Antarktika’nın uçsuz bucaksız, dondurucu beyazlığında örümceği andıran devasa bir anten duruyor. Görevi, Dünya’nın manyetik alanı vasıtasıyla gezegenimizin çevresinde yayılan görünmez radyo dalgalarını dinlemek. Bir bilim insanı için bu dalgalar, soğuk veri noktalarından çok daha fazlasını ifade ediyor: Onları yepyeni bir sanatsal ifade aracı olarak kullanıyor.
Çeviri: Binali Furkan Alper
GazeteBilim Yazı İşleri
Antarktika’nın uçsuz bucaksız, dondurucu beyazlığında örümceği andıran devasa bir anten duruyor. Görevi, Dünya’nın manyetik alanı vasıtasıyla gezegenimizin çevresinde yayılan görünmez radyo dalgalarını dinlemek. Güneş rüzgarları ve yıldırımların tetiklediği bu dalgalar, Britanya Antarktika Araştırması (BAS) bünyesindeki bilim insanları tarafından uzay havasını ve bunun Dünya iklimiyle olan bağlantılarını çözmek için kullanılıyor. Ancak bir bilim insanı için bu dalgalar, soğuk veri noktalarından çok daha fazlasını ifade ediyor: Onları yepyeni bir sanatsal ifade aracı olarak kullanıyor.
BAS araştırmacılarından Nigel Meredith, radyo dalgalarının sese çevrildiklerinde melodik bir özelliğe sahip “tuhaf ve muazzam sesler” ürettiğini ifade ediyor. Bu keşif, bilimsel verileri müziğe dönüştürmek için profesyonel sanatçılarla bir araya gelmesi konusunda ona ilham verdi.
Ekibin Antarktika’ya ait bu eşsiz sesleri derlediği Infinitas Formas adlı albüm, bu ilhamın bir sonucu olarak 15 Haziran’da dinleyicilerle buluştu.
Uzayın sesi neye benziyor?
Proje, Meredith’in Antarktika’daki Halley Araştırma İstasyonu’nda bulunan anten tarafından toplanan verilerin ses olarak oynatıldığında kulağa ne kadar harika geldiğini fark etmesiyle gelişti. Gezegenimizin etrafında hızla dolaşan radyo dalgalarının birçoğu işitilebilir frekans aralığında yer alır, bu yüzden doğrudan seslere dönüştürülebilirler. Eğlence de tam bu noktada başlıyor çünkü bu sesler kelimenin tam anlamıyla dünya dışılar ama aynı zamanda çok tanıdıklar.
Yıldırımlar tarafından oluşturulan kısa radyo sinyalleri olan sferikler, kulağa çatırdayan bir kamp ateşi gibi gelir. Bu atımlar uzun mesafe kat ettiklerinde bozulmaya uğrayarak, seri ateş eden oyuncak bir lazer tabancasına benzeyen çınlamalı seslere dönüşürler.
Koro dalgaları ise ötücü kuşların şafak vaktindeki korosunu hatırlatır. Söz konusu dalgalar, güneş rüzgarlarının sürüklediği elektronlar Dünya’nın manyetosferine nüfuz ettiğinde meydana gelir. (Kutup ışıklarını tetikleyenler de yine bu elektronlardır.) Tıpkı kuşların şarkıları gibi, bu dalgalar da şafak vaktinde en yüksek gücündedir.
Meredith, bu tür seslerin halkı uzay havası araştırmalarıyla ilgilenmeye ve bu araştırmaların önemini anlamaya teşvik etmeye yardımcı olabileceğini söylüyor. Örneğin koro dalgaları, elektronları çok yüksek enerjilere ivmelendirebilir; bu da elektronik cihazlara ve DNA’ya zarar vererek uzaydaki uyduları ve insanları tehdit edebilir.
Uzayın Sesleri Projesi
İngiltere’nin Cambridge kentinde yaşayan multimedya sanatçısı Diana Scarborough ile bilim ve sanatın buluştuğu bir etkinlikte tanıştıktan sonra ikili, Sounds of Space Project‘i (Uzayın Sesleri Projesi) oluşturmak üzere bir ortaklık kurdu. Victoria Wellington Üniversitesi’ne bağlı Yeni Zelanda Müzik Okulu’nun başkanı olan Besteci Kim Cunio, daha sonra aralarına katıldı. Geçtiğimiz birkaç yıl boyunca, tümü ekibin bilim, müzik ve görsel sanatların “eşsiz bir birleşimi” olarak adlandırdığı unsurları barındıran kısa filmler, dans performansları, podcast’ler ve yayınlar üzerinde çalıştılar.
Üçlü, 2020 yılından beri projenin Bandcamp sayfası üzerinden dinlemeye sunulan dokuz albüme imza attı. Meredith tarafından toplanan uzay sesleri sanatçılara ilham kaynağı oluyor: Cunio müzikleri bestelerken; Scarborough her bir parça için bir görsel ve bazı albümler için de sıklıkla araştırma istasyonunun ve kutup ışıkları gibi doğa olaylarının çarpıcı fotoğraflarını barındıran bir tanıtım videosu hazırlıyor.
Scarborough durumu, “Her birimiz kendimize has bakış açılarımızı, yeteneklerimizi ve merakımızı getiriyoruz.” şeklinde ifade ediyor ve ekliyor: “Köklerimizi bilimde tutarak ve ondan ilham alarak; uzayın güzelliğini, mucizesini ve uçsuz bucaksızlığını duygusal ve deneyimsel eserler aracılığıyla uyandırmayı hedefliyoruz.”
Albümler klasik, deneysel veya arka plan müziği seven herkese ya da yalnızca uzaya ve görsel sanatlara ilgi duyan kişilere hitap edebilir. Hepsi, seslerin arkasındaki bilimi açıklayan kısa bir metinle birlikte geliyor.
Dünya’dan Jüpiter’e sesler
Ekibin yeni albümü ise biraz daha dünyaya ait. Bu çalışma, iklim değişikliğinin gezegenimizin kutup bölgelerindeki besin maddesi salımını nasıl etkilediğini araştırmak için 2025 yılında Antarktika’ya sefer düzenleyen R.R.S. Sir David Attenborough gemisinden alınan saha kayıtlarını barındırıyor. Deniz, rüzgar, penguen ve fok seslerine ek olarak, gemi güvertesinin ve sahada çalışan araştırmacıların arka plan seslerinin tamamı bu albüme dahil.
Ekip, diğer gezegenlerden ve gök cisimlerinden gelen sesleri incelemeyi sürdürüyor. Radyo dalgalarının nasıl ve nerede oluştuğuna bağlı olarak, bu seslerin her biri kendine özgü nitelikler taşıyor. NASA’ya ait Juno uzay aracının 2016 yılında yaptığı bir kayıtta görüldüğü üzere, örneğin Jüpiter’in muazzam manyetik alanına çarpan güneş parçacıkları tıpkı kıyıya vuran devasa bir okyanus dalgası gibi duyuluyor.
Bilimkurgu müzikleri
Ekibe göre uzay seslerinin en dikkat çekici yanlarından biri, popüler kültürde yer alan uzay ve uzaylı betimlemelerine olan benzerlikleri: Üçlü, albüm notlarından birinde bu durumu, “Adeta 1960’lara ait bir bilimkurgu filminin setine girmek gibi.” sözleriyle ifade ediyor. Meredith, o dönemin yapımcılarının uzay radyo dalgalarının eski kayıtlarından ilham alıp almadığını sorguluyor ki bu kayıtların en eskileri dalgaların telefon ve telgraf tellerine ilk defa takıldığı 1880’li ve 1890’lı yıllara kadar uzanıyor. Öte yandan Cunio, bu benzerliklerin, hem radyo dalgalarını sese çeviren hem de ilk bilimkurgu ses efektlerini üreten cihazların aynı türde olmasından kaynaklanabileceğini söylüyor. Cunio, “Birkaç yıldır bunun üzerine düşünüyoruz.” diyor ancak ekliyor: “Fakat seslerin neden birbirine benzediğini kesin olarak kimse bilmiyor.”
Meredith, uzay havası verilerinin daha geniş bir kısmını keşfetmeyi planlıyor. Bu durum uzay havası araştırmacılarının kendi modelleri ve tahminleri doğrultusunda topladığı, Dünya’nın çok yükseklerindeki elektron yoğunlukları ya da güneş rüzgarı hızları gibi daha fazla verinin sese çevrilmesini kapsayacak. Meredith’e göre bu sesler daha sonra müziğe ilham kaynağı olacak ve giderek karmaşıklaşan detaylı bilimi kamuoyuna aktarmak amacıyla kullanılacak.
Kaynakça:
Science News. (2026). How scientists and artists are turning space weather data into music. Erişim adresi: https://www.sciencenews.org/article/music-from-space-weather-data

