GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Ana dilimizi unutup başka bir dil konuşmaya başlayabilir miyiz?
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Bilim > Acaba Öyle midir? > Ana dilimizi unutup başka bir dil konuşmaya başlayabilir miyiz?
Acaba Öyle midir?

Ana dilimizi unutup başka bir dil konuşmaya başlayabilir miyiz?

Yazar: H. Tuğrul Atasoy Yayın Tarihi: 12 Mayıs 2025 20 Dakikalık Okuma
Paylaş
anadil
Beyin hasarı sonucu hasta ana dilini kaybedebilir mi? Bildiği başka bir dili konuşmaya başlayabilir mi? (Görsel: Pixabay)

Acaba bir kişinin hastalık ya da kaza sonrası ana dilini/dillerini unutmuş olarak kendine gelme olasılığı var mı? Üstelik bir başka dili konuşarak!

Öncelikle beynin bilinen dil/dilleri konuşmasına olanak veren özelleşmiş lisan merkezlerinin zedelenmesi, kişinin dil yeteneğinde çeşitli şekil ve derecelerde kayba yol açar. Yani bir kişi dilini unutmaz, konuşma/yazma ve anlama/okuma yeteneklerini bazen de hepsini birden çeşitli derecelerde yitirebilir. Bu klinik durumlar edinsel dil bozukluğu (afazi) olarak adlandırılmakta ve nöroloji pratiğinde sık görülmektedir. Ancak bir insanın bir hastalık ya da kaza sonrası ana dilini unutup bir başka dili akıcı olarak konuşmaya başlaması diye bir durum bilindiği kadarıyla mevcut değildir. Bu durum dil yetisinin yetkin bir şekilde değerlendirilememesine bağlı bir yanlış anlama ve biraz da konuya sansasyonel yaklaşma sonucu ortaya çıkar. Tipik bir örnek 2016 yılının Ekim ayında yaşanmıştır. R.N. isimli 16 yaşındaki genç, futbol maçı sırasında kafasına aldığı darbe sonucu bilincini yitirir ve komaya girer. Hasta komadan çıkar ve akıcı bir şekilde İspanyolca konuştuğu haberi dünyaya yayılır. Ancak olaya daha yakından ve bilimsel olarak bakarsak R.N. gibi hastaların hiçbiri bu tip tıbbi bir durum sonrası asla hiç bilmedikleri bir dili konuşmaya başlamaz. Bu olguların tümünde güya “akıcı” olarak konuşmaya başladıkları söylenilen bu yeni dili kişi belirli bir dereceye kadar zaten bilmektedir. R.N. kendisi de arkadaşlarının kendisi ile İspanyolca konuştuğunu ve devamlı olarak bu dili kendisine öğretmeye çalıştıklarını belirtmiştir. İkinci önemli konu da bu olguların, konuştukları güya yeni dil asla “akıcı” olarak konuşulmaz. R.N. olgusunda da hasta sadece İspanyolca az sayıda kelime söyleyebilmektedir (1).

Hasta komadan çıkar ve akıcı bir şekilde İspanyolca konuştuğu haberi dünyaya yayılır. Ancak olaya daha yakından ve bilimsel olarak bakarsak R.N. gibi hastaların hiçbiri bu tip tıbbi bir durum sonrası asla hiç bilmedikleri bir dili konuşmaya başlamaz.

Tıp yazınında bu olay “Yabancı Aksan Sendromu” (YAS) olarak bilinen bir durumdur. Yabancı Aksan Sendromu (YAS), sıklıkla bir travma, beyin rahatsızlığı, ya da başka nedenli bilinç kaybı sonrası ortaya çıkan hastanın ana dilini yabancı bir dile benzeyen bir aksanla konuşmaya başlamasıdır. Oldukça nadir bir dil bozukluğudur. Bu ilginç klinik sendrom ilk kez Pierre Marie tarafından 1907’de bir hastada tanımlanmıştır (2). Sağ tarafından felç geçiren Parisli bir hasta sonrasında belirgin bir Alsas aksanı ile konuşmaya başlamıştır. Yabancı Aksan Sendromu (YAS) olan hastaların konuşması esnasında; vurgu, ritim ve tonlama anormallikleri, yer ve telaffuz biçimi değişiklikleri ve ünsüzlerin seslendirilmesi, ünlülerin telaffuzunda değişiklikler ve hece yapısında değişiklikler izlenir. Bu değişiklikler kişinin konuştuğu dilin dinleyiciler tarafından tamamen başka bir aksanda hatta başka bir dilde konuşuyormuş gibi algılanmasına neden olur. YAS, genellikle beynin sol yarımküresini etkileyen beyin zedelenmesi sonrası görülür ve çoğunlukla diğer nörojenik konuşma bozukluklarıyla birlikte görülür (2,3). Aronson, 25 olguyu incelemiştir ve bu olguların yaklaşık %70’inde YAS’ın edinsel dil bozuklukları (afazi), artikulasyon ve seslendirme bozuklukları (dizartri) veya lisan komutu ile bildiği bir motor hareketin yapılması istendiğinde kişinin bu hareketi/hareketleri düzgün şekilde yapamaması (apraksi) ile ilişkili olduğunu bulmuştur (4). Olguların çoğunda edinsel bir dil bozukluğu da varsa kişi kendisine geldikten sonra hem ana dilini hem de bildiği diğer dilleri konuşmakta zorluk yaşayacaktır. Ana dilinde ve bildiği diğer dil/dillerden (bazıları eksik ya da yanlış olabilir) az sayıda kelimeyi kullanmaya çalışacaktır. Yukarıda bahsettiğim R.N. olgusuna benzer şekilde YAS da mevcut ise o zaman dinleyenlerde hastanın sanki bildiği diğer dili konuştuğu algısı oluşmaktadır. 

Buna karşın YAS olgularında her zaman saptanabilir bir nörolojik neden bulunamaz. YAS geçiren hastaların da gelişen konuşma bozukluğunu, dinleyicilerin farklı bir aksan hatta farklı bir dil olarak algılaması aslında dinleyicinin kendisi ile de ilişkilidir. Bu açıdan oldukça öğretici olan ilginç bir olgudan bahsetmek istiyorum. Hollandaca (Flemenkçe) konuşan 32 yaşında bir kadın anî başlangıçlı konuşma sorunları ile nöroloji kliniğine başvurur. TDF adlı hastanın anî bir konuşma kaybı yaşadığı sonrasında konuşmasının şeklinin değiştiği ve çok zor anlaşıldığı görülmüştür. Yapılan muayenede konuşmasının tonlaması ve müzikalitesinin bozuk olduğu, uygunsuz kelime vurgusu, uygunsuz cümle vurgusu ve taramalı konuşmaya doğru bir eğilimi olduğu görülmüştür. Yapılan nörolojik muayenesi ve beyin görüntülemeleri normal bulunmuştur (5). 

hollandalı
Hollandaca (Flemenkçe) konuşan 32 yaşında bir kadın anî başlangıçlı konuşma sorunları ile nöroloji kliniğine başvurur. TDF adlı hastanın anî bir konuşma kaybı yaşadığı sonrasında konuşmasının şeklinin değiştiği ve çok zor anlaşıldığı görülmüştür. (Temsili görsel: Pixabay)

Sonrasında olguyu takip eden araştırmacılar tarafından YAS olduğu düşünülen kadın hasta için yabancı aksan izlenimini doğrulamak için oldukça ilginç ve öğretici bir dinleyici deneyi düzenlenmiş. Konuşma dili patolojisi alanında üçüncü sınıfa giden otuz üç öğrenci (hepsi kadın, yaş ortalaması 21 yıl 7 ay), dinleyici olarak seçilmiş. Bu dinleyicilerin hiçbiri YAS sendromuna aşina değilmiş. Hastanın otomatik konuşma, kelime tekrarı, yüksek sesle okuma, monolog, sohbet ve yüzleşme isimlendirmesinden oluşan 6 dakika 25 saniyelik bir konuşma kaydını dinledikten sonra dinleyicilere görüşleri sorulmuş. Dinleyici olan 33 kişini hepsi TDF’nin konuşmasının sıra dışı olduğunu belirtmiş. Dinleyicilerden yirmi üçü (yani %69,7) hastanın ana dilinin Felemenkçe olmadığını belirtmiş. İlginç olan şey dinleyiciler aksanın ne olabileceği konusunda hem fikir değilmiş. Çoğunluğu TDF’nin Doğu Avrupa ülkesinden (Doğu Avrupalı, Rus, Slav, Romen) bir ana dili olduğunu düşünürken, diğer dinleyiciler oldukça farklı bir aksanın olduğunu belirtmiştir. Bir dinleyici de TDF’nin Türkçe aksanı ile konuştuğunu düşündüğünü belirtmiş. Oysa hastanın kişisel geçmişinde yabancı aksanın bir “kaynağı” saptanamamış. TDF, Belçika’nın Felemenkçe konuşulan bölgesinde doğmuş ve anne ve babasının ana dili Felemenkçe imiş. Felemenkçe ile büyümüş ve hep Hollanda okullarına gitmiş. Okulda sadece giriş seviyesinde Fransızca öğrenmiş. Çoğunlukla İspanya’ya yaptığı kısa yolculuklar dışında hiç yurtdışına çıkmamış. TDF’nin yabancı aksanının, başlangıcından 5 ay sonra yavaş yavaş düzeldiği ve konuşmasının neredeyse normale döndüğü görülmüş. Sonrasında hastanın konuşması yine konuşma dili patolojisi bölümünden on üç öğrenciden oluşan bir gruba (hepsi kadın, ortalama yaş 22 yıl 4 ay) dinletilmiş. Bu ikinci deneyde yer alan dinleyicilerin hiçbiri ilk deneyde yer almamış. Yine tüm dinleyiciler TDF’nin konuşmasını sıra dışı olarak değerlendirmiş ancak bu kez yalnızca bir dinleyici TDF’nin ana dilinin Felemenkçe olmadığı görüşünde olduğunu bildirmiş. Ancak bu dinleyici, TDF’nin ana dilinin hangi dil olduğu konusunda fikir beyan edememiş. İlginç olan durum ise YAS’ın neden diğer lisan bozukluklarında ortaya çıkmadığıdır? Muhtemelen dinleyen kişi, zihninde kendi ana dilini bir yabancı konuştuğunda olabileceğini hayal ettiği hataları, konuşan kişinin dil hatalarında algılarsa, dinleyen kişide konuşan kişinin yabancı bir aksanla konuştuğu algısı oluşuyor. Günlük pratikte de konuşmanın semantik ve sentaks (anlam ve dilbilgisi) yapısı bozuk olsa dahi bize söylenmeye çalışanı anlayabiliriz. Örneğin dilimizi az bilen birisinin anlatmaya çalıştığını anlayabilmemiz gibi. Ancak eğer konuşmanın prozodisi (duygusal yönü, müzikalitesi, tınısı, vurguları ve eşlik eden mimikleri) uygunsuz ya da yanlış ise söylenilen cümle dilbilgisi açısından düzgün olsa da anlamakta zorluk çekeriz. Ya da çok bariz bir cümle oldukça farklı bir şive ile söylendiğinde ilk anda anlayamayız.

Muhtemelen dinleyen kişi, zihninde kendi ana dilini bir yabancı konuştuğunda olabileceğini hayal ettiği hataları, konuşan kişinin dil hatalarında algılarsa, dinleyen kişide konuşan kişinin yabancı bir aksanla konuştuğu algısı oluşuyor.

Diğer seçeneğe de göz atalım. Yani beynin dil ile ilgili bölgelerinde zedelenme olduğunda görülen dil bozukluklarına değinelim. Beyin hasarı sonucu hasta ana dilini kaybedebilir mi? Bildiği başka bir dili konuşmaya başlayabilir mi? Bu konu hakkında önce kısaca dil işlevinin nöroanatomisine ilişkin bilgi vermem gerekir. Beynimiz, sağ ve sol yarımküreler olmak üzere kabaca ikiye ayrılır. İnsanda sağlakların tümünde, ortalama olarak toplumun %10’unu oluşturan solakların ise yine büyük çoğunluğunda yani toplamda tüm insanların yaklaşık %97-99’unda özellikle semantik ve sentaks (anlam ve dilbilgisi) işlevi başta olmak üzere dil ile ilgili uygun ve kurallı cümle oluşturma işlevlerinde sol yarımküre baskındır. Sol yarımküre vücudun sağ tarafının sağ yarımküre ise vücudun sol tarafının motor hareketlerini kontrol etmektedir. Lisanın anlaşılıp çözümlenmesi, okuma, yazma, aritmetik hesap ve konuşma işlevleri bu yarımküredeki merkezlerce yürütülür. Baskın olmayan (çoğu insanda sağ) yarımkürede de lisan ile ilgili başka önemli merkezler vardır. Sağ yarımkürede merkezler konuşma diline gerçek anlamı katan konuşmanın duygusal vurgusunun, mimiklerin, jestlerin, ses renginin ve ses tonunun anlaşılıp çözümlenmesi ve bunların ifade edilmesi ile ilgilidir. Sağ yarımküre lisana duygu, ton ve müzikalite katar. Beynimizdeki konuşma ile ilgili alanlar tek bir beyin lobunda değil değişik beyin loblarında yer alır. Baskın yarımkürede yine kabaca üç ana merkez vardır. Bunlardan ilki ünlü nörolog Pierre Paul Broca’nın 1861’de tanımladığı ve bugün onun adı ile anılan Broca alanıdır. Ön beyin (frontal) lobun arka alt kısmında yer alır. Konuşmanın motor yönü ile ilgili merkezdir. Lisanın çıktısı ile ilgili işlevlerde yer alır. Söylenmek istenen duygu ya da düşüncenin çıktısını motor korteksteki uygun seslendirme alanlarına veya kullanılacak elin motor alanlarına uygun sırada çıktı göndererek söylenebilmesini ya da yazılabilmesini sağlar. Eğer kişi işaret dili konuşuyorsa bu sefer uygun el ve kol hareketlerinin uygun sırada yapılmasını sağlayacak komut dizilerini ilgili beyin bölümüne yani motor korteks dediğimiz alana gönderir. Bu alan zedelenirse kişi dili anlama yeteneğini korur ancak söylemek istediği şeyi söyleyemez, işaret dili ile anlatamaz veya yazamaz. Tabii bu etkilenme değişik derecelerde olabilir. İkinci önemli alan Alman nörolog Carl Wernicke tarafından 1874’de tanımlanan Wernicke alanıdır. Bu bölge baskın olan beyin yarısındaki yan-alt (temporal) lobun üst arka yarısında yer alır. Lisan girdisinin yani işitilen, okunulan, görülen (işaret dili) ya da parmak uçları ile hissedilen (Braille alfabesi) dilsel metnin çözümlenip anlaşılmasından sorumludur. Bu alanın zedelenmesinde ise kişi hiçbir lisan girdisini çözümleyip anlayamaz. Söyleneni, yazılı metni ya da işaret dilini anlayamaz hatta en önemlisi kendi söyledikleri ve yazdıklarını da anlayamaz. Ancak kişi akıcı konuşur, yazar ve işaret dili ile konuşur ancak dedikleri yanlış ve anlamsızdır. Üçüncü alan ise baskın beyin yarısındaki yan-üst (pariatal) lobun alt kesminde yer alan Angüler girus’dur. Burası ikinci dereceden yardımcı merkezdir. Angüler girus duyusal, işitsel, görsel beyin merkezlerinin diğer yardımcı (assosiasyon) merkezleri ile ilişki halindedir. Asıl olarak lisan işlemlerinde sağ-sol ayırımını sağlar.  Okumayı, aritmetik hesap yapmayı ve yazı yazmayı mümkün kılar. Çünkü bu işlevlerde harflerin, rakamların, hecelerin ya da tamlama öbeğinde kelimelerin birbirlerine göre sağ sol ilişkileri mutlaka bilinebilmelidir. Örneğin 17 ile 71 ya da “ev” ile “ve” aynı şey değildir.   Bu alan zedelenirse okuma, yazma ve aritmetik yeteneklerimiz öncelikle zarar görür. Ayrıca bu üç alan arasında üç ana bağlantı mevcuttur. Bu yolların zedelenmesinde de değişik şekil ve derecelerde konuşma kayıpları oluşur. Örneğin tekrarlama yeteneğinin bozulduğu bir dil bozukluğu olan iletim afazisi oluşabilir.

konuşma
Beynimizdeki konuşma ile ilgili alanlar tek bir beyin lobunda değil değişik beyin loblarında yer alır. (Görsel: Pixabay)

Bu arada bu merkezlerin ve yolların karşısında (ayna görüntüsü gibi) yer alan baskın olmayan beyin yarısındaki merkezler ne işe yarar ona değinelim. Bu alanlar ise konuşmanın tonlanması, konuşmaya duygu katılması, karşıdaki insanın konuşmasından bunların anlaşılabilmesi ve ayrıca jest ve mimiklerin anlaşılabilmesi ile ilgili işlevlerin gerçekleştirilmesini sağlarlar. Yani prozodi ile ilgili alanlardır. Motor konuşma alanının (Broca alanının) tam ayna hayalinde yer alan bölge motor prozodi alanıdır; konuşmanın tonlanmasından ve konuşmaya duygu katılımından sorumludur. Bu alan zedelenirse kişinin konuşmasında hiç tonlama, tını değişikliği kalmaz. Bilgisayar çıktısı gibi konuşur. Dediği şeyler dilbilgisel olarak doğru olsa da dinleyici hastanın ne dediğini anlamakta zorlanır. Aynı şekilde duysal konuşma alanının (Wernicke alanının) tam ayna hayali karşısındaki alan ise duysal prozodi alanıdır ve konuşmalardaki duygulanımları ve tonlamaları anlamaktan sorumludur. Bu alan zedelendiğinde ise kişi söylemek istediği şeye uygun duygu ve tonlamayı katamaz. Örneğin yakın arkadaşınıza size bir iyilik yaptığında samimi bir şekilde “Kardeşim seni gerçekten çok seviyorum!” diyeceksiniz. İşte bu alan zedelendiğinde uygun tonlamayı yapamazsınız, aynı cümleyi kızar ya da alay eder gibi söylersiniz. Aynı şekilde size söylenilen cümlelerdeki duygusal anlamı da anlayamazsınız. Tabii bu durum oldukça ciddi iletişim sorunlarına yol açar. İşte YAS olan olguların çoğuna bu nörojenik dil bozuklukları da eşlik etmektedir (6,7).

Motor konuşma alanının (Broca alanının) tam ayna hayalinde yer alan bölge motor prozodi alanıdır; konuşmanın tonlanmasından ve konuşmaya duygu katılımından sorumludur. Bu alan zedelenirse kişinin konuşmasında hiç tonlama, tını değişikliği kalmaz. Bilgisayar çıktısı gibi konuşur.

Şimdi ana konumuza dönelim. Kişi edinilmiş dil bozukluğu (afazi) geçirdiğinde ana dili/dillerini unutup ya da daha kötü konuşup bildiği diğer dilleri daha iyi ve akıcı konuşmaya başlayabilir mi? Dil ile ilgili son nörolinguistik teoriler, çok dilli insanların dillerinin beyinde tek bir sistem olarak işlendiği hipotezini desteklemektedir. Birden fazla dil bilen insanlarda tek bir sistem öngörülmekte ve çok dilli insanlarda bilinen ayrı diller yerine konuşmacının bütün olarak dil repertuarına odaklanılmaktadır. Buna karşın beyin görüntüleme çalışmalarının sunduğu veriler özellikle dil öğrenim yaşı ve/veya yeterlilik düzeyleri konuşulan diller arasında farklılık gösterdiği zaman çok dilli insanların ilk edinilen dilinin yani ana dili/dilleri (D1) ile sonradan öğrenilen dilin/dillerin (D2) arasında bazı aktivasyon alanlarının örtüşmediğini göstermektedir. Yapılan çalışmaların ortak değerlendirilmesi ile elde edilen bulgular ana dil (D1) ile karşılaştırıldığında sonradan öğrenilen dil/dillerde (D2) dil kullanımı esnasında daha geniş beyin alanında aktivasyon izlendiğini ortaya koymuştur. Bu beyinde farklı dillerin nöronal ağlarının farklı şekilde etkileşime girmesinin sonucu olabilir. Gerçekten D2’de daha geniş alanda aktivasyon bulgusu izlenmesi, başka bir becerinin öğreniminden elde edilen bulgularla tutarlılık göstermektedir. Yeni öğrenilen bir görevi gerçekleştirmenin, aynı görevi beceri kazandıktan sonra gerçekleştirmeye kıyasla daha büyük beyin alanlarında aktivasyona neden olduğu gösterilmiştir.  Bu yüzden dil ile ilgili işlevi bir D2 ile gerçekleştirmek, aynı görevi D1’de daha verimli bir şekilde yerine getirmekten daha büyük bir beyin alanı aktivasyonla ilişkili olabilir (8). Buna karşın birden fazla dili barındıran tek bir dil sistemi kullanarak çalışan beyindeki dil merkezlerindeki zedelenme aynı anda bilinen tüm dilleri benzer şekilde etkileyecektir. Beyindeki dil ile ilgili merkezlerdeki zedelenmelerle ilişkin bulgulara göz atmamız gerekir. Beyin zedelenmeleri sonucu ortaya çıkan edinilmiş dil bozuklukları yani afaziler üzerine yapılan lisan çalışmalarında çok dilli insanlarda ana dillerinin sonradan öğrendikleri dil/dillere göre daha az bozulma gösterdiği ve daha iyi oranda düzeldiği görülmüştür. Bu alandaki öncü çalışmalara sahip olan Ribot (1881), ilk edinilen dilin diğer tüm dillerle karşılaştırıldığında oluşan hasarlara karşı daha fazla dayanıklılığa sahip olacağını öne sürmüştür. Pitres (1895) ise edinilmiş dil kaybı (afazi) öncesinde en çok kullanılan dilin sonraki dönemde hasta için daha erişilebilir olabileceğini gözlemlemiştir. Erken dönem yapılan incelemeler, afazisi olan çok dilli insanların çoğunluğunun konuşabildikleri dillerde benzer derecede bozulmalar gösterdiği veya afazi başlangıcından önceki göreceli yeterlilik düzeyleriyle tutarlı göreceli bozukluklar gösterdikleri konusunda ortak görüşe sahiptir (8).  Daha yakın tarihli çalışmalara baktığımızda ise toplam 130 olguyu içeren 65 çalışmanın incelenmesi bize afazi hastası olan çok dilli insanlarda D1’de çok küçük de olsa diğer dillere göre hem dil anlama hem de dil üretim görevleri için bir korunmanın (yani daha az işlev kaybının) olduğunu göstermektedir (9). Ayrıca bu bulgu ikinci dili yani D2’yi 7 yaşından sonra öğrenen iki dilli katılımcılar için de geçerli bulunmuştur. Yine çift ana dilli olan afazi hastaları ile ikinci dili erken ve geç öğrenen çok dilli afazi hastalarının değerlendirildiği bir büyük analizde D1’deki tedavinin, sonradan edinilen dillerde (D2) yapılan tedavilere göre daha yararlı olduğu saptanmıştır (10). Sonuç olarak birçok çok dilli insan için, ilk edinilen dil hem en yetkin ve hem de baskın dil olmaya devam ediyor. Herhangi bir edinilmiş lisan bozukluğu yani afazide de genellikle en dayanıklı olan bu dildir (D1). Buna karşın dil yetisinin dinamik yapısı dikkate alındığında bazı olgular D1 dışındaki dil/dillerinde daha yüksek yeterlilik geliştirebilir. Ayrıca yine ilk edinilen dil afazi başlangıcından önce eğer yıllarca çok kullanılmamış ise bu dönemde daha fazla kullanılan D1 dışındaki dil (D2) afazi tedavisinden daha fazla yararlanan dil olabilir.

Sonuç olarak tıp yazınındaki olgular ve yapılan çalışmalar kişinin afazi geçirdiği andaki ana dilinin (D1) ya da en çok ve en iyi kullandığı dilin daha çok zedelenip konuşulmamasının buna karşın sonradan öğrenilen dillerin daha az etkilenip kişinin bu dilleri akıcı olarak konuşmaya başlamasının olası olmadığını ortaya koymaktadır.

Umarım konu hakkında bilgi verici bir yazı olmuştur. Saygılarımla.

Yararlanılan kaynaklar

1-https://evrimagaci.org/yabanci-aksandil-sendromu-travma-geciren-insanlar-nasil-yeni-bir-dil-konusmaya-baslar-4640?srsltid=AfmBOorXXDMtfWgLiR5SmC6-U6b9y9Qq7skJirooH_V0GQ_AVym-7GIO

2- Van Borsel J, Janssens L, Santens P. Foreign accent syndrome: an organic disorder? J Commun Disord. 2005 Nov-Dec;38(6):421-9. doi: 10.1016/j.jcomdis.2005.03.004. PMID: 16199237.

3-Sheıla E. Blumsteın “Phonological Aspects Of Aphasia” In: .”Aqcquired Aphasia” Edited: Martha Taylor Sarno  Academic Press Third Edition1998, New York

4-Aronson, A. E. (1990). Clinical Voice Disorders: An Interdisciplinary Approach. Almanya: Thieme.

5- John Van Borsel, Leen Janssens, Patrick Santens “Foreign accent syndrome: An organic disorder?” (2005) Journal of Communication Disorders, Volume 38, Issue 6: Pages 421-429,

ISSN 0021-9924,

https://doi.org/10.1016/j.jcomdis.2005.03.004.6- Oğuz Tanrıdağ.(1993)  “Afazi” GATA Basımevi, Genişletilmiş 2.baskı.

7- Özeren, A. (1996). Afaziyoloji. Türkiye: Çukurova Üniversitesi.

8- Goral M. What Can Aphasia Tell Us about How the First-Acquired Language Is Instantiated in the Brain? Languages. 2022; 7(4):283. https://doi.org/10.3390/languages7040283

9- Kuzmina, Ekaterina, Mira Goral, Monica Norvik, and Brendan Weekes. 2019. What influences language impairment in bilingual aphasia? A meta-analytic review. Frontiers in Psychology 10: 445

10- Lehtonen, Minna, Monica Norvik, Jan Antfolk, and Mira Goral. 2022. Cross-language generalization in treatment of multilingual aphasia: A meta-analysis. Poster presented at the Learning and Neuroplasticity Meeting, Äkäslompolo, Finland, April 2–5.

Etiketler: ana dil, beyin, dil, yabancı aksan sendromu
H. Tuğrul Atasoy 12 Mayıs 2025
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Yazar: H. Tuğrul Atasoy
Prof. Dr., Nöroloji ve Klinik Nörofizyoloji Uzmanı
Önceki Yazı Kant ve deprem
Sonraki Yazı Dağdan gelen Çinli dinozor!

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
kurt, köpek
Acaba Öyle midir?Zooloji

İddia: “Kurt evcilleşmeyen tek hayvandır!”

Tabii ki bu cümle baştan aşağı yanlıştır. Öncelikle kurt ilk ve en mükemmel evcilleşen hayvandır. İnsanın en yakın dostu köpek…

2 Şubat 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Beyinsiz deniz yıldızları nasıl hareket ediyor?

Bir beyne veya merkezi bir "ana işlemciye" sahip olmayan deniz yıldızları, yüzlerce minik ayağını kusursuz bir uyumla yöneten doğanın en…

Biyoloji
30 Ocak 2026

Kararların mimarı mı, yoksa maruz kalmanın mahkûmu mu? İradeyi yeniden tanımlamak

Kararlarımızın mutlak sahibi miyiz? Gelin yakından bakalım.

Psikoloji
29 Aralık 2025

Bu süper bilgisayar, günümüze kadar üretilen en gerçekçi sanal beyinlerden birini oluşturdu!

Bilim insanlarının artık başvurabileceği yeni bir fare beyni simülasyonu var.

Sinirbilim
12 Aralık 2025

Uyku: İnsanlar bir zamanlar geceyi ikiye bölerek uyuyordu

Gün batımından birkaç saat sonra başlayan ilk uyku, kısa bir gece yarısı uyanıklığı ve ardından sabaha kadar süren ikinci uyku.

Tıp
2 Aralık 2025
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?