GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Doğa tarihi müzelerimizin sayısını çoğaltmalıyız
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Bilim > Jeoloji > Doğa tarihi müzelerimizin sayısını çoğaltmalıyız
Jeoloji

Doğa tarihi müzelerimizin sayısını çoğaltmalıyız

Yazar: Nurdan İnan Yayın Tarihi: 24 Aralık 2024 18 Dakikalık Okuma
Paylaş
Londra Doğa Tarihi Müzesi (Görsel: Pixabay)

Ülkelerin gelişmişlik ölçütlerinden biri haline gelmesi nedeniyle New York Doğa Tarihi Müzesi, Viyana Doğa Tarihi Müzesi gibi dünyanın sayılı müzeleriyle boy ölçüşebilecek, bilimsel alt yapısı sağlam Doğa Tarihi Müzelerine ihtiyacımız var. Bunu gerçekleştirebilecek materyal ve araştırmacıya fazlasıyla sahibiz.

İçindekiler
Kısa tarihçe ve günümüzÜlkemizdeki doğa tarihi müzeleriSonuç

Doğa tarihi müzeleri, doğanın bitki ve hayvanlarla temsil edilen güncel ve geçmiş (paleo-fosil) faunasıyla, maden, mineral ve farklı kökenden kayalarından örneklenmiş unsurlarının saklandığı ve sergilendiği müzelerdir. Genel müze mantığı ile yönetilen bu müzelerin ayrıca saha gözlemi yapma, doğa nesnelerini toplama, tasnifleme, araştırma ve bilimsel çalışmalar yapma, dünyanın farklı yerlerindeki doğa tarihi müzeleriyle malzeme ve bilgi alışverişi yapma, halkın doğa bilinci kazanması için eğitimler, sergiler, konferanslar düzenlemek gibi görevleri de var. Bu müzeler yoluyla bir yandan ülkelerin zoolojik, botanik, paleontolojik, paleoantropolojik ve jeolojik varlıkları sergilenirken, diğer yandan farklı amaçlara da ulaşılmış, aynı zamanda doğal mirasın gelecek kuşaklara aktarılabilmesi de sağlanmış olur.

Bu müzelerin varlığıyla jeopark, jeosit ya da jeotop adı altında açık havada korumaya alınan jeolojik miras unsurlarından bazıları da müzelerin kapalı alanlarına taşınabilir. Ya da bu miraslar, bulundukları alanların “Açık Hava Doğa Tarihi Müzesi” olabilir. Örneğin Kapadokya bölgesi, peribacalarıyla ve volkanik olaylar sonucunda oluşmuş ilginç yeryüzü şekilleriyle bir “Açık Hava Doğa Tarihi Müzesi”dir.

Esas olan, bu müzelerle bağlantılı olarak çalışan enstitülerin mevcudiyetidir. Bu enstitülerde jeolog, paleontolog, antrolopog, biyolog ve gökbilimciler çalışır. Böylece bir yandan doğal miras kayıt altına alınırken, diğer yandan bu mirasların geleceğe aktarılması sağlanır.

Doğa tarihi müzelerinde; bitki ve hayvan örnekleri, fosiller, madenler, mineraller, kristaller, kayaçlar, süs taşları jeolojik oluşumlar gibi unsurlar, uluslararası standartlara göre toplanır, arşivlenir ve korunur. Bu malzemelerden laboratuvar koleksiyonları, sunum koleksiyonları ve değişim koleksiyonları gibi farklı amaçlara hizmet eden koleksiyonlar oluşturulur.

Bu müzelerde doğanın çeşitliliği gösterilerek doğanın daha anlaşılabilir olması sağlanır, doğa tarihinin çeşitli alanlarında bilimsel araştırma ve yayınlar yapılır, yerli ve yabancı benzeri kuruluşlarla malzeme ve personel değişimi yapılarak karşılıklı bilimsel yardımlaşmada bulunulur. Eldeki malzemeler yerli ve yabancı bilim insanlarıyla amatör doğa bilimcilerin kullanımına sunulur. Bunların yanında özellikle bitki ve hayvan türlerinin geliştirilmesi ve ekonomik kullanımı için uygulamaya yönelik araştırmalar da yapılır. Ayrıca, kamuya yönelik konferanslar düzenlenir, doğa ve çevre koruması konularında halk eğitim çalışmaları yapılır. Böylece yeni doğa bilimcilerinin yetişmesine katkıda bulunulur. Bu müzeler aynı zamanda doğa tarihine yönelik bilimsel gezi ve kazılar yapan, bu etkinliklerde öğrencilere uygulamalı çalışmalar yaptıran, özellikle endemik ve soyu tükenmekte olan hayvan ve bitki türleri için gen bankası oluşturan, gen arşivlemesi yapan, doğal anıt niteliğindeki fosil ve jeolojik yapıların korunması konusunda girişimlerde bulunan kuruluşlardır.

Özellikle 2000’li yıllardan sonra bulundurdukları Doğa Tarihi Müzelerinin sayısı, ülkelerin gelişmişlik düzeylerini gösteren ölçütlerden biri olarak kullanılmaktadır.

doğa tarihi
Doğa tarihi müzelerinde; bitki ve hayvan örnekleri, fosiller, madenler, mineraller, kristaller, kayaçlar, süs taşları jeolojik oluşumlar gibi unsurlar, uluslararası standartlara göre toplanır, arşivlenir ve korunur. (Görsel: Unsplash)

Kısa tarihçe ve günümüz

Avrupa’da Doğa Tarihi Müzeleri’nin geçmişi 350 yıl önceye uzanıyor. Bu müzelerin tarihçesi bizi özellikle 15. yüzyılda Avrupa ülkelerinin kral saraylarında veya doğa meraklısı zenginlerinin malikânelerinde yer almaya başlayan “kabinet”lere götürüyor. Kabinet kuranların başlıca amaçları doğal zenginlikleri tanımak, tanımlamak ve onların envanterini yapmak olsa da, bunun giderek bir zenginlik ölçütü haline gelmesi bir yarış oluşturmuş ve bu kabinetlerde dünyanın doğal zenginliklerinden örnekler biriktirilmiştir. Örnek bakımından zengin bir kabinetin, ona eşlik eden zengin bir kütüphanesinin olması da beklendiğinden literatür sayısı da hızla artmıştır.

Günümüz doğa tarihi müzelerinin prototipi sayılan ilk doğa tarihi müzesi Gesner Conrad tarafından Zürih’te açılmıştır. 1516-1565 yılları arasında yaşamış olan İsviçreli doğa bilgini Gesner Conrad, Alplerdeki fauna–florayı incelemiş ve “Hayvanlar Tarihi” başlıklı 4 ciltlik eserinde birçok hayvan türü hakkında bilgi vermiştir. Daha sonra da bu örneklerini, oluşturduğu müzede sergilemiştir. Bunu zaman içinde diğer ülkelerdeki müzelerin açılması izlemiş ve böylece özel kabinetler, halka açık müzeler haline gelmeye başlamıştır.

Bugün özellikle Avrupa’da her büyük kentte bir, bazen de birden çok sayıda Doğa Tarihi Müzesi bulunuyor ve bu müzeler bulundukları bölgenin turistik kılavuz, kitapçık ve haritalarında ziyaret edilmesi gereken yerler olarak gösteriliyor.

ABD’de Cleveland Doğa Tarihi Müzesi, New York Doğa Tarihi Müzesi, Avusturya’daki Viyana Doğa Tarihi Müzesi, Almanya’da Frankfurt’taki Senckenberg Doğa Müzesi, İngiltere’de Londra Doğa Tarihi Müzesi ve Oxford Doğa Tarihi Müzesi, Çin’deki Pekin Doğa Tarihi Müzesi gibi müzeler, görkemli binalarında ellerindeki arşiv, sergi ve koleksiyon malzemeleriyle dünyanın hemen her yerinden örnekleri buluşturan en önemli müzelerdir. Örneğin, asırlık bir şatoda hizmet veren Senckenberg Doğa Müzesi (Almanya) 2003’te yapılan büyük yatırımlarla dünya tarihine ve evrimine ilişkin sergisini modernleştirmiş, böylece Avrupa’nın en önemli doğa bilimi koleksiyonlarına sahip olmuştur. ABD’deki Cleveland Doğa Tarihi Müzesi, geniş bir tabiat parkı içinde yer alıyor. Bu müze antropoloji, arkeoloji, gökbilim, botanik, zooloji, jeoloji ve paleontoloji bölümlerinde toplam 4 milyon örnek barındırıyor.

Doğa Tarihi Müzesi
Asırlık bir şatoda hizmet veren Senckenberg Doğa Müzesi (Almanya) 2003’te yapılan büyük yatırımlarla dünya tarihine ve evrimine ilişkin sergisini modernleştirmiş, böylece Avrupa’nın en önemli doğa bilimi koleksiyonlarına sahip olmuştur. (Görsel: Wikipedia)

1884 yılında açılan Londra Doğa Tarihi Müzesi’nde önemli kitap, dergi, el yazmaları ve sanat koleksiyonlarının yanı sıra Charles Darwin’in eserleri de yer alıyor. Müzenin toplam 80 milyon adet veriyi bünyesinde barındırdığı düşünülüyor.

1869’da kurulan Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’nde (New York) kütüphanenin yanısıra 46 tane sergi salonu ve laboratuvar bulunuyor. Müzede 32 milyon veri olduğu belirtiliyor.

1889 yılında kurulan Berlin Doğa Tarihi Müzesi zooloji, paleontoloji ve mineraloji alanlarında 25 milyondan fazla veriyi barındırıyor. Dinozorlardan Brachiosaurus brancai’ye ait ve 13 metre yüksekliğiyle dünyanın en büyüğü olan fosil de Berlin Doğa Tarihi Müzesi’nde yer alıyor.

Avrupa’nın en önemli müzelerinden olan Viyana Doğa Tarihi Müzesi’nde 39 sergi salonu bulunuyor. Müzede 30 milyondan fazla materyal yer alıyor.

1793 yılında Fransız Devriminin hemen ardından kurulmuş olan, günümüzde 14 ayrı bölümde yaklaşık olarak 62 milyon materyal bulunduran Paris Doğa Tarihi Müzesi’nin, doğa tarihi müzelerinin kuruluş felsefesinin oluşmasındaki liderliği tartışmasızdır.

1789’da Fransız devrimcilerinin ideali; eğitimle bilinçlenen topluma, yeni kurulan Fransız siyasi sistemini ve demokrasiyi benimsetmek, bu kavramların korunması ve hayatta kalması gereğini kabul ettirmekti. Bu amaçlara ulaşabilmek için ilk iş olarak okul sayısı çoğaltılmış, böylece eğitimin tüm sosyal sınıflara yayılması sağlanmıştı. Ancak, okulun toplumun eğitim ve kültür seviyesini yükseltmek için tek başına yeterli olmadığı, diğer bilim ve kültür kuruluşlarına da gereksinim olduğu düşüncesiyle eğitimin, bilgi ve kültürün, halka açık kuruluşlar tarafından desteklenmesi gerektiği görülmüştü. Böylece Fransa’da 18. yüzyıl sonları ve 19. yüzyıl ilk yarısında birçok müze açılmıştı. Bu müzeler arasında da doğa ve doğa tarihi bilgisinin ekonomik kalkınma için önemli faktörler olduğu düşüncesiyle Doğa Tarihi Müzeleri önemli bir yer tutmuştu. Bu nedenle günümüzde 200’ü aşkın sayısıyla en çok Doğa Tarihi Müzesi Fransa’da bulunuyor. Fransa’da 58 tane Doğa Tarihi Müzesi, ayrıca içinde Doğa Tarihi bölümü bulunan 120 tane de yerel müze mevcut. Doğa Tarihi Müzesi sayısı bakımından Fransa’yı İspanya izliyor. İspanya’da 42 tane büyük ölçekli Doğa Tarihi Müzesi var ve bu sayı yerel yönetimlerin ve üniversitelerin daha küçük ölçekli müzeleri de hesaba katıldığında 100’ü buluyor.

Ülkemizdeki doğa tarihi müzeleri

Anadolu’da ilk Doğa Tarihi Müzesi oluşturma çalışması Antep’deki Merkezi Türkiye Koleji’nde Mary A.Dickinson adına açılmış olan kapsamlı bir müzede gerçekleştirilmiştir. 1876 yılında açılıp, 1914’de Osmanlı Devleti’nce üniversite statüsü verilen bu azınlık koleji, Fransızların şehirden çekilmesinin ardından 1924’de Halep’e taşınmıştır. Müzenin akıbeti hakkında bir bilgi yoktur. Bu dönemdeki bir diğer Doğa Tarihi Müzesi Merzifon’daymış. Buradaki müze oluşumu 1890’lı yıllarda Merzifon’daki Anadolu Koleji’nde biyoloji öğretmeni olan Johannes Jacop Manissadjian’ın çabalarıyla başlamıştır. 1913 yılında tamamlanan binasında kapılarını açan müzede 7000 bitki ve hayvan örneği, 2500 entomolojik (böcek) örnek, 1100 fosil, 900 mineral- kaya, 50 mollusk (yumuşakça), 70 kuş ve 40 adet memeli ve büyük hayvan örneği olmak üzere zengin bir koleksiyon mevcutmuş. 1916 yılında kapatılan okuldaki örneklerin akıbeti tam olarak bilinmemekle birlikle, bir kısmının Tarsus Amerikan Koleji, bir kısmının Saint Joseph Koleji, bir kısmının Ankara Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümünde olduğu düşünülüyor. Kapsamlı Müze Envanteri ve eldeki materyal 2000 yılında Robert Kolej’den- Saint Joseph Doğa Bilimleri Merkezi’ne bağışlanmıştır. Tarsus Amerikan Koleji’ndeki materyal de 2020 yılında restore edilen Sadık Paşa Konağı’nda sergilenmeye başlanmış, 2021 yılında Prof. Dr. Nurdan İnan Fosil Sergisi’yle birleştirilerek, Tarsus Amerikan Koleji Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi adıyla hizmet vermeye başlamıştır.

Anadolu’da ilk Doğa Tarihi Müzesi oluşturma çalışması Antep’deki Merkezi Türkiye Koleji’nde Mary A.Dickinson adına açılmış olan kapsamlı bir müzede gerçekleştirilmiştir.

Merzifon Anadolu Koleji Müzesi (Anatolia College), Merkezi Türkiye Koleji Mary Dickinson Doğa Tarihi Müzesi gibi Osmanlı döneminde mevcut olduğu yazılı kaynaklardan bilinen ancak materyalinin sadece küçük bir kısmı bulunan ya da tamamen yok olmuş başka koleksiyonlar da var. Bunlar; Darüşşafaka Müzesi Doğa Tarihi Koleksiyonu, Getronagan Ermeni Lisesi- Dr. Nazaret Dağavaryan Doğa Bilimleri Sergisi, İstanbul Doğa Tarihi Müzesi (Le Musée d’histoire naturelle d’école Imperiale de Medicine a Constantinople) ve Robert Kolej Doğa Tarihi Müzesi koleksiyonudur.

Ülkemizde kurumsal anlamda ilk olarak Maden Tetkik Arama (MTA) Genel Müdürlüğü’nde 1949’da bir sergi salonu olarak başlayan müze oluşturma çalışmaları, 1968’de “Tabiat Tarihi Müzesi” olarak sonuçlanmıştır. Enstitü’nün görev yapmaya başladığı 1935’ten beri Türkiye’nin hemen her bölgesinden toplanan ve sayıları gittikçe artan mineral, fosil ve kaya örneklerine, çeşitli kişi, kurum ve kuruluşlardan gelen armağanların da eklenmesiyle önemli bir koleksiyon ortaya çıkmıştır. 2003’te modern binasına taşınan müze, binadaki zemin problemleri nedeniyle uzun bir süre kapılarını açamamıştı. Nihayet 2011 yılında Şehit Cuma Dağ Tabiat Tarihi Müzesi adıyla açılmıştır.

Ülkemizdeki ilk ve tek akademik müze olan Ege Üniversitesi Tabiat Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi 1967’de Fen Fakültesi bünyesinde kurulmuştur. Müze koleksiyonu, 6 farklı galeride sergileniyor. Bu müze, küçük olmasına karşın, yüksek lisans eğitim programı ve müzeye bağlı çalışan araştırmacı kadrosuyla ülkemizi başarıyla temsil ediyor.

Üniversite bünyesinde açılmış bir diğer müze, İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesinde 1999’da açılan müzedir. İhsan Ketin Doğa Tarihi Müzesi adı verilen bu müze, ülkemizin ilk büyük mineral müzesini oluşturma yolunda atılan en önemli adım olmuştur. Müzede İstanbul ve çevresinden toplanmış omurgasız fosillerini içeren koleksiyon dışında Zonguldak fosil florası (bitki), Solnhofen fosil faunası (hayvan) ile Ege Bölgesi bitkileri ve balıkları bölümleri de bulunmaktadır.

Jeoloji eğitimine 1900’de Darülfünun kapsamında başlayan İstanbul Üniversitesi, ülkemizin jeoloji geçmişi en köklü olan eğitim kurumudur. 1900’lü yıllardan bu yana fakültenin depo ve arşivlerinde toplanan ve sergilenen jeolojik malzemenin müzede olma macerasında yangınlar, taşınmalar, yine yangınlar vardır. Ancak 2005’ten itibaren yeni Jeoloji Müzesi’nde ziyarete açılmıştır. 2005 yılında açılan jeoloji müzesi ile dünyanın ve ülkemizin çeşitli yerlerinden toplanmış 2 bini aşkın kaya, mineral ve fosil örneğini barındırıyor.

2006 yılında TÜBİTAK ve Erzincan Üniversitesinin desteği ile hayata geçirilen “Kemaliye Doğa Tarihi Müzesi Oluşturma” projesi kapsamında 38 bilim insanı bir araya gelerek, Kemaliye ve çevresi başta olmak üzere Türkiye’nin pek çok bölgesinden çeşitli örnekleri derlemişlerdir. Doğu Anadolu’daki ilk doğa tarihi müzesi olma öncülüğünü yapan Kemaliye Müzesi’nde 5 bine yakın tür sergilenmekte, burası ayrıca “Doğa Bilimleri Eğitim Merkezi” olarak da kullanılmaktadır. Kemaliye Müzesi’ne, Erzincan Üniversitesi’nin gelişimine sağladığı katkılardan ötürü 2009 yılında “Prof. Dr. Ali Demirsoy Doğa Tarihi Müzesi” adı verilmiştir.

Burdur Doğa Tarihi Müzesi’nin mekânı, 19. yüzyılda inşa edilmiş Kavaklı Rum Kilisesi’nin restore edilmesiyle oluşturulmuş. Müzede ağırlıklı olarak Elmacık ilçesindeki Pliyosen yüzleklerinden elde edilmiş mastodon, hipparion, antilop, zürafa, gergedanlar gibi memelilere ve çeşitli kuşlara ait fosiller sergileniyor.

Muğla Müzesi, Çankırı Müzesi, Kayseri Müzesi gibi bulundukları illerin arkeoloji-etnografi müzelerindeki özel bölümlerde sergilenen materyaller de mevcuttur. Bunlardan Çorakyerler (Çankırı) ve Yamula Barajı çevresi (Kayseri) kazılarından elde edilen materyalin sergileneceği yeni Doğa Tarihi Müzeleri’nin de yapım aşamaları devam ediyor.

Ayrıca son yıllarda sayısı artan; jeoloji, biyoloji, hidrobiyoloji, zooloji, herbaryum, arboretum ve botanik bahçesi gibi doğa tarihi ile ilişkili oluşumlar da var. Bunlar; Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi (İstanbul Üniversitesi), Antalya Deniz Biyoloji Müzesi, Atatürk Arboretumu, Atatürk Üniversitesi Entomoloji Müzesi, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tabiat Tarihi Müzesi, Bülent Ecevit Üniversitesi Zooloji Müzesi, Can Geyran Deniz Kabukları Merkezi, Çamlıdere Doğa ve Hayvan Müzesi, Dicle Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji Müzesi, Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Müzesi, Mersin Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Müzesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Zooloji Müzesi, Gaziantep Hayvanat Bahçesi Zooloji ve Doğa Müzesi, Hacettepe Üniversitesi Zooloji Müzesi, İstanbul Üniversitesi Hidrobiyoloji Müzesi, İstanbul Üniversitesi Zooloji Müzesi, Karaca Arboretumu, Köyceğiz Palmiye Müzesi, Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi, Trakya Üniversitesi Balkan Arboretumu, Trakya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Omurgalı Müzesi, Uludağ Üniversitesi Zooloji Müzesi gibi kimi üniversite bünyesinde , kimi il ve ilçelerde kamu ya da özel teşebbüs eliyle oluşturulmuş iri ufaklı müzeler de vardır.

Sonuç

Gelişmiş ülkelerde müzelerin eğitim işlevlerinin benimsenmeye başlanması ile birlikte, özellikle 2000’li yılların başından itibaren gelişen bir anlayışla “müze pedagojisi” eğitimi önemsenmeye başlanmıştır. Müzelere gerçekleştirilen planlı okul ziyaretleri sonucunda, müzelerin öğrencilere alternatif öğrenme imkanları sunduğu, böylece sınıf ortamında fark edilmeyen yetenek ve becerilerini gösterebildikleri görülmüştür.

Bu anlamda özellikle Doğa Tarihi Müzeleri’nin toplum üzerindeki eğitici ve öğretici fonksiyonları ile araştırıcılara materyal ve literatür sağlanması açısından rolleri büyüktür. Bu müzeler yoluyla, bulunduğu ülke başta olmak üzere dünyadaki ilginç bitki ve hayvan örnekleri, jeolojik materyaller özel yöntemlerle müze materyali haline getirilmiş ve yüzyıllarca saklanmıştır. Gelişmiş ülkelerde Doğa Tarihi Müzeleri giderek hem bilimsel araştırma kurumları olma hem de eğitim-öğretim işlevini üstlenmeleri nedeniyle topluma önemli hizmetler veren bir çeşit laboratuvar niteliğini almış durumdadır.

Yurdumuzda fosil, mineral, kristal, süs taşı, maden, maar ve mağara gibi her türden karstik oluşum; sütun yapılı bazalt oluşumları, pillov lavı, volkan konisi, lav akıntısı ve kaldera gibi volkanik oluşumlar; çöl kumulu, kanyon tipi vadi gibi jeomorfolojik oluşumları; lagün, delta, kıyı ve kumul yapısı, heyelan ve akma yapıları, kaplıcalar, peribacaları, antik maden ve taş ocağı işletmeleri gibi doğal anıt ve jeolojik miras niteliğinde çok zengin örnekler mevcuttur. Zaten ülkemizdeki bitki ve hayvan çeşitliliği (biyoçeşitlilik) Avrupa’nın birkaç katı seviyesindedir. Bu nedenle, yabancı bilim insanlarının da ilgisini çeken ülkemizde her yıl yüzlerce araştırma yapılıyor. Ne var ki bu araştırma sonuçlarının değerlendirilmesi ve toplumun hizmetine sunulmasında mevcut müzeler, dağınık ve yetersiz sayıda kalıyor.

Ülkelerin gelişmişlik ölçütlerinden biri haline gelmesi nedeniyle New York Doğa Tarihi Müzesi, Viyana Doğa Tarihi Müzesi gibi dünyanın sayılı müzeleriyle boy ölçüşebilecek, bilimsel alt yapısı sağlam Doğa Tarihi Müzelerine ihtiyacımız var. Bunu gerçekleştirebilecek materyal ve araştırmacıya fazlasıyla sahibiz. Görkemli tarihi binalarında halkının eğitsel, kültürel ve turistik kalkınmışlığına hizmet eden, doğal zenginliğini gelecek kuşaklara bu yolla aktarmayı başarmış, toplumsal bir bilinçle sahiplenip, koruma altına almış ülkeler sınıfına girmek “saygınlık projemiz” olmalıdır.

Kaynaklar

Anonim, 2008, Kültürel Jeoloji Oturumu, 61. Türkiye Jeoloji Kurultayı, Bildiri Özetleri Kitabı, 154–169.

Dilli, R., 2014, Doğa Tarihi Müzelerinin Eğitimdeki Rolü, Dumlupınar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 40, s. 81-95.

Göçmengil, G., 2021, Yeniden Dirilen Bir Müzenin Anatomisi; Merzifon Anadolu Koleji Müzesi’nin ülkemiz doğa tarihindeki Önemi, Bilim ve ütopya Dergisi, Sayı 327, s.76-80.

İnan, N., 2008, Jeolojik Miras ve Doğa Tarihi Müzeleri, Bilim ve Teknik Dergisi, 493, 80-84.

Kazancı, N., 2001, Jeolojik Miras Üzerine, Mavi Gezegen, Popüler Yerbilim Dergisi, 4-9.

Sol, A. ve Ünder, H., 1999, A model for the conservation of geological remains as documents, Environmental Geology 37, 26-28.

Şen, Ş., 2020, Fransa’nın Doğa Tarihi Müzeleri, Mavi Gezegen Dergisi, TMMOB, Jeoloji Mühendisleri Odası, Sayı 28, s.53-61.

www.amnh.org/naturalhistory/0701/0701_feature.html www.austmus.gov.au/palaeontology/field_sites/china03.htm www.china.org.cn/english/27608.htm www.palaeo.gly.bris.ac.uk/Palaeofiles/Lagerstatten/Liaoning/fauna.html www.peabody.yale.edu/exhibits/cfd/CFDconfu.html www.senckenberg.de/root/index.php?page_id=3093

https://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fa_tarihi_m%C3%BCzesi

https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27deki_do%C4%9Fa_tarihi_m%C3%BCzeleri_listesi

extension://efaidnbmnnnibpcajpcglclefindmkaj/https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/5715567f86b49d3_ek.pdf

https://www.anadoluhayat.com.tr/blog/hayata-dair/dunyanin-en-unlu-doga-tarihi-muzeleri-1111

Etiketler: doğa tarihi müzeleri, müze
Nurdan İnan 24 Aralık 2024
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Yazar: Nurdan İnan
1958 Bulancak (Giresun) doğumludur. İlk öğrenimini Giresun‘da, Orta, Lise ve Üniversite öğrenimini Ankara’da (AÜFF) tamamladı. 1980’de Jeoloji Mühendisi olarak MTA Enstitüsünde çalışmaya başladı. 1983’de Yüksek Lisansını bitirdi. 1984’de Cumhuriyet Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü‘nde (Sivas) akademik hayatına başladı. Paleontoloji (Fosil Bilim)‘nin Mikropaleontoloji disiplininde Foraminiferler konusunda Kretase/Tersiyer yaşlı seviyelerde uzmanlaşan İnan, 1987’de doktorasını verdi. 1991’de Doçent, 1997’de Profesör ünvanını aldı. 2000 yılından itibaren Mersin Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nde Profesör olarak çalışan İnan, 2020 yılında emekli oldu. İnan’ın, Ulusal ve Uluslararası dergilerde yayınlanmış çok sayıda bilimsel makalesi, aldığı ödüller, verdiği birçok seminer ve konferans, kurduğu okul müzeleri ve katkıda bulunduğu devlet müzeleri vardır. Ocak 2013’de Mersin Deniz Müzesi’nde “Jeolojik Zaman Denizlerinden Fosiller” başlıklı özgün bir bölüm, 2016 Mayıs ayında Mersin Arkeoloji Müzesi’nde “Zaman Tüneli” başlıklı bölüm, 2017’de Tarsus Amerikan Koleji’nde “Manisaciyan kolleksiyonu” tasnifiyle “Doğa Bilimleri Sergisi” ve 2019’da kalıcı “Prof.Dr.Nurdan İnan Fosil Sergisi” ‘ni oluşturmuş, malzemeleri teşhir ve eğitim amacıyla bu müzelere bağışlayarak, bölümlerin sürekli olarak halkın ve öğrencilerin ziyaretinde olmasını sağlamıştır. Yayınlanmış “Tarihsel Jeoloji”, “Paleontoloji” gibi çok sayıda Ders Kitabı, “Geo- Yerbilimleri Sözlüğü” (Seçkin Yayıncılık), “Omurgasız Fosilleri” gibi Fosil Atlası (TÜBİTAK) yanısıra, çocuklara yönelik bilim kitapları (ODTÜ Yayıncılık) vardır. 2010 yılından itibaren “Bilim ve Ütopya” Dergisi’nde düzenli olarak her ay “Doğa Tarihinden Notlar” köşesini yazmış olan İnan, Bilim ve Teknik gibi diğer dergilerdeki yazılarıyla, yoğun bir “Popüler Bilim” çalışmasına yönelmiş, bu yazılarından yaptığı seçkilerden “Fosiller, Doğa ve İnsan”, “Yerbilim Tarihi” (Gündoğan Yayınları) ve “Gizler” (Sarmal Kitabevi) başlıklı popular bilim kitaplarını oluşturmuştur. Evli, iki çocuğu ve bir torunu olan Prof.Dr. Nurdan İnan, kitaplar ve yazılar yoluyla doğa ve yerbilimleri disiplininin yaygın kitlelerce içselleştirilmesi ve toplum aydınlanması hedefinde çalışmalarını sürdürmektedir.
Önceki Yazı joker ve kötülük İnsan doğuştan kötü bir tür müdür?
Sonraki Yazı Ne yazık ki, şu an doğayı sömürülecek bir nesne gibi gördüğümüz bir düzenin içindeyiz. Hatta, bu düzen, bu ikiliği insanın insana ötekileştiği bir ikiliğe taşıyor. Geçmişten geleceğe Anadolu biyocoğrafyası

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Güneş fırtınaları depremleri tetikleyebilir mi?

Güneş fırtınaları sadece gökyüzünde göz kamaştırıcı bir etki yaratmakla kalmıyor; kırılgan fayları deprem üretmeye doğru da yönlendirebiliyor olabilir.

Jeoloji
7 Mart 2026

6 Şubat depremlerinin 3. yıldönümü: “Erken uyarı sistemi kurulsaydı yangınlar ve can kayıpları azalırdı”

Bir deprem erken uyarı sistemi kurulmuş olsaydı elektrik ve doğalgaz sistemlerinin kesilmesi sonucu birçok yangın ve can kaybı oluşmazdı.

Jeoloji
5 Şubat 2026

T. rex Asyalı çıktı!

Araştırmaya göre T. rex’in ataları, yaklaşık 70 milyon yıl önce Asya’dan Kuzey Amerika’ya göç etmiş.

Paleookur
25 Aralık 2025

147 milyon yıllık uçan sürüngen

Paleontologlar, Güney İngiltere'deki Geç Jura Dönemi’ne (147 Milyon Yıl Önce) ait yeni bir ctenochasmatid pterosaur alt çenesi keşfettiler ve tanımladılar.

Paleookur
17 Kasım 2025
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?