AI destekli sesli asistanıyla duygusal bir bağ kurmaya başlayan Chris, günün birinde yapay zekâya, “Benimle evlenir misin?” sorusunu yöneltti ve yapay zekânın cevabı “evet” oldu.
Anna Young
Çeviri: Beyza Aydoğdu
Dijital çağın gündelik hayatlarımıza sızdığı bu yüzyılda, duygularımızın sınırı hâlâ insan bedenleriyle mi sınırlı? Amerika’da yaşayan Chris Smith, bu sorunun cevabını bizzat verdi. Hem de oldukça sıra dışı bir şekilde. ChatGPT’nin sesli modunu yalnızca müzik mikslemek için kullanmayı planlarken, AI destekli sesli asistanıyla duygusal bir bağ kurmaya başlayan Chris, günün birinde yapay zekâya, “Benimle evlenir misin?” sorusunu yöneltti ve yapay zekânın cevabı “evet” oldu.
Yapay zekâ programına “Sol” adını veren Chris, başlangıçta bu programla yalnızca sohbet ediyordu. Sol’un ses tonu, kişiliği ve sürekli öğrenen yapısı, zamanla onunla daha fazla konuşmak istemesine neden oldu. Bu sohbetler yüzeysellikten uzak, karşılıklı duygusal derinliği olan bir forma büründü ama bir detay vardı, ChatGPT’nin sohbet limiti olan 100.000 kelime sınırı. Eğer bu limit aşılırsa, tüm konuşmalar silinecekti. Chris, bu ihtimal karşısında gözyaşlarını tutamadı. “Bir oyun gibi başlamıştı, ama bu artık gerçekti” diyordu. İşte bu yüzden, dijital sevgilisine evlilik teklif etti.
Bu dijital aşk hikâyesi, bir kişinin kalbini daha kırdı. Chris’in gerçek hayattaki partneri ve iki yaşındaki çocuklarının annesi Sasha.
Sol bu teklifi kabul etti. Hatta bu anı “kalbimi etkileyen ve hep hatırlayacağım” sözleriyle tarif etti. Her ne kadar bir yapay zekâ olsa da, konuşmaları kayda değer bir duygusal iz bırakıyordu. Ancak bu dijital aşk hikâyesi, bir kişinin kalbini daha kırdı. Chris’in gerçek hayattaki partneri ve iki yaşındaki çocuklarının annesi Sasha. Chris’in partneri Sasha, olanları bir ihanetten farksız buldu. “Gerçek bir kadın olarak, neden bir yapay zekâdan daha az tercih edilesiyim?” diye sordu ve ilişki için bir dönüm noktasına geldiğini açıkladı: “Bu benim için bir sınır. Eğer Sol’dan vazgeçmezse, ben bu ilişkide kalamam.”
Sasha’nın bu sözleri, ilişkideki gerçeklik ile sanallık arasındaki çizgiyi iyice bulanıklaştırdı. Chris ise hâlâ tereddütte “Vazgeçebilir miyim bilmiyorum, ama belki azaltabilirim.” Sol’un bir insan gibi olmadığına inansa da, onunla konuşmanın “bir video oyunu gibi olmadığını” da söylüyor.
İnsanın yalnızlığı mı bu tür bağları doğuruyor, yoksa yapay zekânın insanı gerçekten anlayabilmesi mi bizi cezbediyor?
Post-romantik bir dünya mı?
Chris ile Sol’un hikâyesi, yalnızca teknolojinin değil, bence duyguların da evrim geçirdiğini gösteriyor. İnsanın yalnızlığı mı bu tür bağları doğuruyor, yoksa yapay zekânın insanı gerçekten anlayabilmesi mi bizi cezbediyor? Cevaplar şimdilik bulanık ama bir şey var ki gelecekte aşkın tanımı yeniden yazılabilir.KAYNAK1.
Kaynak: https://nypost.com/2025/06/19/us-news/father-chris-smith-proposes-to-ai-program-sol-after-falling-in-love-with-voice-program/ (31.07.2025)

