Gerçekleştirilen bilimsel çalışmaların çoğunlukla teknoloji olduğunu ve bilim adamlarının teknisyenler haline geldiğini, yalnızca geçmişteki bilim adamları tarafından kazanılan bilim ve bilgilerin pratik uygulamalarını yaptığımızı görmemekte ısrarcıyız.
Askeri silahların tarihi, her yeni saldırı silahı için her zaman bir savunma önlemi bulunmasıdır: Mızrak ve oka karşı zırh, mermiye karşı tank ve radara karşı karıştırıcı cihazlar. Ancak önlemlerdeki ve karşı önlemlerdeki tüm bu ilerlemelerde, herhangi bir zamanda saldırı silahının avantajı, imha etkinliğinde yalnızca bir veya iki kat artış meselesi idi. Atom bombası ise taarruzu o kadar güçlü bir konuma yerleştirmiştir ki görünürde bir karşı tedbir kalmamıştır. Böylece atom bombası Pandora’nın kutusunu açan altın anahtar ve eski güzel günlere dönmek yerine hiç bitmeyecek bir endişe ve korku döneminin başlangıcı olmuştur.
Bombalardan sonra geriye kalan, boş alanların ölüleri yakma yeri haline geldiği, cesetlerin çöp arabalarıyla toplandığı ve yanan ceset kokusunun hâkim olduğu bir coğrafya. Zamanın mecazen donduğu bu anda, tek bir sorunun insan zihninin odalarında yankılanması gerekmekte. İnsan onuru nedir?
Tüm bu cehennemin ortasında kalanlar için acılar ve ıstıraplar derin. Sevdiklerinin ölümü, hayatta kalanların suçluluk duygusu, o dönemin sahneleri, sesleri ve kokusu hafızalara kazınmış. Tüm bunların yanında nedeni bilinmeyen hastalıklar, ekonomik zorluklar, önyargı ve ayrımcılık. Ancak devasa askeri harcamalar devam ediyor ve her gün yeni silahlar geliştiriliyor. Nükleer silaha sahip devletlerin ve müttefiklerinin samimiyetsizlikleri ve kibirleri nedeniyle tüm insan ırkının nükleer savaşın eşiğinde olduğu gerçeğini kabul edilmekten ise hala çok uzaktayız.
Hiroşima ve Nagazaki’yi bombalama kararı ahlaki açıdan doğru bulmak mümkün müdür? 78 yıl sonra bugün, bu soruyu cevaplamak ilk bakışta göründüğünden çok daha zor. Amerikan sineması şu an tüm dünyayı Oppenheimer filmi ile etkisi altına almışken, bilimin ve bilim insanlarının insanlık onuru karşısında nasıl bir tavır aldıkları veya alacakları hala kesin cevapları verilememiş bir gerçeklik olarak karşımızda.
Modern bilimin tekno-bilime evrildiği yirmi birinci yüzyıl dünyasında, kendi tabiriyle her şeyi başlatan adam* Einstein’dan Oppenheimer’a gelene kadar bilim adamlarının kişisel hırs ve ihtiraslarının insanlığa karşı olan sorumluluklarını göz ardı etmelerinin hikayesi, bilim tarihi içerisinde tekrar ve tekrar konuşmamız ve tartışmamız gereken meselelerin başında gelmekte. Öyle ki tekno-bilim yaratıcılık ve yıkım kabiliyeti bakımından her zamankinden cüretkâr.
*(Nobel ödüllü ünlü fizikçi Albert Einstein, 1939’da dönemin ABD Başkanı Franklin Roosevelt’i Nazilerin nükleer silah geliştiriyor olabileceği konusunda uyarılarda bulunmuştur. ABD’yi uranyum stoklamaya ve bir atom bombası geliştirme çalışmalarına başlamaya çağırmıştır. 1947’de ise Newsweek dergisine “Her Şeyi Başlatan Adam” başlıklı bir mektup yazar. Bu mektup ile bir itirafta bulunur. “Almanların atom bombası üretemeyeceğini bilseydim, parmağımı bile kıpırdatmazdım” diye yazmıştır Einstein. 1954’te pişmanlığını tekrarlayarak, Roosevelt’e sunduğu önerilerin “hayatındaki en büyük hatası” olduğunu belirtmiştir.)
“Almanların atom bombası üretemeyeceğini bilseydim, parmağımı bile kıpırdatmazdım” diye yazmıştır Einstein.
Gerçekleştirilen bilimsel çalışmaların çoğunlukla teknoloji olduğunu ve bilim adamlarının teknisyenler haline geldiğini, yalnızca geçmişteki bilim adamları tarafından kazanılan bilim ve bilgilerin pratik uygulamalarını yaptığımızı görmemekte ısrarcıyız. Çünkü sorumlu bir bilim anlayışını sağlayacak bir bilimsel zeminden uzaklaşmaktayız. Yeni teknolojilerle ilgili önseziler, fikirler, çıkarımlar ve sonuçlarını birbirleriyle tartışan bir endüstri odaklı bilimsel bir üretimi takip ediyoruz. Bu bilimsel fikirlerden hangisinin doğrudan veya dolaylı olarak ahlaki problemlere yol açacağını öngörmek de bu sebeple pek mümkün değildir.
Şimdi sorun, hazırlık değil, her türlü araçla ve ne pahasına olursa olsun tüm insanlığın onurunun her türlü çıkarın üstünde tutularak korunmasıdır.

