biyolojik olarak yanlış giden şeylerle ne ilgisi var? Eğer, bir hayvan bir şeye bilinçli olarak bir değer vermiyorsa bile o şeyin o hayvan için iyi ya da kötü olabileceğini anlarsak, “değer” kavramını hatalar bağlamında rahatlıkla kullanabiliriz. Biz ona değer vermesek bile o şey iyi ya da kötü olabilir. Bir organizma için neyin iyi ya da kötü olduğu konusundaki anlayışımız zayıf olsa bile normatiflik var olabilir.
İşte bu yüzden hatalar biyolojinin kavramsal alet çantasından çıkarılamaz. Bugün, indirgemeciliğin (ya da insanlarla diğer canlılar arasında tam bir süreksizlik olduğu fikrinin) esiri olan biyoloji felsefecilerinin aksine, çok az biyolog bunu yapmaya çalışacaktır. Göreceğimiz gibi, biyolojik hatalar canlı varlıkları anlamanın yeni ve canlandırıcı bir yoluna kapı açmaktadır. Canlılara hataları üzerinden bakmak güçlü bir bakış açısıdır çünkü organizmaları keşfetmek ve bilimsel olarak incelemek için geniş bir tuval sağlar. Ayrıca biyolojinin özel doğasını da haklı çıkarır.
Ancak, biyolojik hata olasılığını kabul ettiğimizde, bir dizi karmaşık sorun ortaya çıkmaktadır: Hataları diğer sorun türlerinden ayıran nedir? Hataları nasıl bulur ve tanımlarız? Şimdiye kadar sadece kuşlar, köpekler ve insanlar gibi tanıdık organizmaları ele aldık. Ancak normatiflik ve hata yapma, Dünya’daki yaşamda çok daha temel bir rol oynuyor gibi görünüyor.
Normatiflik ve hata yapma, Dünya’daki yaşamda çok daha temel bir rol oynuyor gibi görünüyor.
Biyolojik hatalar teorisi, böyle bir hata yapmanın ne anlama geldiğine dair çeşitli teknik tanımlar içerse de, ana hatları nispeten basittir: Bir organizma, bir şekilde gelişmesini baltalayacak bir şey yaptığında hata yapmış olur. “Hata” deriz. Ancak bu doğru değildir. Hatalar her zaman bireyler tarafından belirli zaman ve yerlerde yapılır. Bu da hataların basitçe talihsizlik ya da arıza olmadığı anlamına gelir.
Talihsizlik sizin başınıza gelen bir şeydir, sizin yaptığınız bir şey değil. Hava durumu uyarısını görmezden gelip yıldırım sırasında parkta gezintiye çıkmadığınız sürece yıldırım çarpması bir hata değildir. Atlar ve mandalar hava durumu raporlarını anlayamazlar, bu yüzden onlara yıldırım çarparsa bu sadece bir talihsizliktir. Aynı şey onları hasta eden ya da öldüren bir parazit tarafından saldırıya uğradıklarında da geçerlidir -bu sadece kötü şanstır. Arıza da benzer bir durumdur. Hastalık ya da deformasyon gibi bir organizmanın biyolojik işleyişinde yanlış giden bir şeydir, ancak organizmaların yaptığı bir şey değildir.
Farklı türdeki biyolojik hatalar, hepsinin yapılan şeyler olması bakımından birbirine benzer, ancak bu hepsinin tamamen aynı olduğu anlamına gelmez. Biyolojik hataların farklılık göstermesinin bir yolu da önlenebilirlikleridir: Bazı hatalar önlenebilirken, diğerleri kaçınılmazdır. Örneğin kuluçkaya yatan evcil tavuklar, kümeslerine bırakılan golf toplarını ya da diğer yumurta benzeri nesneleri yumurtadan çıkarmaya çalışacaktır. Bunu bir talihsizlik ya da arıza nedeniyle değil, yumurtaları yumurtaya benzeyen şeylerden ayırt edebilecek algısal donanıma sahip olmadıkları için yaparlar. Hataları kaçınılmazdır çünkü bu tavukların hiçbir sorunu yoktur. Öte yandan kaçınılabilir hatalar, bir organizma belirli bir durumda gelişmesine yardımcı olacak şekilde hareket edebilecekken bunu yapmadığında ortaya çıkar. Yırtıcılara karşı tetikte olan bir bufalo düşünün. Yaklaşan bir aslan göründüğünde bufalonun dikkati dağılmışsa, bu saldırı önlenebilir bir hata olacaktır.
Bir antikorun bir patojeni yanlış tanımlaması, bir başkasının cep telefonunu kendi telefonunuz sanmanıza benzer.

Kaçınılabilir ya da kaçınılmaz olsun, hatalar her zaman yapılır. Ancak bu biyolojik hataları tam olarak kim ya da ne yapabilir? Araştırma ekibi olarak, daha yakından baktıkça, tek bir organizma ile sınırlı olmayan hatalar keşfettik. Bir organizmalar topluluğu da hata yapabilir -bir gökdelene doğru uçan bir kuş sürüsünü veya kıyıya vuran bir balina sürüsünü düşünün. Hatalar canlıların parçaları tarafından da yapılabilir. En iyi bilinen örneklerden bazıları DNA ile ilgilidir.
Bir antikorun bir patojeni yanlış tanımlaması, bir başkasının cep telefonunu kendi telefonunuz sanmanıza benzer.
Genetik transkripsiyon, translasyon ve düzenleme sürecinde çeşitli hatalar meydana gelebilir ve bu da kansere, genetik bozukluklara, gelişim sorunlarına veya diğer sorunlara yol açabilir. Bir başka örnek ise antikorlardır. Bazen antikorlarımız vücudumuzun bir parçasıymış gibi davranan aldatıcı patojenler tarafından kandırıldığı için hastalanırız. Örneğin, menenjit bakterisi Neisseria meningitidis vücut hücrelerini taklit edebilir ve bağışıklık sisteminin belirli bir bölümünün ona karşı harekete geçmekten kaçınmasına neden olabilir.
Araştırma ekibimiz için çözülmesi gereken bir diğer bilmece, hata yapma özelliklerinin tüm canlılar arasında paylaşılıp paylaşılmadığıdır. İlk bakışta, antikorların ve insanların hataları arasında bir uçurum vardır, ancak benzerlikler de olabilir mi? İki hata düşünün: bir antikorun bir patojeni yanlış tanımlaması ve sizin yanlışlıkla bir başkasının cep telefonunu alıp kendi telefonunuz sanmanız. Antikorlar işlerini yapmak için, hata teorisyenlerinin “işaretler” olarak adlandırdıkları, “ipuçları”na benzeyen ancak psikolojik çağrışım olmadan harekete geçmeyi teşvik eden şeylere yanıt verirler. Belirteçler, patojenin yüzeyinde antikorları aldatan reseptörler veya şekiller olabilir. Benzer işaretleri günlük hayatımızda da kullanırız. Yanlışlıkla yanlış telefonu aldığınızda, kendi telefonunuzu taklit edebilecek başka bir telefonun rengine, şekline, boyutuna veya konumuna tepki veriyorsunuzdur. İnsanlar ve antikorlar harekete geçmek için işaretlere güvenir çünkü hiçbirinin hedefin tamamını dikkatle inceleyecek zamanı ya da enerjisi yoktur. Bu önemli ancak yeterince çalışılmamış bir hata alanıdır. Bu eylem belirteçlerini hala tam olarak anlamış değiliz, ancak bunlar aracılığıyla biyolojik hataların ortak özelliklerini sınıflandırmaya başlayabiliriz.
Canlı sistemlerin olduğu her yerde, hatalar da vardır. Hatalar biyolojinin evrensel özelliğidir.
Tam da burada, hata teorisi en cesur ve en şaşırtıcı iddialarında bulunmaya başlıyor: Canlı sistemlerin olduğu her yerde, hatalar da vardır. Hatalar biyolojinin evrensel özelliğidir. Ekibimiz, hataların, organizmaların farklı parçaları ve sistemleri arasında bile ortaya çıkabileceğinden şüpheleniyor.
Araştırma ekibimizin üzerinde çokça düşündüğü bir “parçayı” alalım: hemostatik (kanın pıhtılaşmasından sorumlu) sistem. Kanın pıhtılaşması, kanımızdaki trombosit adı verilen küçük, disk şeklindeki hücre parçalarının rol aldığı, bir dizi moleküler aktivasyondan oluşan karmaşık bir olaydır. Geç başlarsa, yaralı bir organizma kan kaybından ölebilir. Bu son derece normatif bir olay gibi görünür. Çok erken başlarsa, kan pıhtılarının damarları veya arterleri tıkamasıyla organizma zayıflatıcı bir tromboz yaşayabilir. Süreç doğru yerde, yani yaralanma bölgesinde gerçekleşmelidir. Pıhtılaşma da aynı nedenlerle doğru zamanda sona ermelidir. Trombositler bu normatif süreçte çok önemli bir rol oynar.
Kan damarları hasar gördüğünde, içlerindeki kolajen açığa çıkar. Kandaki trombositler, bir yaralanma bölgesinde bu kolajene maruz kaldıklarında aktive olurlar. Bununla birlikte, trombositler bazen yaralı bir kan damarı olmaksızın ortaya çıkan kolajen tarafından aktive edilebilir. Bu durum tromboza yol açabilir ve organizma için potansiyel olarak ölümcül sonuçlar doğurabilir. Trombositlerin yanlış yapabilecekleri başka birçok yol daha vardır: Ürettikleri pıhtının doğru şekilde işlev görebilmesi için doğru boyut ve şekilde olması gerekir. Trombositler potansiyel olarak birçok şeyi yanlış yapabilse de, kan pıhtılaşma sistemlerinin hata yapması mümkün müdür?
Trombositlerin, kolajen içindeki ‘GPO üçlüleri’ adı verilen spesifik aminoasit dizileri tarafından aktive edildiğini biliyoruz. Hata teorisyeni için bu durum, GPO üçlülerinin diğer proteinlerde de mevcut olup olmadığı veya diğer protein dizilerinin veya translasyon sonrası modifikasyonun kolajendeki GPO’ya çok benzer belirteçler üretip üretemeyeceği sorusunu gündeme getirir. Trombositler kolajeni yanlış tanımlayabilir mi? Hatta bir kolajen taklitçisi tarafından aktive edilebilir mi? Bu durum yanlış trombosit aktivasyonuna (yanlış proteinin neden olduğu bir aktivasyon) ve potansiyel olarak feci sonuçlara yol açabilir. Trombositler kandırılabilir mi? Cevabı henüz bilmiyoruz. Başka bilinmeyenler de var.

Zebra ispinozlarının dopaminindeki ani yükselmeler, şarkı kalitesindeki dalgalanmalarla gerçek zamanlı olarak ilişkilidir.
Hata teorisinin kullanım alanlarını ve biyolojik hataların olası derinliğini gösteren bir başka örnek de kuşların söylediği şarkılardır. Her erkek zebra ispinozunun potansiyel eşine kur yapmak için söylediği özel bir şarkısı vardır ve bu şarkıyı erkek yavrularına öğretirler. Öğrenilen şarkıda değişiklik payı vardır -mükemmel bir kopya değil, aslına sadık bir yeniden üretim olması gerekir. Bu da gerçek bir hatanın ancak öğrenilen şarkının doğru şarkıdan çok fazla sapması durumunda ortaya çıkacağı anlamına gelir. Fakat ne kadar çok fazla? Zebra ispinozları doğru şarkıyı söylemeyi nasıl öğrenir?
Yapılan araştırmalar, zebra ispinozlarının şarkı söylerken, şarkılarını doğru perdede tutmak için dopamin salgıladığını gösteriyor. Bu bilgiyle, hata teorisi test edilebilir bazı hipotezler sunabilir. Tanımımıza göre, bir hata ancak “yoldan sapma” ispinozun gelişimini baltaladığında yapılmış olur. Bu durumda, gelişme şarkıların potansiyel eşleri çekmesiyle ilgilidir; bu da doğru zamanda yeterli sayıda doğru eşin çekilmesini ve muhtemelen nesiller boyunca böyle devam etmesini içerir (Gelişme sadece bir sayı oyunu değildir ama çoğu organizma için üreme uygunluğu ve başarı, hayatlarının iyi gitmesinin ne anlama geldiğinin bir parçasıdır). Deneylerde, zebra ispinozlarının dopaminindeki artışlar, şarkı kalitesindeki dalgalanmalarla gerçek zamanlı olarak ilişkilidir, bu da bir tür değerlendirme yapıldığını göstermektedir. Kuşlar, farkında olmadan, dopamin seviyelerindeki değişikliklere dayanarak şarkılarının performansını yargılıyor veya kalibre ediyor gibi görünüyor. Şarkılarının doğruluğuna ya da yanlışlığına tepki veriyorlar. Kuş, şarkısını ayarlarken işitsel geri bildirim kullanacaktır ancak başka bir şey daha oluyor gibi görünüyor: dopaminerjik nöronların kendileri tarafından gerçekleştirilen değerlendirici bir işlev.

Belki de dopaminerjik sistem, yeni şarkının karşılaştırıldığı doğru şarkının bir temsiline sahiptir, bu da işleri yanlış yapma potansiyelini açık bırakacaktır. Bu durumda, nörokimyasal sistemler arasında bile hatalar ortaya çıkmaktadır. Bu bildiklerimizin sınırındadır, ancak hata teorisi bu tür olgulara ilişkin organize araştırmaları teşvik edebilir.
Biyolojik hatalar teorisi, biyolojinin evrensel bir özelliği gibi görünüyor; bu da yaşamı fizik ve kimya alanlarından ayırmakta ve böylece onu her ikisine de indirgenemez hale getirmektedir. Buna rağmen, hatalar henüz biyologlar tarafından sistematik bir araştırmaya tabi tutulmamıştır. Hata teorisi, içinde yeni, test edilebilir hipotezler üretilebilecek bir çerçevedir. Sistematik araştırmaya ihtiyaç duyan pek çok soru vardır: Zamanlama, konum, ölçüm, kalite değerlendirmesi ve tanımlama ile ilgili olarak işler nasıl yanlış gidebilir? Organizmalar hatalardan nasıl kaçınmaya çalışır? Hangi hatalar kaçınılmazdır? Bunlar nasıl düzeltilir? Bir organizma, gelişimini tehdit edecek bir yola sapıp sapmadığını gerçek zamanlı olarak nasıl izler?
Bir de hataların kısa vadede gelişmeyi tehdit etmesine rağmen uzun vadede organizmaya paradoksal olarak yardımcı olduğu çelişkili durumlarla ilgili sorular vardır. Bu, keşif ya da oyunun yaşamdaki rolüyle ilgilidir. Organizmalar genellikle çevrelerini keşfetmeye ihtiyaç duyarlar; yiyecek, eş ya da barınak vb. arayışı içinde olabilirler. Ancak, çok fazla keşif israf ve tehlike anlamına gelir. Çok fazla hataya izin vermek hata olur, ancak gelişebilmemiz için bazı hatalar gereklidir. Gerçekten de, örneğin DNA kopyalamasındaki hatalar, yaşamın çeşitliliğini sağlayan varyasyonu üretir. Ancak bu hatalar çok fazla değişirse, sistemler parçalanır. Bu hataları deneysel olarak sorgulamak, biyolojik normatiflik olgusuna dair bize bir pencere açabilir ve organizmaların çevrelerinde nasıl doğru veya hatalı davrandıklarını anlamamıza yardımcı olabilir.
Çok fazla hataya izin vermek hata olur, ancak gelişebilmemiz için bazı hatalar gereklidir. Gerçekten de, örneğin DNA kopyalamasındaki hatalar, yaşamın çeşitliliğini sağlayan varyasyonu üretir. Ancak bu hatalar çok fazla değişirse, sistemler parçalanır.
Hata yapma ne organizmalarla sınırlıdır ne de ölçeğe bağlıdır. Hatalar en küçük bakteriler tarafından yapılabileceği gibi en büyük hayvanlar, hatta tüm popülasyon tarafından da yapılabilir. Ayrıca trombositler, antikorlar ve organizmalara ait hücreler gibi organizma olmayan yapılar tarafından da yapılabilir. Hata yapmanın yaygınlığı ve potansiyeli, bu olguya ilişkin araştırmaları düzenlemek için eşit derecede geniş bir teori gerektirmektedir.
Yaşam genellikle doğru yaptığımız şeylerle tanımlanır. Büyüme, çoğalma ve çevreye uyum ile açıklanır. Ancak yaşam aynı zamanda, hatalarla da doludur. Bir hatalar teorisi, canlı varlıkların gelişimini tehdit eden davranışları sistematik ve deneysel bir şekilde anlamamıza yardımcı olacaktır. Ayrıca yaşamın içinden geçen normatifliği takdir etmemizi de sağlayacaktır. Bazıları hala “teleolojiye” şüpheyle bakarken, hata teorisi canlıların hedefleri hakkındaki geleneksel bilgeliğe meydan okuyan bir panzehir olabilir. Doğru ve yanlışın karmaşık biyolojik dansında, Dünya’daki yaşamı yönlendiren daha derin amaçları anlamanın anahtarını bulabiliriz.
Kaynak: https://aeon.co/essays/a-new-theory-suggests-mistakes-are-an-essential-part-of-being-alive
Son Erişim Tarihi: 26.12.2024
Not: Görseller ve görsel açıklamaları orijinal metinde bulunmayıp, editör tarafından eklenmiştir.

