Hissediyoruz, öyleyse varız. Bilinçli duyumlar, benlik algımızın kurucu ögeleridir.
Nicholas Humphrey
Çeviren: Gizem Özkabak
Peki yalnızca biz mi hissedebiliyoruz? Diğer hayvanlar da hissedebiliyor mu? Peki ya gelecekte makineler hissedebilecek mi?
Nöropsikolog Nicholas Humphrey Bilinçli Duyarlılık (Sentience) adlı kitabında, teknolojideki son gelişmeleri de kullanarak yaptığı entelektüel yolculukta maymunlardaki kör görüş keşfinden, sosyal zekâya yönelik öncü çalışmalarından ve zihin felsefesindeki önemli gelişmelere değin bir cevap arıyor. Kitaptan yapılan alıntılardan anlaşılacağı üzere Humphrey, bilinçli duyarlılığın evrimi üzerine yapılan geleneksel açıklamalar yerine; sıcakkanlılığın kuşlar ve memelilerin bu yöndeki evriminde kritik bir rol alabileceğini savunuyor.
Sıcakkanlılığın bilinçli duyarlılıkta çift taraflı bir rol oynadığını öne sürüyorum: İlk olarak, duyarlılığı psikolojik bir kazanım haline getirecek olan yaşam tarzı değişimlerini hayatımıza getirmesi; bir diğeri ise beyni bu değişimlere hazır hale getirmesidir.
Sıcakkanlılık hakkında giriş niteliğinde bir bilgi verecek olursak: Kuşlarda ve memelilerde, ısıyı içten üretebilmeyi başarıp, üretilen ısıyı kürk veya yalıtkan tüy tabakası yardımıyla koruyan fizyolojik bir durumdur. Fosillerden edinilen bulgular sayesinde, bu durumun kuşların atası olan dinozorlarda ve memelilerin atası olan sinodontlarda (cynodonts) eşzamanlı fakat birbirinden bağımsız olarak 200 milyon yıl önce, iklimsel değişimlerin marjinal bir şekilde yaşandığı dönemlerde evrimleştiği anlaşılmaktadır.
Sıcakkanlı olmak maliyetli bir durumdur. Sürekli olarak aynı yüksek ısıyı korumak büyük bir enerji yakıtı gerektirir. İnsan vücudu, ortalama 37 santigrat derece ile dünya üzerindeki herhangi bir yaşam alanının yıllık ortalama sıcaklığından daha yüksek bir sıcaklığa sahiptir.
Bu durumu bir örnekle somutlaştıracak olursak, mevcut olan yüksek sıcaklığını koruyabilmek için bir insan, kendi büyüklüğüne eşdeğer bir büyüklükteki boğa yılanından yaklaşık 50 kat daha sık yemek yemeli ve 30 kat daha fazla kalori almalıdır. Sonuç olarak, eğer bu kadar büyük maliyetli bir özellik söz konusuysa, bu özelliğin büyük avantajlara sahip olması beklenir, aksi halde evrimleşmesi mümkün olmazdı.
Aslına bakarsak, bu durum birkaç avantaj sağlamaktadır. Avantajlardan biri, vücut sıcaklığı arttıkça vücutta gerçekleşen fizyolojik işlemler daha verimli gerçekleşir ve böylece maliyet esasen dengelenmeye yaklaşır. Özellikle, bir sinir boyunca ateşlenen uyaranın iletim maliyeti 37 santigrat derecede en aza indirilmiş olur.
Sonuç olarak, her ne kadar sıcakkanlı olmak tüm vücutta enerji maliyetini arttırsa da bu durum beyin için tam tersidir. Bunun anlamı, kuşlar ve memeliler daha büyük ve karmaşık beyinleri, enerji sarfiyatını görece çok daha az arttırarak destekleyebilirler.
Bir diğer avantaj ise, sıcakkanlılık bakteri ve mantarlara karşı iyi bir savunma mekanizmasıdır. Böcekler, sürüngenler, amfibiler gibi soğuk kanlı canlılar çeşitli mantar enfeksiyonlarıyla uğraşmaktadırlar. Ancak sadece çok az türü 37 santigrat derecenin üzerindeki sıcaklılardan kurtulabilir. Bu da kuşların ve memelilerin, büyük bir oranda bu sorunlardan bağımsız olmasını sağlamaktadır.
Fakat sıcakkanlılığın evrimleşmesindeki asıl sebep bu avantajlardan biri değildir. Bu özelliğin çevre sıcaklığının ani ve büyük değişimler geçirdiği dönemde evrimleştiğini göz önüne alacak olursak, asıl avantajın yukarıda belirtildiği gibi değil; canlıların bu iklimsel tehditten kurtulabilmeleri ve coğrafi yayılım gösterebilmeleri olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü içsel çevredeki değişmezlik özgür yaşamın koşuludur.
İçsel bağımsızlık
Şimdi ise, merak ettiğim şey “özgür hayat” nedir. Yalnızca bedeni değil, aynı zamanda zihni de kastediyorum. Sıcakkanlı hayvanların bedenleri otonom bir hâl aldıkça, kendine-bağımlı ve kendine-yeter oldukça, benlik duygularının da otonomlaştığını düşünüyorum.
Atalarının hayatlarını çevresel sıcaklıklardan dolayı kısıtlı bir şekilde yaşamasından milyonlar yıl sonra, kendilerini adeta prangalarından kurtulmuş bir şekilde bulmuşlardı. Bedende ve zihinde, gün geçtikçe otonom özneler haline gelen bu canlılar istedikleri yere istedikleri zamanda gidebiliyorlardı.
Sıcakkanlı bir vücut, benlik için görece daha ilginç ve sahiplenilmeye değer bir nesnedir. Fakat bu sadece olayın yarısı. Sıcakkanlılığın, bedene ve benliğe yönelik getirdiği tutum değişimlerinin beyin fizyolojisinde gerçekleşen olaylarla da güçlenmekte olduğunu düşünüyorum.
Şu ana değin, fenomenal bilinçten sorumlu olan çekim alanlarının oluşumu esnasında sinir hücreleri düzeyinde tam olarak neyin olması gerektiğini söylemedim. Detaylı bir anatomik ve nörofizyolojik bir modelim varmış gibi davranmayacağım.
Ancak yine de, beyinde geri-bildirim döngülerini temellendiren ve adeta varlığını kendinden yaratan bu bilmeceyi çözecek bir evrimsel değişim göstermem gerekseydi sırasıyla şunlar olurdu: (a) nöral iletim hızındaki artış, döngüleri kısaltarak motor ve duyusal alanların temasını arttırması ve (b) refraktör periyot (ateşleme faaliyetinden hemen sonra yeni gelen uyarana duyarsızlaşma aralığındaki) azalmasının birleşimi sonucunda hücresel döngü yeniden aktivasyona hazır hale gelir.
Ne tesadüf ama! Beyindeki sıcaklık artışı bu iki etkiyi de yaratabiliyor. Nöronların belirleyici işlevsel özelliklerinin sıcaklığa göre değiştiği iyi bilenen fizyolojik bir gerçektir.
Sıcak ve soğuk kanlı çeşitli hayvanlarda yapılan gözlemler sonucunda, her 1 santigrat sıcaklık değişimi sonucunda nöral iletim hızının yüzde 5 arttığı ve refraktör dönemin de aynı oranda azaldığı görülmüştür. Bu da bize gösteriyor ki, kuşların ve memelilerin ataları soğuk kanlılıktan (yaklaşık olarak 15 santigrat derece) sıcakkanlılığa (yaklaşık olarak 37 santigrat derece) evrimleştiğinde, beyin işletim hızları iki kattan daha fazla arttı.
Kaynak:
https://thereader.mitpress.mit.edu/did-warm-bloodedness-pave-the-path-to-sentience

