Nörofelsefenin amacı geleneksel felsefi sorunları ve çözümlerini sinirbilimi bilgileri üzerine inşa etmektir.
Nedir felsefe? Tozlu raflardaki kalın kitaplarda yazan anlaşılmaz terimler silsilesi midir? Varoluşçuluk, diyalektik, metafizik, gerçeküstücülük, fenomenoloji, empresyonizm ve benzerleri. Oysa yalın olarak felsefenin anlamı evreni kavrayıştır. Onu karmaşıklaştıran insanoğlunun ön yargısıdır. Çünkü neredeyse yüzyıllardır felsefe; çatık kaşlı, asık suratlı, uzun sakallı bir dede gibi gösterildi bizlere. Biz de ona sorular sormaya korktuk. Beynimizde felsefi bir kıvılcım çaktığı zaman doğru yoldan sapacağımız endişesiyle kum döktük ateşe, hemen söndürdük. Söndüremediğimizde ise divane ilan edildik. Ancak bilinmelidir ki doğru yolunu bulan kimseler felsefeden bir an için vazgeçmemiş, aksine felsefeyi bir fener gibi kullanıp önünü seçebilmiştir.
Çoğu insan felsefeyi kendi üzerine vazife görmez, sürekli kaçar ondan. Fakat bu gerçekte felsefeden kaçış değil, düşünmekten kaçıştır. Çünkü felsefe istense de istenmese de kişi ve toplum hayatının tam ortasındadır. Bir manavın terazisindeki dürüstlükte Hegel’den izler görmez miyiz? Bilgi felsefesi, siyaset felsefesi, din felsefesi, ahlak felsefesi, sanat felsefesi ve diğerleri. Görüldüğü gibi hayatın her alanında sistematik bir felsefi geçmiş vardır.
Büyük soru ve sorunlarla iç içe yaşıyoruz ve hiçbir bilge ya da filozof da hayatın anlamını çözebilmiş değildir bugüne kadar. Felsefe ise hayatın her alanındadır. Sorduğunuz sorular anlamsız değil, ama salt olumsuz baktığınız sürece ise yararsız ve kullanışsızdır. Oysa sormakla başlamakta her şey.

Var olduğundan bu yana sorular sordukça ademin oğlu, sorduğu sorulara cevaplar buldu; bulduğu cevaplardan yeni sorular, onlardan da yeni cevaplar üretirken küme küme bir bilgi dağarcığını oluşturmuştur. Oluşan bu dağarcık tüm devirlerde önemli olmuş ve zamanın ruhuna yön vermiştir. Ancak özellikle çağımızda modern bilim ve teknolojinin bu denli hızlı üretip çok hızlı yeni sorular, yeni cevaplar üretip tükettiği süreçte bu dağarcığa karşı bir üst yorumlama sürecinin var olma istenci ise kaçınılmaz olmuştur. Çokça sayıda alt araştırma grubuna dağılmış olan modern bilimin yeniden gözden geçirilmesinde bilim felsefesi tam da bu noktada devreye girmektedir.
Başlangıçta bütün bilimler felsefenin içinde yer almaktaydı. Filozof, her bilim konusunda bilgi sahibi olan, bütün bilgileri sentez ederek bir hayat görüşüne ulaşmış olan kişi idi. Bilimsel bilgi geliştikçe, zamanla bilim dalları felsefeden bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bu ayrılmalar, felsefenin konusunu hızla daralttı. Hatta ayrılmalar sırasında felsefeye karşı düşmanca bir tavır takınıldı. 19. yüzyıla gelindiğinde ise bilim ile felsefe arasında âdeta bir uçurum meydana geldi. Felsefenin varlığı bile tehlikeye düştü. Ancak tarihin birçok noktasında bilim tarihi ile felsefe tarihi özdeşleşir. Aralarında bir mesafenin açıldığı 19. yüzyıldan sonra da bilimsel verileri toplayarak varlık dünyası hakkında genel bir açıklama yapma çabasına giren felsefe, günümüz bilimini yeniden yorumlama süreçlerinde bir çerçeve belirlenebilmesi üzerinde bilimle iç içe olma durumu göstermekte, günümüz post-modern biliminde önemli bir konum teşkil etmektedir.
Çağdaş bilimlerdeki kümülatif bilginin fazlalığının beraberinde getirdiği değerlendirme ve tanımlama zorlukları makro alanlardan mikro alanlara uzmanlaşmayı zorunlu kılmıştır. Fakat son dönemin bilimsel yönelimleri ile mikro alan uzmanlıklarının multidisipliner ve transdisipliner yaklaşımlarla entegratif sonuçlar üretmesi süreçlerini izlemekteyiz. Bunun en çarpıcı örneği beyin araştırmaları alanıdır.
20. yüzyıl ile felsefenin bilimle olan buzlarını eritmesinden bu yana; bilim dünyasında sinir bilimin alanının hızlı yükselişine felsefe de kayıtsız kalamamış, o da bu alan üzerinde söz söylemeye, yeni fikirler üretmeye dâhil olmuştur.
20. yüzyıl ile felsefenin bilimle olan buzlarını eritmesinden bu yana; bilim dünyasında sinir bilimin alanının hızlı yükselişine felsefe de kayıtsız kalamamış, o da bu alan üzerinde söz söylemeye, yeni fikirler üretmeye dâhil olmuştur. Günümüzde gelişmiş yeni teknik ve teknolojilerin artışı ile beynin işleyişi hakkında oluşan bilgi birikimi sayesinde beyin bilimleri, daha önce kendi bilimsel araştırma alanından dışladığı veya ele almaya cesaret edemediği bilinç, karar verme, akıl yürütme, özgür irade gibi üst düzey zihinsel fenomenleri artık ele almaya başlamıştır. Ancak burada sorunlu iki noktanın varlığından söz etmemiz mümkün olabilir. Bu sorunları alanlarda deneysel araştırma planlarının ciddi içerikli teorik alt yapıdan yoksun olması ile çok sayıda ve hızla biriken deneysel verilerin üst teorik çerçevelerde yorumlanma eksikliği olarak tespit edebiliriz. Bundan sonraki amaç, üst düzey zihinsel fenomenler için hem felsefi arka plan oluşturmak hem de beyin bilimleri araştırmalarının verilerini gözden geçirmek; sonrasında ise, daha uygun deneysel metodolojiler ve teorik açıklama modelleri geliştirmeye çalışmak olacaktır. İşte bu süreçte nörofelsefenin varlığına ihtiyaç duymamız kaçınılmazdır.
Peki ama nörofelsefe nedir veya ne değildir? Tarihsel süreçte gelişimi nedir? Bundan sonrasında bize neler vaat etmektedir? Yazının bundan sonraki kısmı bu konularda okuyucusuna bir öngörü sunmayı hedeflemektedir.
Nörofelsefeyi tanımlamak
Nörofelsefe; başlangıçta felsefenin terimleri de olan, bilinç ve durumları, karar verme, özgür irade/istenç, algılama, dışımızdaki dünyanın yorumlanması ve buna verilen hareketsel yanıtı, yapay zekâ, sinir ağları, düşünce süreçlerini ve zihnin işlevlerini sinir bilimleri zemininde yorumlar.
Son 40 yılda, bilim felsefesi alanında yerel bir büyüme olmuştur. Sinir bilimlerinin felsefesi beyin yapısı ve çalışması hakkındaki yeni keşiflerden dolayı doğal ve beklenen bir sonuçtur. Bu alan özellikle beyin bilimlerinde son yıllarda olan ilerlemelerle yakından ilişkilidir. Literatürde uzun zamandır “sinirbilimlerinin felsefesi” başlığı olmasına karşın son zamanlarda bunun yerini “nörofelsefe” almıştır. Nörofelsefenin amacı geleneksel felsefi sorunları ve çözümlerini sinirbilimi bilgileri üzerine inşa etmektir.
İki insan nörofizyolojik ya da beyin yapısı olarak farklı değilse neden algılarının içeriği ya da zihin içeriği farklıdır? Renkleri algılama durumunda da aynı şey söz konusudur. Nesnel karşılık olan elektromanyetik dalga boyu, öznel olarak aynı şekilde mi algılanır? Beyinlerimizdeki sinir hücrelerinin yerine geçebilecek, yapay elektronik mikroişlemciler yerleştirecek olursak, acıyı acı olarak algılamamızda fark yaratır mı? Nörofelsefe bütün bu sorulara sinirbilimsel yanıtlar bulma gayreti içerisindedir.

Fizikçiler fiziğin felsefesini, biyologlar biyolojinin felsefesini yaptılar. Bilim felsefesinde bir boşluk olarak, nörofelsefe yoktu. Zaten nörofelsefe “sinirbilimi felsefesi” olarak Descartes ve hatta belki de Platon’dan beri yapılmaktaydı. Ancak, Churchland tarafından adlandırılan nörofelsefenin anlamı, bir dereceye kadar “sinirbilimi felsefesi”nden farklıdır. Nörofelsefe, çoğunlukla, zihin felsefesindeki sorunların sinirbilimi sonuç ve bulgularına uygulanmasıdır. Farklı olarak sinirbilimi felsefesi, sinirbiliminin kendisinin felsefi sorunlarının ve öne sürmelerinin ilk elden felsefesidir. Sonuçlara uygulama değildir. Nörofelsefe ve sinirbilimi felsefesi bazı konularda üst üste binseler de farklı amaçları vardır. Belki de nörofelsefenin en iyi dolaylı tanımı şöyledir: felsefe yazılarında sıklıkla sinirbilimi yazıları ya da araştırmaları kaynak olarak gösterilmektedir. Başlığı felsefi olan ve kaynaklarında sinirbilimi makalelerine atıf yapılan makalelere “nörofelsefe yazısı” denebilir.
Felsefecilerin sinirbilimlerine ciddi şekilde yönelmesi Patricia Churchland’ın (ve eşi Paul’un) Neurophilosophy (1986) adlı kitabını yayımlamasıyla başlar. Churchland, kitabında son on yıldaki düşünceleri süzgeçten geçirerek bilim felsefesi altında bunları birleştirir. Önemli bir kısmını sinirbilimlerine ve bugünkü beyin çalışması teorilerine ayırarak felsefeyle bir araya getirir. Sinirbilimcilere felsefe, felsefecilere sinirbilimini aktarır. Onun bu birliktelik için terimi “bir arada evrimleşmedir”. Aslında sinirbiliminin ulaştığı son bulgular ile felsefecilerin başlangıçta söyledikleri arasında çok kesin bir ayrım olmadığını öne sürerler. Bu durumda, nörofelsefecileri ise her iki bilim dalından kendi paylarına düşecekleri bir araya getirecek kişiler olarak ele alır.
Nörofelsefe, çoğunlukla, zihin felsefesindeki sorunların sinirbilimi sonuç ve bulgularına uygulanmasıdır.
Sinirbilimi felsefesinden doğan ilk önemli adım, bilişsel işlevleri beyindeki özel sinirsel bölgelere yerleştirme girişimidir. Joseph Gall’ın frenolojisi (1800 civarı) ile başlayan bu yaklaşım artık modern beyin görüntüleme yöntemleri ile daha kesin ve ayrıntılı hale gelmiştir. Bunun yanında tümör ve felçlere bağlı hasar gören kişiler yaşarken de klinik ve görüntüleme ile ilgili işlevlerin beyinde nerede yerleştiği daha kesin olarak tespit edilebilmektedir.
Sinir hücresi öğretisi (nöron doktrini), zihni anlama açısından sinirbilimi tarafından açılan bir penceredir. Buna göre zihni açıklayabilecek başarılı bir teori tam olarak sinirbilimsel olacaktır. Sinir hücresi öğretisinin modern savunucuları Patricia ve Paul Churchland’lardır. Patricia Churchland ve Terrence Sejnowski’nin kitabında (The Computational Brain, 1992) bu kabuller bulunabilir. Yine Paul Churchland’ın The Engine of Reason, The Seat of the Soul (1995) adlı eserlerinde de aynı öğreti savunusu bulunabilir. Psikoloji ve sinirbilimi ilişkisini anlatırken tarihsel benzetmelerden yararlanırlar. Kepler’in gezegen kanunlarını Newton’un hareket kanunlarına, ısının ortalama moleküler kinetik enerjiye ve ışığın elektromanyetik dalgalara indirgenmesine benzetme yaparlar. Buna göre, psikolojinin sinirbilimine indirgenmesi durumundan, psikolojik görüngüleri sinirbilimsel terimlerle anlayabileceğimizi umabiliriz. Ve zihnin başarılı teorisinin saf olarak sinirbilimsel olabileceğini de umabiliriz. Diğer bir ifade ile sinir hücresi öğretisini desteklerler.
Felsefecilerle sinirbilimcileri aynı sayfaya getirmek, yeni bir anlam görüşü, ne olduğu, nereden çıktığı, nasıl geliştiği ve kullanım normlarıyla tam olarak ne yapacağı gibi yeni bir bakış açısı gerektirir. Böyle bir bakış açısı, sanırım, çok uzakta değil.
Kaynakça
The Philosophy of Neuroscience
First published Mon Jun 7, 1999; substantive revision Tue May 25, 2010
The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Summer 2010 Edition),
“Theory of Neuroscience” Journal of Neurological Sciences (Turkish), 2006, Volume 23, Number 3, Page(s) 155-158
Philosophy and Neuroscience: A Ruthlessly Reductive Account, Norwell, MA: Kluwer Academic Press. 2003
Churchland, P., 1986, Neurophilosophy, Cambridge, MA: MIT Press.

