Nöroteknolojinin önümüzdeki yıllarda önemli ölçüde geliştiğini ve her bir nöronun diğer nöronlarla ilişkisinin gözlemlenebildiğini hayal edin. Bütün bu sinir ağından elde edilen verilerin kaydedilerek bilgisayarda simüle edildiğini düşünün.
Clas Weber
Çeviren: Okan Nurettin Okur
Zihin aktarımı tam olarak böyle bir şeydir. Yani bir insanı biyolojik bedeninden sentetik bir donanıma geçirebileceğimiz fikri. Bu fikir transhümanizm adı verilen entelektüel bir hareketten doğmuştur ve aralarında bilgisayar bilimcisi Ray Kurzweil, filozof Nick Bostrom ve nörobilimci Randal Koene’nin de bulunduğu birkaç önemli savunucusu vardır.
Transhümanistlerin temel amacı, bilimsel ve teknolojik ilerleme yoluyla insanlık durumunu aşmaktır. Zihin aktarımı sayesinde istediğimiz kadar uzun yaşayabileceğimize inanılır. Hatta biyolojik beyinlerden daha hızlı ve verimli çalışan simüle beyinlere sahip olmanın hayal dahi edemeyeceğimiz avantajlarından bahsederler. Elbette bütün bunlar bir tekno-iyimserin gelecek hayali. Peki gerçek hayatta bunlar ne kadar mümkün?
Zihin aktarımının uygulanabilirliği üç temel varsayıma dayanır.
1. Teknoloji varsayımı: Önümüzdeki dönemde teknoloji o kadar gelişecektir ki zihin aktarımı teknoloji sayesinde mümkün olacaktır.
2. Yapay zihin varsayımı: Simüle edilmiş bir beynin zamanla gerçek bir zihne yol açacağı fikri.
3. Zihinsel süreklilik varsayımı: Zihinsel olarak varlığınızın bilgisayarda aynen devam edebilmesi yani sürekliliğin korunması.
Peki bunların her biri ne kadar akla yatkın?
Teknoloji varsayımı
İnsan beynini simüle etmeye çalışmak muazzam bir meydan okuma olacaktır. Beyin evrendeki en karmaşık yapıdır. Yaklaşık 86 milyar nöron ve 85 milyar nöronal olmayan hücre barındırır ve tahminen bir milyon milyar nöral bağlantıya sahiptir. Karşılaştırma yapmak gerekirse, Samanyolu galaksisi yaklaşık 200 milyar yıldıza ev sahipliği yapmaktadır.
Peki beyin simülasyonunda ne aşamadayız? Şu anda sinirbilimciler basit organizmaların beyinlerinin 3D bağlantı şemalarını (konnektom olarak adlandırılır) çiziyorlar. Bugüne kadar sahip olduğumuz en karmaşık ve kapsamlı konnektom, yaklaşık 3.000 nöron ve 500.000 sinirsel bağlantıya sahip olan bir meyve sineği larvasına ait. Önümüzdeki on yıl içinde bir farenin beyninin haritasını çıkarabilmemiz olası bir durum.
Ancak insan beyni bir fare beyninden yaklaşık 1.000 kat daha karmaşıktır. O halde bir insan beyninin haritasını çıkarmak 10.000 yılımızı mı alır? Muhtemelen hayır. İnsan Genom Projesi gibi projelerde gördük ki kısa sürede çok verimli sonuçlara ulaşıldı.
Yaklaşık 20 yıl önce ilk insan genomunun haritasını çıkarmak yıllar ve yüz milyonlarca dolar aldı. Bugün ise en hızlı laboratuarlar bunu saatler içinde yaklaşık 100 dolara yapabiliyor. Verimlilikteki benzer kazanımlarla, çocuklarımızın ya da torunlarımızın yaşam süreleri içinde zihin aktarımı teknolojisini görebiliriz.
Bununla birlikte, başka engeller de var. Statik bir beyin haritası oluşturmak işin en kolay kısmı. İşleyen bir beyni simüle etmek için tek tek nöronları hareket halinde gözlemlememiz gerekir. Bunu yakın gelecekte başarabilmemiz ne kadar mümkün, tartışılır.
Yapay zihin varsayımı
Beyninizin bir simülasyonu tıpkı sizinki gibi bilinçli bir zihne yol açar mı? Bu sorunun cevabı zihnimiz ve bedenimiz arasındaki ilişkiye bağlıdır. Zihin ve bedenin kökten farklı olduğunu düşünen 17. yüzyıl filozofu Rene Descartes’ın aksine, günümüzün çoğu akademik filozofu zihnin nihayetinde fiziksel bir şey olduğunu düşünüyor. Basitçe söylemek gerekirse, zihniniz beyninizdir.
Yine de, simüle edilmiş bir beyin sadece bir simülasyonsa nasıl gerçek bir zihne yol açabilir?
Pek çok bilişsel bilimci, beyninizin biyolojik maddesinin (çoğunlukla yağ ve sudan oluşan) doğasından ziyade, bilinçli zihninizi yaratmaktan sorumlu olanın karmaşık sinirsel yapısı olduğuna inanıyor. Bilgisayardaki simüle edilmiş beyin, beyninizin yapısını taklit edecektir. Simüle edilen her nöron ve nöral bağlantı için karşılık gelen bir bilgisayar donanımı parçası olacaktır. Simülasyon beyninizin yapısını ve dolayısıyla bilinçli zihninizi taklit edecektir.
Günümüzün yapay zeka sistemleri, zihne yapısal yaklaşım için yararlı (kesin olmasa da) kanıtlar sunmaktadır. Bu sistemler, beynin bazı yapısal ilkelerini kopyalayan yapay sinir ağları üzerinde çalışmaktadır.
Zihinsel süreklilik varsayımı
Bir insan beynini simüle etmenin mümkün olduğunu ve simülasyonun bilinçli bir zihin yarattığını varsayalım. Yüklenen kişi gerçekten siz mi olurdunuz, yoksa sadece zihinsel bir klon mu olurdu?
Bu durum eski bir felsefi bulmacayı akla getirir: Sabah yataktan kalktığınızda hala bir önceki gece yatağa giren aynı kişi olmanızı sağlayan şey nedir?
Filozoflar bu soru hakkında genel olarak ikiye ayrılmıştır. Biyolojik görüşe göre sabah ve akşam aynı kişisinizdir çünkü bunlar aynı biyolojik organizmadır çünkü tek bir biyolojik yaşam süreciyle birbirlerine bağlıdırlar.
Daha güçlü olan zihinsel görüş ise tüm gerçekliği zihinsel sürekliliğe dayandırır. Sabahki sen ve akşamki sen aynı kişidir çünkü zihinsel bir yaşamı paylaşırlar. Sabahki sen akşamki senin ne yaptığını hatırlar.
Peki hangi görüş doğrudur? İşte size kendi sezgilerinizi test etmenin bir yolu: Beyninizin başka bir kişinin bedenindeki boş kafatasına nakledildiğini hayal edin. Ortaya çıkan size ait anılarınıza, tercihlerinize ve kişiliğinize sahip olan kişi, zihinsel görüşün düşündüğü gibi siz misiniz? Yoksa biyolojik görüşün düşündüğü gibi bedenini bağışlayan kişi mi?
Başka bir deyişle, siz mi yeni bir bedene sahip oldunuz yoksa onlar mı yeni bir zihne sahip oldu? Birçok şey bu soruya bağlı.
Biyolojik görüş haklıysa, aktarımın tüm amacının kişinin biyolojisini geride bırakmak olduğunu varsayarsak, zihin aktarımı işe yaramayacaktır. Zihinsel görüş haklıysa, aktarılan zihin kişinin mevcut zihinsel yaşamının gerçek bir devamı olabileceğinden, aktarım için bir şans var demektir.
Fakat bir şey daha var. Orijinal biyolojik-siz de yükleme işleminden sağ çıkarsa ne olur? Bilincinizle birlikte iki kişiye bölünerek, biri biyolojik formda (B) ve diğeri yüklenmiş formda (C) olmak üzere iki “siz” ortaya çıkar mı?
Hayır, siz (A) gerçek anlamda iki ayrı insana (B ≠ C) bölünemez ve aynı anda her ikisiyle de özdeş olamazsınız. En fazla bunlardan yalnızca biri siz olabilirsiniz (ya A = B ya da A = C).
Bir bölünmeden sonra, biyolojik formunuzun gerçek siz (A = B) olarak devam edeceği ve aktarımın yalnızca zihinsel bir kopya olacağı sezgisel olarak doğru görünmektedir. Ancak bu, biyolojik-senin yok edildiği durumda bile aktarım olarak hayatta kalabileceğinizi şüpheli hale getirir.
Biyolojik-seni yok etmek neden zihinsel klonunuzu sihirli bir şekilde gerçek siz statüsüne yükseltsin ki? Bunun olabileceğini düşünmek garip görünüyor.
Peki risk almaya değer mi?
Ne yazık ki, yapay zihin ve zihinsel süreklilik varsayımı dış dünyada deneysel olarak test edilemez. Bunu öğrenmek için tek yol kendi üzerimizde denemektir. Şahsen ben bu adımı ancak biyolojik bedenimin daha fazla dayanamayacağından emin olsaydım atardım.
Kaynak:
https://theconversation.com/could-you-move-from-your-biological-body-to-a-computer-an-expert-explains-mind-uploading-218035 (son erişim tarihi: 23.08.2024).

