Lazerler, bilgisayar modelleri ve yapay zeka kullanan araştırmacılar, günümüz cırcır böcekleri ve çayır çekirgelerinin 165 milyon yıllık akrabalarının çağrılarını, Çin’de bulunan fosilleşmiş kanat parçalarından yola çıkılarak yeniden oluşturdu.
Binali Furkan Alper
GazeteBilim Yazı İşleri
Lazerler, bilgisayar modelleri ve yapay zeka kullanan araştırmacılar, günümüz cırcır böcekleri ve çayır çekirgelerinin 165 milyon yıllık akrabalarının çağrılarını, Çin’de bulunan fosilleşmiş kanat parçalarından yola çıkılarak yeniden oluşturdu. Bu fosil böceklerden biri insan işitme sınırının ötesindeki frekanslarda çağrı yapıyordu. Bu durum, böcekleri ultrasonik alana iten şeyin yarasaların avlanma baskısı olduğuna dair uzun süredir devam eden varsayıma meydan okuyor.

Sichuan Ziraat Üniversitesi’nden Dr. Jun-Jie Gu ve diğer araştırmacılar makalelerinde, “Jura dönemi ormanları gibi çoktan yok olmuş ortamların akustik manzarası hakkında çok az şey biliniyor.” diye yazdı.
Bilim insanları “Dinozorlar ve diğer karizmatik omurgalıların çıkardığı sesler kesin olarak bilinmemektedir çünkü onların ses organları fosillerde nadiren iyi korunur. Tetrapod ses tellerinin aksine, bazı eklembacaklıların sklerotize kütikülünde bulunan ses üretici organlar ise iyi fosilleşmektedir.
Örneğin, erkek cırcır böceklerinin ve yakın akrabalarının fosilleşmiş ön kanatlarında stridülasyon yapıları (törpü, mızrap) gözlemlenebilir ve ölçülebilir.” şeklinde aktardı.
Bu fosiller, ürettikleri akustik sinyallerin bir parmak izini bünyelerinde barındırarak geçmişin ses manzaralarına bir pencere sunmaktadır.
Araştırmalarında yazarlar, Çin’in İç Moğolistan bölgesindeki Jiulongshan Formasyonu’ndan gün yüzüne çıkarılan 20 fosilleşmiş ensiferan böceğini —Prophalangopsidae familyasından yedi tür ve Triyas’tan Kretase’ye kadar var olmuş soyu tükenmiş bir familya olan Haglidae’den iki tür— analiz ettiler.

Yaklaşık 165 milyon yıl önce, Orta Jura dönemine tarihlenen fosiller, bu böceklerin bir kanadı diğerine sürterek ‘şarkı söylemek’ için kullandıkları -stridülasyon adı verilen bir süreç- hassas kanat yapılarını korumuştur.
Bu antik şarkıları deşifre etmek için araştırmacılar çeşitli teknikleri birleştirdiler: Fosilleri 100’e yakın yaşayan böcek türüyle karşılaştıran filogenetik analiz, modern böcek kanatlarının lazer vibrometre ölçümleri, fosilleşmiş kanatların nasıl titreşeceğine dair bilgisayar simülasyonları ve kanat şeklinden çağrı desenlerini tahmin etmek üzere eğitilmiş makine öğrenimi modelleri.
Elde ettikleri sonuçlar şaşırtıcı derecede çeşitli bir ses manzarasını gösteriyor. Dokuz türün çoğu, yaşayan bazı cırcır böceklerininkine benzer şekilde, 5 kHz civarında düşük, saf tonlu çağrılar üretiyordu.
Ancak bir türün, Sigmaboilus peregrinus‘un insanların duyabileceğinin ötesinde, ultrasonik aralıkta yer alan 20 kHz’in üzerindeki frekanslarda çağrı yaptığı görülüyor.
Söz konusu bulgu, yarasaların ortaya çıkışından daha önceki bir döneme tekabül etmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Zira yarasalar, bu dönemden yaklaşık 55 milyon yıl sonra ortaya çıkmış olup genellikle ekolokasyon yapan predatörlerden kaçınma stratejisi bağlamında böceklerde ultrasonik iletişim ve işitmenin evrimini yönlendiren unsur olarak kabul edilmektedir. Elde edilen yeni kanıtlar, böceklerde ultrasonik sinyalleşmenin, yarasaların varlığından çok önce zaten tesis edilmiş olduğuna işaret etmektedir. Bu da, yarasaların yüksek frekanslı böcek çağrılarının evriminin arkasındaki yegâne güç olmadığı anlamına gelmektedir. Bilim insanları bunun yerine erken dönem memelilerin ve diğer predatörlerin böcekler üzerinde, daha düşük sesli ve lokalize edilmesi daha zor saf tonlu sinyaller geliştirmeleri yönünde evrimsel bir baskı kurmuş olabileceğini öne sürmektedir. Ayrıca, yoğun popülasyonlu bir çevrede çağrı yapan çok sayıda türün akustik alan için girdiği rekabetin de bu süreçte rol oynamış olabileceği düşünülmektedir.
Yazarlar makalede, “Şu an için emin olduğumuz tek şey, Jura dönemi ensiferan böceklerinin düşük seslerden orta düzeyli ultrasona kadar geniş bir frekans aralığında iletişim kurduğudur.” diye yazdı.
Araştırmacılar “Ultrasonik iletişimin muhtemelen günümüzden yaklaşık 165 milyon yıl önce, Orta Jura döneminde çayır çekirgelerinin ataları tarafından kullanılmaya başlandığını gösteriyoruz. Bu, hayvanlarda ultrasonik iletişime dair bugüne dek bilinen en eski kayıt.” şeklinde aktardı.
“Bu antik böcekler vücut ölçülerindeki ve ses çıkarma (stridülasyon) uzuvlarındaki şekilsel değişimler sayesinde akustik sinyal verme stratejilerinde çoktan çeşitlenmeye başlamış; saf tonlu ve tiz (yüksek perdeli) çağrılar çıkarmışlardı.
Günümüzde yaşayan çayır çekirgelerinin sesli iletişim stratejilerinde görülen çeşitliliğin ve yaygın olarak saf tonlu ultrason kullanmalarının, aslında onları avlamak için dinleyen avcılardan kaynaklandığı düşünülse de, biz bu çalışmada çayır çekirgelerindeki ultrason evriminin arkasındaki tek nedenin yarasalar olduğu tezini reddediyoruz.” diye ekledi

Bunun yerine, muhtemelen ilk memeliler ve onların memeli olmayan ataları da ensiferan böceklerinin şarkılarını gizlice dinliyor ve sesli iletişim stratejilerinin daha o dönemde çeşitlenmesini tetikliyordu. Ultrasonun evrimleşmesinin bir diğer nedeni de, türler arası rekabet yüzünden akustik alanların paylaşılması (niş paylaşımı) olabilir.
Kretase döneminde yaşamış güvelerdeki ultrason kanıtlarıyla da birleşen bu durum, yarasaların —şarkı söyleyen ensiferanlardan yaklaşık 100 milyon yıl sonra— halihazırda ultrason sesleriyle yankılanan bir ses dünyasına giriş yaptığını gösteriyor.
Kaynakça:
J. Gu, F. Montealegre-Z, T. Jonsson, C. Woodrow, E. Celiker, M.N. Islam, J.B. Linde, F.A. Sarria-S, F. Shi, H. Song, D. Robert, & D. Ren, Reconstruction of an extinct soundscape reveals ultrasonic communication in the Jurassic, Proc. Natl. Acad. Sci. U.S.A. 123 (36) e2615107123, https://doi.org/10.1073/pnas.2615107123 (2026) .
Sci.News. (2026, Ağustos). Reconstruction of extinct soundscape reveals ultrasonic communication in the Jurassic. Sci.News. https://www.sci.news/paleontology/jurassic-insect-sounds-15017.html

