GazeteBilim Yayın Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tayfun Uzbay, BioNTech’e açılan tazminat davasını değerlendirdi.
Haber: Emrah Maraşo
Virüsün etkileri aşıların değil
Almanya’da açılan dava üzerinden aşı karşıtları toplumda tedirginliğe ve aşılardan uzaklaşmaya yol açabilecek abartılı komplo teorilerini yeniden pompalamaya başladı. Burada gerçek ile medyada tartışılanlar maalesef örtüşmüyor. İnsanlar gereksiz bir strese ve paniğe sevk edilmeye çalışılıyor. Öncelikle şunu tekrar hatırlatmakta yarar var: Aşıların uygulanmaya başlanmasından sonra hastane çalışanlarından başlayarak tüm toplumda ağır hastalıklar ve ölümler kontrol altına alınmaya başladı.
İnsanlar gereksiz bir strese ve paniğe sevk edilmeye çalışılıyor.
Önemli bir başka nokta da aşıların ezbere değil denetim altında bilimsel veriler ışığında değerlendirilerek kullanıma sunulmasıydı. Her ne kadar yaşadığımız ağır sürecin bir sonucu olarak acil kullanım onayı verilmiş olsa da süreç içinde dünyada 2,5 milyar civarında insan aşılandı. Bu çok büyük bir popülasyon ve söylendiği gibi zararlı etkileri olsaydı aşılar kullanımdan çekilirdi. Böyle bir şey yok. Covid-19 da özellikle dünyanın az gelişmiş bölgelerinde, özellikle aşının ulaşmadığı yerlerde eskisi kadar çok olmasa da öldürmeye devam ediyor. Medyada tartışılan aşı sonrası kalp ile ilişkili sorunlar (aritmi, taşikardi, kalp kası iltihabı vb), uykusuzluk ve beyin sisi gibi belirtiler doğrudan Covid-19 ile ilişkili belirtiler. Özellikle uzamış Covid-19 geçirenlerde bu belirtiler sıkça ortaya çıktı. Ben ve tüm ailem, yakın akrabalarım dahil üç doz mRNA aşısı olduk. Hiçbirimizde böyle bir sorun ortaya çıkmadı. Ben ikinci dozdan sonra üçüncü dozu geciktirmiştim. O dönemde Covid-19 geçirdim. Hastalığı nispeten hafif geçirdim. Ateş ve kas ağrısı gibi belirtilerin yanı sıra aritmi ve uykusuzluk şikâyetim de oldu. İyileştikten sonra bunlar da düzeldi. Aşının böyle bir şey yaptığını düşünmüyorum, bunlar tamamen virüs ile ilgiliydi. Aşı immün sistemi virüse karşı harekete geçirmeye çalışıyor ve sizi hastalıktan koruyor. Aşılanmış insanlarda bazı sorunlar ortaya çıkmış ise Covid-19 geçirip geçirmediğine bakmak lazım. Ayrıca bazı duyarlı insanlarda da psikolojik olarak çarpıntı, uykusuzluk ve konsantrasyon bozukluğu gibi belirtiler aşı sonrası ortaya çıkabilir. Bu aşının verdiği zarardan çok kişinin zarar göreceğine dair beklentisi ile ilişkilidir. Buna farmakolojide “nosebo etki” deriz. Aşı karşıtları ve bazı medya konuyu o kadar abartılı ve korkutucu işledi ki insanlarda nosebo etki ortaya çıkması da normal.

Bu tip davaların medyada ele alınış biçimi ilaçlara ve aşılara olan güveni sarsıyor
Piyasaya sağlık için sunduğunuz her üründe yan etki ortaya çıkma riski vardır. İlaç olsun, aşı olsun her ürün onay aldıktan sonra da farmakovijilans(ilaç yan etkilerinin yaygın kullanım sırasında izlenmesi) sistemi içinde izlenir ve değerlendirilir. Buna Faz IV aşaması deriz. Şu anda tartıştığımız aşı da Faz IV sürecinde ve izleniyor. Bazı nadir yan etkiler ancak uygulama büyük bir popülasyona ulaştığında ortaya çıkar. Burada illiyet bağının da kanıta dayalı bir şekilde ortaya konması gerekir. Böyle bir durumda, eğer bu yan etki ciddi ölçüde zarar verici ise ruhsat iptal edilir ve uygulama durdurulur. Daha önce de belirttiğim gibi şu ana kadar aşı milyarlarca doz uygulandı ve henüz böyle bir kısıtlama veya ruhsat iptali söz konusu değil. Bahse konu dava bu süreçlerden bağımsız bir kişinin iddiası üzerine açılmış. Burada kişinin aşıya karşı alerjik bir hassasiyeti olabilir. Ya da aşı olmaması gerekirken aşı olmuş da olabilir. Yani gördüğü zarar hatalı tıbbi uygulamaya (malpraktis) bağlı olabilir. Öte yandan aşı olmasa da ortaya çıkabilecek ya da eskiden beri var olan bir sorun da olabilir. Bunu bağımsız ve tarafsız çalışan bir mahkeme süreci aydınlatacaktır. İzleyip mahkeme sonucuna göre yeniden bir değerlendirme yapabiliriz. Yeni ilaç uygulamalarında farmakovijilans (ilaç yan etkilerinin yaygın kullanım sırasında izlenmesi) önemlidir. Burada davaya konu edilen sorunlar bu sisteme yansımış olsaydı konuyu aşı ile ilişkilendirebilirdik. Ancak bir şeye dikkat çekmek istiyorum: Bu tip davalar ve bunların medya tarafından işleniş biçimi kanıta dayalı tıbba ve ilaçlara olan güveni azaltıyor.
Şu ana kadar aşı milyarlarca doz uygulandı ve henüz böyle bir kısıtlama veya ruhsat iptali söz konusu değil.
Davanın arkasında amacı farklı lobiler olabilir
Dava Almanya’da açıldı. Özellikle Fransa ve Almanya’da pandemi süresince aşı karşıtlarının tepkileri çok şiddetliydi. Bu tip davalar aşı karşıtı lobinin kışkırtma ve faaliyetleri arasında olabilir. Bu dava kazanılırsa konu emsal teşkil ederek birçok kişi dava açıp bilim insanlarından veya ilaç endüstrisinden para koparmaya çalışabilir. İlaç endüstrisi sık sık bu tip davalarla karşılaştığı için özellikle yeni ilaçların giderek daha yüksek fiyatlarla piyasaya sunulduğunu görüyoruz. Burada firma olası tazminatlara karşı maddi bir destek yaratmış oluyor. Tabii fiyat yüksekliğinin tek nedeni bu değil ama nedenlerden biri de bu.

Öte yandan biraz spekülatif olarak burada doğrudan endüstrinin kendi içindeki bir rekabetin de katkısı olabileceğini düşünebiliriz. Aşılar önleyici tıbbın en önemli silahı. Aşı karşıtlığı yüzünden tarihe gömülen kızamık gibi hastalıklar yeniden hortladı. Yıllar sonra kızamıktan çocuk ölümleri görmeye başladık. mRNA aşıları kanserlerin önlenmesi ve tedavisi için de umut veriyor. Düşünsenize birçok kanseri aşı ile önlüyorsunuz. O zaman bu kadar pahalı ve büyük paraların döndüğü onkoloji alanında kimlerin kazancı azalır ya da ortadan kalkar? Önleyici tıp birçok hastalığın önüne geçiyor ve sağlığın metalaşmasını engelliyor. Kanser başta olmak üzere ciddi kronik hastalıklar önlenebilir olsa özel hastaneler ve sigorta şirketleri bunu nasıl değerlendirir? Maalesef 21. yüzyılda bilim hızla ticarileşiyor. Aşıların ve önleyici tıbbın karalanması kimlerin işine gelir, iyi düşünmek lazım.
Şunu da hatırlatalım: Einstein bir Alman bilimcisiydi ve Amerika’ya gitti. Bu dava mRNA aşılarının bundan sonra Almanya dışına çıkarak Amerika’da geliştirileceği ve her ne kadar Şansölye Merkel’den takdir belgesi almış olsalar da Uğur Şahin ve Özlem Türeci bundan sonraki çalışmalarını Amerika Bileşik Devletleri’nde sürdürebileceği anlamına gelebilir.

