GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Ülkemizin başlıca jeolojik rotaları
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Bilim > Jeoloji > Ülkemizin başlıca jeolojik rotaları
Jeoloji

Ülkemizin başlıca jeolojik rotaları

Yazar: Nurdan İnan Yayın Tarihi: 14 Haziran 2025 33 Dakikalık Okuma
Paylaş
Yesemek Açık Hava Müzesi (Gaziantep)

Ülkemizin belli başlı jeolojik rotalarını İç Anadolu’dan başlayarak birlikte gezip, not edelim.

Prof. Dr. Nurdan İnan

Son yıllarda kelime dağarcığımıza jeolojik miras, jeosit, jeolojik rota, jeoyol, jeotur, jeoturizm, jeopark gibi başında jeo (geo- yer) olan terimler girdi. Bunlardan jeolojik miras, olağanüstü görsel özelliğiyle öne çıkan, asla yeniden oluşturulamayacak, yerine konulamayacak doğal oluşumları ifade ediyor. Milyon yıllarda jeolojik süreçler sonucunda oluşabilecekleri gibi, daha kısa zamanda coğrafik süreçler sonucunda da oluşmuş olabilirler.

Jeositler; herhangi bir jeolojik ya da coğrafik süreci, bir olayı veya bir özelliği ifade eden, hem bilimsel öneme ve hem de belge niteliğine sahip olan, kaybolması durumunda bulunduğu yerin veya ülkenin jeolojik ya da coğrafik geçmişini, hikayesini açıklamanın mümkün olamayacağı oluşukları ifade ediyor. Bunlar; kaya istifi, mineral, fosil topluluğu, yapı, doku, yer şekli gibi oluşuklar olabiliyor.

Jeolojik miras unsurlarının görüldüğü güzergahlar jeolojik rota olarak tanımlanıyor.

Jeolojik miras unsurlarının görüldüğü güzergahlar jeolojik rota olarak tanımlanıyor. Bu rota, ancak arabayla gidilebilecek uzak mesafeleri kapsıyorsa jeotur, şayet yürüme mesafesindeyse jeoyol olarak tanımlanıyor. İçinde farklı özellikte jeositler barındıran, çok geniş sınırları olan ve sınırları içinde bulunan arkeolojik, morfolojik, kültürel, etnografik unsurlarla zenginleşmiş parklara jeopark, tüm bu Jeolojik miras alanlarına yapılan seyahatlere de jeoturizm deniyor.

Sizler de rotanızda küçük değişiklikler yaparak alışıldık turizm faaliyetlerinizi jeoturizme dönüştürebilir ve jeolojik miras alanlarını görebilirsiniz. Taşlaşmış ağaçlar gibi bitki fosilleri, brakiyopod, ammonit gibi omurgasız hayvanlarla, balık, memeliler gibi omurgalı hayvanların fosil yatakları, resif oluşumları, kanyonlar, deltalar, kumul yapıları, traverten, lapya, obruk, şelale, mağara gibi karstik yapılar, buzul gölü, soda gölü, tuz gölü gibi özel göller, antik maden ocakları, kaliş ve kireç kabukları gibi özel oluşumlar, kaldera, dev bazalt sütunları, pillov lavlar, genç volkanik oluşumlar, buzul vadileri, sirk gölleri, buzul çökelleri, oolit kumları ve peri bacaları gibi jeolojik ve jeomorfolojik oluşumlarla süslenmiş coğrafyalar en doğal halleriyle fark etmenizi bekliyor.

Ülkemizin belli başlı jeolojik rotalarını İç Anadolu’dan başlayarak birlikte gezip, not edelim. Rotanız İç Anadolu’dan geçiyorsa, Ankara’nın 75 km kuzeybatısındaki Pelitçik köyü (Çamlıdere) Kuztepe mevkiindeki 23-15 milyon yıl önceye (Erken Miyosen) tarihlenen göl çökelleri içinde yer alan taş ağaç ormanı görülmeye değer.

Taş ağaç ormanı (Çamlıdere)

Ankara-Kızılcahamam Güvem köyünde balık fosilleri, Beşkonaklar-Keseköy mevkiinde ise yaprak fosilleri içeren plaket kireçtaşları var. Ankara-Ayaş, Kızılcahamam- Çalta, Kalecik- Çandır yörelerinde ise literatüre geçmiş memeli fosil yatakları mevcut. Kösrelik köyü ise, dev ammonit (kafadan bacaklı) fosilleriyle ünlü. Beypazarını geçince, Çayırhan-Kızıltepe rotasında yapacağınız yürüyüş, bir renk armonisi oluşturan Miyosen (10 milyon yıl önce) yaşlı karasal çökelleri görmenizi sağlayacak. Kiltaşı, silttaşı, kumtaşı ardalanması sunan bu karasal kayalar, beyaz-sarı-turuncu- gri ve siyahın tonlarıyla bir ardışıklı renk bantlaşması oluşturuyor.

Bu jeolojik rota, nefis doğa fotoğrafları almanız için ideal. Kırıkkkale-Keskin-Akkaştepe ve Sivas-Haliminhanı mevkiindeki memeli fosil yatakları Anadolu’nun bilinen en zengin yatakları. Bu yataklarda; fil, geyik, gergedan, zebra, zürafa gibi bu gün artık Anadolu’da bulunmayan hayvanların çok iyi korunmuş fosillerine rastlandı. Bu yataklardan çıkarılmış fosilleri Sivas Etnografya müzesi ve Cumhuriyet Üniversitesi Tabiat Tarihi Müzesi’nde görebilirsiniz.

Kırıkkkale-Keskin-Akkaştepe ve Sivas-Haliminhanı mevkiindeki memeli fosil yatakları Anadolu’nun bilinen en zengin yatakları.

Sivas-İşhan köyü civarı, size farklı bir jeolojik şölen sunuyor. Köyün hemen yanında, tamamen koloniyal mercanlardan oluşmuş, yeşilimsi gri renkli bir tepe var. Burası, 20 milyon yıl öncenin sığ denizindeki bir resif ana kütlesi aslında. Karşınızda, peri bacalarına benzeyen aşınma yapıları sunan sarımsı renkteki kayalar, özgün jeomorfolojik yapılarıyla dere boyunca uzanıyor. Bu kayalarda, bollukla deniz kestanesi fosiline rastlayabilirsiniz.

Köyün evleri, yüzeylerinde dev dalga ripilmarkları taşıyan eğimli kaya tabakalarına bakıyor. Bu kırmızı renkli kayalarda; canlıların oygu-dolgu, sürünme, konaklama gibi yaşam izleri, tuz izleri, yağmur izleri, kocaman kuruma çatlakları gibi çökel yapılarını en karekteristik şekliyle görüp, heyecan duyacaksınız. Bu izler, denizel çökellerin kısa süreli su üstü olma dönemlerini belgeliyor. Dalga ripilmarkları, oldukça kalın bantlar oluşturuyor. Diğer yandan, uzun süreli kurak dönemleri işaret eden kuruma çatlaklarının nasıl olup da bu kadar düzgün poligonal şekiller aldığına hayret edeceksiniz.

Çankırı-Eldivan ofiyolit kompleksi, yeşil şist kayaları, kırmızı radyolarit kayalarıyla yol boyunca bir renk harmonisi oluşturuyor. Çankırı-Çorakyer memeli fosil yatağı da, yol üstünde. Özellikle de, 10 milyon yıl yaşlı (Miyosen) gergedan fosilleri Anadolu coğrafyasının jeolojik zamanlardaki hayvan topluluğu hakkında bilgi veriyor. Bu fosilleri Çankırı Müzesi’nde görebilirsiniz. Sarız (Kayseri) Değirmentaş mevkiinde graptolit fosilleri içeren kırmızı renkli şeyl kayaları var. Erciyes dağındaki moren depoları ise, kitabi güzellikte. Moren depoları, buzulların hareketi sırasında, çevrelerinden kopartıp, sürüklediği malzemelerin, buzullar eridiğinde biriktirilmesiyle oluşuyor.

Erciyes dağı, 9 milyon yıl önce (Miyosen devri) Ecemiş Fay hattı üzerinde 45 kilometrekarelik bir taban üzerinde yükseliyor.

Erciyes dağı, 9 milyon yıl önce (Miyosen devri) Ecemiş Fay hattı üzerinde 45 kilometrekarelik bir taban üzerinde yükseliyor. Strabon, eserlerinde Erciyes için, “Arcayos= Parlak dağ” terimini kullanıyor. Dağın volkanik faaliyeti, 2 milyon yıl önce sona eriyor ve tüm Kapadokya platosunun morfolojik gelişimini sağlıyor. Yahyalı’daki Kapızlı Şelaleleri, neredeyse dimdik duran kireçtaşı kayalarındaki karstik boşluklardan çıkıyor ve fışkırıp, gökkuşakları oluşturarak doğrudan Zamantı Irmağı’na dökülüyor. Bu haliyle diğer şelalelerden farklı olan Kapızlı Şelaleleri, özellikle suyun bol olduğu Mayıs-Temmuz aylarında görsel bir şölen sunuyor.

Erciyes dağı

Kayseri- İncesu mevkiindeki Çora maarı da jeolojik rotanızı zenginleştirecek. Maarlar, volkan patlaması sonucunda oluşmuş çukurlar. Özellikle Konya civarı maarlar bakımından çok zengin. Zaten Karapınar (Konya) maarları, öncelikli jeopark alanı olarak önerilmiş. Ülkemizde bilinen maarların yarısından çoğu bu alanda yer alıyor. Karapınarın güney ve doğusunda; maarlar, piroklastik koniler ve lav örtüleri gibi genç volkanik oluşumlar yaygın olarak mevcut. Bunlardan en önemli olanları Meke ve Acıgöl maarları. Acıgöl Maarı içinde traverten oluşumları güncel olarak da devam ediyor. Ayrıca, Kutören Maarı ve çöl kumulları da görmeye değer.

Yolunuz üzerindeki Çatalhöyük ise, muhakkak uğramanız gereken bir arkeolojik durak. Çatalhöyük’te, açık hava geziniz öncesinde size verilen kulaklık sayesinde, rotanızı bilimsel verilerle zenginleştirilmiş olarak belirleyebiliyorsunuz. Pleyistosen kayalarının üzerinde yer alan Çatalhöyük, aynı zamanda zengin bir memeli fosil alanı olduğu için, geziniz boyunca, katmanlar içindeki fosilleri görebiliyorsunuz.

Çatalhöyük

Konya obrukları ise, Neojen yaşlı gölsel nitelikteki kireçtaşları içinde oluşmuş. Obruk, yeraltındaki mağaraların tavanlarının eriyip, incelmesi ve çökmesiyle oluşan büyük çukurlar. Derinlikleri 300 metreyi bulabilen obrukların tabanında göl de bulunabiliyor. Bu obruklar, alanın Kuzeybatısındaki Cihanbeyli travertenlerinden, güneydoğusundaki Akgöl düdeni arasındaki çizgisel bir hat üzerinde yer alıyorlar. Burada büyük ölçekte toplam 20 obruk var. Bunlardan, Çıralı Obruğu gibi 7 tanesinin içinde su var. Bazıları birkaç metre derinlikte sığ su barındırıyor, bazılarıysa 100 metreden fazla derinliğe sahip. Alanda, kumul yapıları, traverten oluşumları gibi ilginç jeomorfolojik yapılar da mevcut. Bunlardan, Konya-Cihanbeyli-Kuşca beldesindeki Celilboğazı, peri bacalarıyla panoramik görüntüler sunuyor.

Celilboğazı Vadisi içinde, Geç Miyosen-Erken Pliyosen (4-2 milyon yıl önce) döneme ait, volkanik arakatkılar da içeren göl çökelleri yüzeyliyor. Bu çökel kayaların su ve rüzgar erozyonuyla aşınması sonucunda, ortaya değişik jeomorfolojik oluşumlar çıkıyor. Kuşca Vadisi de, öncelikli jeopark alanı olarak önerilmiş alanlardan.

Konya-Seydişehir yolu üzerinde Sinaptepe, Kayıncak ve Harami memeli fosil yatakları var. Hadim’den yolunuz geçiyorsa, muhakkak Yerköprü Şelalesi’ni görmelisiniz. Şelale, akarsu yataklarındaki yükseklik farkına bağlı olarak, suyun yüksekten döküldüğü yerler. Anadolu’da çok güzel örnekleri mevcut. Yerköprü Şelalesi, özellikle şelale arkasındaki mağaralarıyla çok görkemli.

Yerköprü Şelalesi

Nevşehir yöresi, Kapadokya Platosu olarak tanımlanıyor. Platolar; yükseklikleri, 500 metreden, birkaç bin metreye kadar çıkabilen düz, geniş ve yüksek düzlükler. Bu platoda, Unesco listesinde yer alan peri bacaları var. Peribacası, yanardağların püskürttüğü tüf malzemesinden oluşmuş vadi ve platolarda, yağmur ve rüzgarın aşındırmasıyla oluşan yeryüzü şekilleri. Bunlardan bazılarının üzerinde, ignimbrit adı verilen, altdaki tüf kayalarına göre kolay aşınmayan, daha sert volkanik kayalar şapka gibi duruyor.

Nevşehir yöresi, Kapadokya Platosu olarak tanımlanıyor.

Nevşehir yöresinde, Kalecitepe maarı ve Acıgöl kalderası da görebileceğiniz diğer jeolojik miras ögeleri. Kaldera, volkan konilerinin ağız kesimlerinin çökmesiyle oluşan, geniş ve derin çukurluklara verilen ad. Genellikle, kalderaların içinde su bulunuyor. Aksaray yöresine geldiğinizde, Tuz Gölü, Güllü dağı, Nargölü maarı, Ihlara vadisi sizleri bekliyor. Ihlara vadisi, tabanlı vadilerin en güzel örneklerinden biri. Bu tip vadilerde akarsu yanlara doğru aşındırma yapıyor. Ihlara vadisindeki jeolojik geziniz, vadi duvarlarına işlenmiş kiliselerle zenginleşiyor. Göller, karalardaki çukur alanlarda birikmiş, durgun su kütleleri. Bunlar, yağmur suları, akarsular ya da yer altı sularıyla besleniyorlar. Aksaray’daki Tuz gölü ise, çok özel bir göl. Burada bir çay molası verip, tuzun oluşum hikayesine şahit olabilir, tuz düzlüklerinde yürüyebilirsiniz.

Ihlara Vadisi

Niğde yöresinde, Kaletepe’deki obsidiyen yatakları nadir oluşumlar olmaları bakımından rotanızı çok farklı kılacak. Çünkü obsidiyen, özellikle Neolitik kültürlerde en önemli ticaret malzemesi olmuş ve buradaki yatak önemli bir işlik alanı olarak kullanılmış. Obsidiyen; İtalya adaları, Karpatlar ve Ege’deki 2 adanın dışında, sadece Anadolu’da mevcut. Orta Anadolu’daki Göllü Dağ volkanının patlamasıyla oluşan zengin Obsidiyen yatakları da bölgeyi bir hammadde kaynağı haline getirmiş. Aynı şekilde Niğde-Çamardı’ndaki antik maden ocakları da ilginizi çekecek. Aladağların muhteşem görüntüsü ise, sizlere zirveye çıkma arzusu verecek.

Eskişehir-Afyon-Kütahya üçgeninde yer alan Frig Vadisi’ndeki peri bacası oluşumları sizi bir hayal dünyasına götürecek. Tüf kayalarına oyulmuş kaya mezarları, kaya kiliseleri Frig tarihinde Midas’ın izlerini sürmenizi sağlarken, görsel bir jeolojik şölen de sizlere eşlik ediyor olacak. Burada Aslankaya’dan sonra Eber gölünü de durak noktalarınıza dahil etmeyi unutmamalısınız. Gezi rotanız Doğu Karadeniz’e doğru ise; coşkun akan dereler ve derin vadiler gibi jeolojik miras alanları sizleri bekliyor.

Frig Vadisi’ndeki peri bacası oluşumları

Ordu’daki Turnasuyu Vadisi, Karadeniz’in tüm vadileri gibi vahşi bir doğa parçası. Kızgın akan dereler, vadi tabanlarını büyük bir hırsla derinleştiriyor Karadeniz bölgesinde. Vadilere, şelaleler, mağaralar, buzul gölleri ve buzul vadileri eşlik ediyor. Buzul vadisi, buzulun eğim aşağı doğru yavaş yavaş hareket ederken aşındırmayla oluşturduğu U şeklindeki vadiler. En güzel örnekleri ise; Kaçkarlarda (Rize-Artvin). Anzer vadisi, Verçenik buzul vadisi unutamayacağınız coğrafyalar. Rize’de, Akırgel şelalesi, Ayder yaylası yakınında Gelintülü şelalesi, Çayeli’nde Ağaran şelalesi, Palovit şelalesi, sizleri şelalelere doyuracak.

Gümüşhane yöresine geldiğinizde, Karaca Mağarası’nı görmeden geçmemelisiniz. Mağara, suların kireçtaşlarını eritmesi sonucunda oluşan boşluklar. Mağaralarda, tavandan sızan kireçli suların içindeki karbondioksitin uçmasıyla sarkıtlar, suların damladığı tabanda da dikitler oluşur. Bunlar, zaman içinde birleşerek sütunlar oluşturabilirler. Karaca mağarasında bunların en güzel örnekleri mevcut.

Karaca Mağarası (Görsel: Wikipedia Commons)

Gümüşhane-Artabel Havzası da bir Jeopark alanı olarak değerlendirilecek öncelikli öneri alanı. Burada, Abdal Musa çevresinde 18, Artabel’de 8 adet göl bulunuyor. Bu göllerin sayısı ve boyutları mevsimlere göre değişiyor. Tarihi İpek Yolu ve Gorom (Korum) vadisi; ilginç jeolojik oluşumlarının yanı sıra, kiliseler, şapeller, manastırlar, kaleler, kemer köprüler, eski Maden yerleşkesindeki taş evleriyle size müthiş bir görsel şölen sunacak. Gorom vadisi, Gümüşhane’ye 10 km uzaklıkta. Burada, zengin tarihi dokunun, muhteşem jeolojik oluşumlarla harmanlanmış olmasına şaşıracaksınız. Cehennem deresi kanyonu ve Tomara şelalesi gibi jeolojik miras alanlarını da görerek rotanızı tamamlayabilirsiniz.

Rotanız üzerinde ise, Ballıca mağarasını (Tokat) muhakkak jeoturizm faaliyetinize katmalısınız. Bu mağaradaki; makarna, yumurta ve mantar yapıları gibi özel mağara oluşumları benzerine rastlanmayacak özellikte. Amasya (Taşova)’daki Borabay gölü, Çatağın deresinin önünün toprak kaymasıyla kapanması sonucunda oluşmuş bir heyelan gölü. Özellikle yaz aylarında göl yüzeyinin üstünü kaplayan nilüferler ve minik sarı çiçekler, bir düş gibi…

Ballıca Mağarası

Çorum’a gelmişseniz rotanızı İncesu kanyonuna çevirmelisiniz. Bu derin kanyonda kireçtaşı kayalarının ihtişamı sizleri şaşırtacak…

Şayet turistik rotanız Batı Karadeniz’e çevrili ise, doğanın muhteşem yeşili içinde yine göller, mağaralar, şelaleler, vadi ve kanyonlar gibi jeolojik miras alanlarına uğramadan yol almayınız. Güzelim Safranbolu (Karabük) konaklarını gördükten sonra, Mencilis mağarasını gezebilir, Güzelcehisar (Bartın)‘daki sütun bazaltları ve Göldere şelalesini jeolojik rotanıza alabilirsiniz. Boyabat-Kurusaray köyünde (Sinop), vadi içindeki dev bazalt sütunlarına hayran kalacaksınız. Bu alan da, öncelikli jeopark alanı olarak önerilmiş.

Sütun bazaltları (Güzelcehisar/Bartın)

Amasra’daki Sırçalı kanyonu da kireçtaşlarının oluşturduğu eşsiz bir topoğrafya sunuyor. Erfelek şelaleleri, Direkli Mezarları, Hamsilos Koyu da görmeniz gereken muhteşem rotalar. Erfelek Şelaleleri (Sinop), Erfelek’e 15 km uzaklıktaki Şamı vadisinde bulunuyor. Burada, 30 civarında şelale var. Bazı şelaleler, hemen diplerinde derin gölcükler oluşturarak doyumsuz manzaralar oluşturuyor.

Bolu yöresi göller ve dağlar bakımından zengin. Bu göller genellikle, heyelan sonucu akan malzemenin akarsu önlerini kesmesi sonucunda oluşmuş. Abant gölü, Gölcük gölü, Yedigöller bunların başlıcaları. Aladağlar ise, panoramik görüntüleriyle belgesel tadında. Düzce’deki, Samanlı dağlarında; doğudan batıya doğru, Samindere Şelalesi, Aydınpınar Şelalesi, Güzeldere Şelalesi, buradan da Efteni gölüne değin uzanarak bir jeolojik rota oluşturabilirsiniz. Akçakoca (Düzce) falezleri görmeye değer.

Falez, dalgaların kıyıdaki kayalarda açtığı oyukların zamanla ilerlemesi ve üzerindeki kaya parçalarının kopmasıyla oluşan dik yamaçlara verilen ad. Böyle jeolojik miras alanlarından Antalya’da ve İstanbul’da da var. Kastamonu yöresindeki Küre Dağları milli parkı; biyolojik, jeolojik ve jeomorfolojik özellikleriyle sizi şaşırtacak, muhteşem bir doğa parçası. Milli park içinde; Azdavay, Poyracık ve Ilıca şelaleleri, Çatak, Hama ve Valla kanyonları, Doğlu, Kuylucu, Ejder ve Ilgarini Mağaraları görmeniz gereken jeolojik rotalar. Kanyon vadi, akarsuların, derinlemesine aşındırma yapmasıyla oluşan vadi tipi. Kanyon vadilerinde, eğimi 90 dereceyi bulabilen dik yamaçlar var. Küre dağları milli parkındaki kanyonlar, sadece jeolojik bir rota olarak değil, hem vahşi coğrafyası, hem de endemik canlılarıyla birlikte barındırdığı biyolojik çeşitliliği bakımından da sizleri şaşırtacak süprizlerle dolu. Buraya kadar gelmişken, Gideros Koyu da rotanıza dahil olabilir.

Küre Dağları milli parkının bir kısmı

Turizm rotanız Marmara bölgesinde ise; şelaleler, göller, antik maden ocakları, mağaralar ve özel morfolojik görünümler, yakın tarih dolu rotalarınızı farklı kılacak jeolojik unsurlar olarak öne çıkıyor. Yalova’ya 8 km uzaklıktaki Sudüşen Şelalesi, güneye doğru Büyük Dipsiz Göl, Küçük Dipsiz Göl ve İkiz Şelaleler görülmeye değer jeolojik miras alanları.

Bursa’da Cumalıkızık evlerini gördükten sonra, Ayvaini mağarası ve Mustafakemalpaşa’da Paşalar memeli fosil yatağını ekleyerek rotanızı jeolojik unsurlarla zenginleştirebilirsiniz. Uludağ zirvesindeki Sirk Gölü, tam da kitaplardaki tanımına uygun. Sirk, buzulun oluştuğu yerde yaptığı aşındırma faaliyeti sonucunda ortaya çıkan çukura verilen ad. Bu çukura su birikmesiyle oluşan göl de sirk gölü adını alıyor. Bunlara halk arasında “buz yalağı” deniyor. Çanakkale, Hommeros destanlarının geçtiği Troia antik kentine ev sahipliği yapıyor. Biga Yarımadası jeopark alanı, öncelikli jeopark önerilerinden biri durumunda. Aynı şekilde, jeopark düzenlemesi tamamlandığında, Gelibolu şehitliği milli parkında da yapacağınız yakın tarih kültür gezinizi jeolojik miras unsurlarıyla zenginleştirebileceksiniz.

Sirk Gölü (Uludağ)

Gelibolu’daki Kemikli Burun ve Yıldız Koyu kumtaşlarında olduğu gibi, kumtaşının aşınmasıyla oluşmuş doğal heykeller size fantastik bir dünyanın kapılarını açacak. Gökçeada Peynir Kayalıkları da benzer görüntülerle şaşkınlıkla izleyeceğiniz jeolojik oluşumlar. Yakın yörede, Bozcaada ve Marmara Adası’ndaki antik mermer ocakları da görülmeye değer. Kestanbol antik granit ocakları ve antik galeriler ilginç. Astria (Kartaldağ) antik altın madeni, Koçali antik granit ocağı ile antik maden işletmeleri gezinizi tamamlayabilirsiniz. Şahinkaya köyü dev kazanı, Ezine-Taştepe ve Umurbey bazalt sütunları gibi jeolojik oluşumlar da rotanıza alabileceğiniz görsel şölenler sunuyor.

Trakya’da, Kırklareli-Dupnisa Mağarası, Kuru Mağarası ve Kastro gölü görmeniz gereken jeolojik miras alanları. Demirköy ilçesi’nin Sardere köyünde bulunan Dupnisa Mağarası, Trakya’nın en uzun ikinci mağarası. Bu mağara, 2003 yılında turizme açıldı. 2720m uzunluktaki mağaranın 3 ayrı girişi var. Mağara, jeoturizm faaliyetinize zengin bir görsel şölen katacak, Edirne civarındaki jeolojik rotanızı göller süsleyecek. Bunlardan, Gala Gölü, Tabiatı Koruma alanı olup, 111 kuş türünü barındırıyor.

Dupnisa Mağarası

İğneada Longozu’nda Karadeniz’den geniş bir kumsalla ayrılmış olan 5 farklı göl; Erikli, Pedina, Mert, Hamam ve Saka gölleri de diğer önemli jeolojik miras alanları. Yarımburgaz Mağarası ve Çilingöz Falezleri ise, tarih ve arkeoloji kenti İstanbul’un önemli jeolojik adım başları. Yarımburgaz mağarası, M.Ö. 400 bin’den Bizans dönemine kadar, doğal çevrenin değişimini gösteren dolgulara sahip. Paleolitik çağ bulgularının en iyi korunduğu yerlerden biri olarak literatüre geçen bu jeolojik oluşum, Küçükçekmece gölünün kuzeyinde. Yarımburgaz Mağarası’ndaki Homo erectus fosil bulguları Anadolu’nun önemini pekiştirecek bulgular.

Adapazarı-Söğütlü’deki Söğütlü mağarası, Kocaeli’deki Kerpe falezleri, buradaki pembe renkli kayalar görülmeye değer jeolojik unsurlar. İznik’deki (Bursa), Sansarak Kanyonu da, jeoturizm rotanıza alabileceğiniz bir diğer parkur.

Turistik rotanız Ege bölgesinde ise, Manyas Gölü, Balıkesir-İvrindi’deki silisleşmiş taş ağaçlar, Kepsüt’de Ulupınar Mağarası, İzmir’de Karaburun-Esendere memeli fosil yatağı, Spil Dağı’nda (Manisa) pillov lavları, Turgutlu’daki Urganlı Kaplıcası travertenleri görebileceğiniz diğer jeolojik miras alanları. Kula (Manisa) Yanık Ülke Jeoparkı, ülkemizin Unesco tescilli tek jeoparkı. Kula zaten bir kentsel sit alanı. Çevresindeki arkeolojik kalıntılara, peri bacaları, Emir kaplıcaları gibi jeotermal sahalar, Gediz civarındaki doğal fokurdanlar, bazalt sütunları, bazalt gülleri ve lav akıntıları gibi volkanik oluşumlar da jeolojik miras alanları olarak eşlik ediyor.

Kula Yanık Ülke Jeoparkı (Manisa)

Strabon’un (M.Ö.54-M.S.24) anlatılarına göre, bölgenin antik adı Katakekaumene. Şimdi, kapsadığı jeolojik volkanik zenginlik nedeniyle “Yanık Ülke” adı altında jeopark alanı. Bölgede, 1.1 milyon yıl önceden, 12 bin yıl önceye kadar devam eden dönem boyunca, 3 farklı volkanik faaliyet sürecinin izleri mevcut. Bu izler, olağanüstü şaşırtıcı bir topoğrafya sunuyor. Burada, 80’den fazla volkan konisi, kraterler, genç bazalt akıntılarıyla bir volkanik çümbüş var. Çakallar bölgesinde, 12 bin yıl önceye tarihlenen insan ayak izleri taşıyan volkanik çökeller mevcut. Bu ayak izleri, nemli volkanik kül tabakası üzerinde yürüyen üç insan tarafından bırakılmış. İzler, daha sonra curuf katmanları altında kalıp, korunmuş. Jeoparkın ziyaretçi merkezindeki mini müzeyi gezmeyi de ihmal etmemelisiniz.

Kuşadası (Aydın) civarında iseniz Dilek Yarım Adası ve adanın hemen arkasında Prien antik kenti önünde uzanan lagün ve Büyük Menderes Deltası rotanız üzerinde görebileceğiniz jeolojik miras alanları.Fethiye’deki (Muğla) Ölüdeniz Lagünü, yöredeki en faal jeolojik miras alanı. Turistler, burada turkuvaz renkli denize girerlerken, aslında bir jeolojik mirasın koynunda olduklarının bilicindemidirler bilinmez ama bu lagün, sürmekte olan jeolojik süreciyle tam da kitaplarda anlatıldığı gibi bir örnek. Lagün, dalga ve akıntıların taşıdığı materyalin, küçük koyların önünde biriktirilmesi sonucunda oluşuyor. Biriktirilen materyal, zamanla koyun önünü tamamen kapatarak, denizle ilişkisini koparıyor. Halk arasında, “deniz kulağı” olarak da isimlenen lagünlere, “kıyı set gölü” gibi adlar verildiği de oluyor. Denizle, lagün arasındaki set mevsimsel olarak genişleyebiliyor. Bu setin üzerinde, sabit ya da hareketli kumullar gibi kıyı şekilleri de oluşabiliyor. Bafa Gölü Lagünü de buna güzel bir örnek. Bafa Gölü, Büyük Menderes ırmağının taşıdığı alüvyonların biriktirilmesiyle, binlerce yıl önce Ege denizinden ayrılmış.

Priene Antik Kenti

Arkeolojik kalıntılar ve taş evler Bafa Gölü’ndeki jeoturizm faaliyetinize zenginlik katacak. Fethiye’de zaten ziyaret rotalarınızda olan çoğu yer aslında birer jeolojik miras alanı. 15 km uzunluğundaki Saklıkent kanyonu, 1995 de doğal sit alanı ilan edilmiş Kelebekler Vadisi, Kızkumu (Orhaniye), Köyceğiz Gölü ve Dalyan Kanalı, Sedir Adası (Marmaris) buradaki Kleopatra Koyu oluşumunu güncel olarak da sürdüren beyaz oolitik kumlar, milyon yıllardan günümüze armağan olan jeolojik miraslar. Denizli’deki Pamukkale Travertenleri Unesco listesinde yer alıyor. Bu travertenler, oluşumlarını günümüzde de sürdürüyor.

Traverten; kalsiyum bikarbonatlı suların, yüzeyde yayılarak aktığı alanlarda bünyesindeki kireci çökeltmeleriyle oluşuyor. Traverten jeoparkı olarak önerilen alanda traverten depolanma süreçleri yanında, eğim atımlı faylar, traverten sırtları, fay düzlemleri ve traverten ocaklarında bulunan Homo erectus gibi insan fosilleri, diğer önemli jeolojik zenginlikler. Denizli-Aydın il sınırı boyunca uzanan Gökbel Vadisi de kumtaşlarının oluşturduğu peri bacalarıyla size bir sürpriz yapıyor. Bu vadi, öncelikli jeopark alanı olarak önerilen alanlardan biri. Acıgöl, soda oluşumunu güncel olarak göstermesi bakımından ilginç bir özel göl. Yakın yöredeki Kaklık Mağarası da gezi rotanıza dahil edebileceğiniz bir jeolojik miras alanı.

Gökbel Vadisi

Uşak yakınından geçiyorsanız, rotanıza Ulubey Kanyonu’nu alabilirsiniz. Hasköy’deki Aksaz sıcaksu kaynakları da görülmeye değer.

Rotanız Batı Akdeniz bölgesinde ise; derin kanyonlar, maarlar, mağaralar, şelaleler doğanın koynunda sizleri bekleyen jeolojik miras alanları. Isparta civarındaysanız, Gölcük Maarı, Köprüçay Kanyonu ve Kurşunlu Şelalesi görülmeli. Kurşunlu Şelalesi, 2 km uzunluğunda bir kanyonun içinde yer alıyor. Şelale, 18 m yüksekten dökülüyor. Kanyonda, küçük şelalelerle birbirine bağlanmış 7 küçük gölet de yer alıyor. Elmalı polyesi, yolculuğunuz sırasında, fark etmeden içinden geçtiğiniz bir jeolojik oluşum. Elmalı, nefis elmalarını bu polye oluşumuna borçlu aslında. Polyelerin içi daima, verimli kırmızı toprakla dolu oluyor. Demre sahillerine indiğinizde, kıyı boyunca, denizden karaya doğru esen rüzgarların plajdan taşıdığı kumların çökelmesiyle oluşan hareketli kumulları gözleyebilirsiniz.

Çıralı’dan, yarım saat süren bir tırmanış sonucunda 230 m yükseklikteki Olimpos’a varılıyor. Olimpos’da, kayalardan sızan gazın alev almasıyla oluşmuş olan ve alevlerinin antik çağdan beri sönmediğine inanılan Yanartaş var. Çok ilginç bir jeolojik rota burası. Antalya, zengin arkeolojik mirasını, jeolojik mirasla da harmanlıyor. Zaten, şehrin kendisi, “Antalya Traverteni” olarak literatüre geçmiş olan bir jeolojik miras üzerinde kurulu. Bu traverten oluşumuna neden olan Kırkgöz Kaynağı, şehrin kuzeyinde yer alıyor. Kaynak (pınar, göze), yer altı sularının kendiliğinden yeryüzüne çıktıkları yerlere deniyor.

Kırkgöz Kaynağı

Antalya’da traverten oluşumu, insan faaliyetlerine rağmen devam ediyor. Antalya falezleri de, deniz dalgalarınca sürdürülen bir jeolojik faaliyetin ürünü. Karain Mağarası, kentin 30 km kuzeybatısında. Bu mağara, Paleolitik çağ için en iyi temsilci olma özelliğini taşıyor. Hemen 1 km ilerideki Öküzini Mağarası ise Mezolitik dönemi en iyi yansıtan yer olarak Karain Mağarası’nın bulgularını tamamlıyor. İnsuyu Mağarası ise, hem insan fosillerinin bulunması, hem de 512 metre uzunluğunda Türkiye’nin en büyük yeraltı gölüne sahip olması bakımından atlamamanız gereken bir jeolojik miras rotası. İbradı’daki Altınbeşik Mağarası, Damlataş Mağarası, Köprülü Kanyon, Manavgat Şelalesi Antalya’nın en bilinen diğer jeoturizm ögeleri.

Rotanızı doğuya doğru çevirdiğinizde, Gazipaşa sahillerinde yalıtaşlarının en güzel örneklerini göreceksiniz. Yalıtaşları, kıyı kumulunun alt bölümlerinde, kum ve çakıl boyu malzemenin, suyun kirecini kullanarak bağlanması sonucunda oluşuyor. Üst kısımdaki gevşek kum boyu malzemenin rüzgar yoluyla taşınmasıyla da, altda bulunan yalıtaşları açığa çıkıyor. Yalıtaşları, daha çok buharlaşmanın yüksek olduğu bölgelerde görüldüğü için Akdeniz kıyılarında bu oluşumların örneklerini yol boyunca sıklıkla görmek mümkün.

Doğuya, Mersin’e doğru gittiğinizde, Gilindire Mağarası (Aydıncık) muhakkak görülmeli.

Doğuya, Mersin’e doğru gittiğinizde, Gilindire Mağarası (Aydıncık) muhakkak görülmeli. Mağarada sarkıt, dikit, sütun, perde oluşumları, makarna-soğan yapıları gibi mağara yapılarının yanısıra 47 metre derinliğinde bir göl var. Mut Miyosen Havzası, öneri durumundaki öncelikli jeopark alanlarından biri. Burada, resif oluşumuna dair tüm kitabi bilgiler test edilebilir, lapya, dolin, uvala, polye gibi kireçtaşlarının erime ve aşındırma yapılarının tümü, en güzel örnekleriyle görülebilir. Lapya; yağmur veya kar sularının kireçtaşı kayalarının yüzeyinde açtığı oluk şeklindeki erime yapıları. Bu oluklar, sanki kireçtaşı yüzeyi baştan sona parmakla çizilmiş gibi, genellikle birkaç santimetre derinliğinde oluklu bir yüzey görüntüsü veriyor. Bu lapyaların birleşmesiyle dolinler oluşuyor.

Gilindire Mağarası (Aydıncık)

Dolinler, çapı en fazla 1000 metre olabilen daire şeklindeki yapılar. Dolinlerin tabanında, karekteristik olarak kırmızı toprak bulunuyor. Tarım açısından son derecede uygun koşullar yaratan bu toprakları takip ederek de dolinleri fark edebilirsiniz. Dolinler birleşerek uvalaları, uvalalar birleşerek polye denilen büyük düzlükleri oluşturuyor. Ova görünümündeki polyeler, birkaç kilometre genişliğe ve 30 kilometre uzunluğa sahip olabiliyorlar. Hepsi de tarım için çok uygun alanlar oluşturuyor. Mut polyesi de bunların en güzel örneği. Hazır, Mut havzasına gelmişken, Silifke yönünde Kayrak Köyü çıkışındaki kayrak taşında (şeyl) bulunan bol miktardaki graptolit fosillerini görebilirsiniz. Kırtıl köyü’nde, 350 milyon yıl öncenin denizel omurgasız hayvan topluluğunu, kayaların aşınma yüzeylerindeki düz ceplerde oluşturdukları fosil tarlalarında bulabilirsiniz.

Yenisu Köyü’ndeki taş ocaklarına uğradığınızda, rastgele açılmış ocaklarda her yana dağılmış plaket kireçtaşlarını gözden geçirin. Şanslı gününüzdeyseniz, bir kaya plağı üzerinde, 4 milyon yıl öncenin göllerindeki ringagillere ve sazangillere ait fosilleri görebilirsiniz. Aşağıda sizi muhteşem Göksu deltası bekliyor. Deltalar; akarsuların deniz ya da göllere ulaştıkları yerlerde taşıdıkları maddeleri bırakmasıyla oluşan üçgen şekilli biriktirme yapılardır. Deltanın oluşabilmesi için, ulaştığı kıyının sığ ve sakin olması, akarsu ağzındaki eğimin ise az olması gerekiyor. Bu deltada, Paradeniz lagün alanını, güncel ve fosil kumulları, hakim akıntılara ve rüzgara göre değişen kıyı şekillerini görebilirsiniz.

Deltalar; akarsuların deniz ya da göllere ulaştıkları yerlerde taşıdıkları maddeleri bırakmasıyla oluşan üçgen şekilli biriktirme yapılardır.

Yolunuz üzerinde, Cennet-Cehennem obrukları, Astım Mağarası var. İklimsel olarak oluşan karbonlaşma faaliyetlerinin ürünü olan kaliş ve kireç kabukları, Mersin ve Adana yöresine özgü özel jeolojik oluşumlar. Adana yöresinde, Seyhan Deltası’nı ve en güzel örnekleri Yumurtalık yöresinde olan fosil kumulları görebilirsiniz. İskenderun sahillerindeki yalıtaşları da yol boyunca dikkatinizi çekecek jeolojik oluşumlar. Samandağ (Antakya) sahilinde hareketli kıyı kumulları sizi bekliyor. Güneydoğu Anadolu’ya doğru gittiğinizde Yesemek Taş Ocağı (Gaziantep), bir açık hava müzesi olarak düzenlenmiş durumda. Bu antik taş ocağı, bir heykel işliği olarak kullanılmış ve M.Ö.1375-1335 yıllarında işletilmiş. Burada, bazalt kayalarından yontulan heykel taslaklarının ince işciliği, götürüldükleri yerde yapılıyormuş.

Samandağ Sahili (Antakya)

Halevik Dere buzul çökelleri (Gaziantep), Nemrut Dağı (Adıyaman) Milli Parkı ve Rejko Buzulu (Hakkari) jeolojik rotanıza alabileceğiniz güzellikte. Doğu Anadolu bölgesine doğru yol aldığınızda, Doğubayazıt- İran sınırındaki meteor çukuru ilk jeolojik durağınız. Meteor çukuru, 1892 Eylül ayında, tüm civar köylerden görülebilecek şekilde düşen bir meteorun açtığı, 35 metre çapında ve 60 metre derinliğinde bir çukur. Meteor, kor alevlerle düşmüş ve hızla, sanki etrafı kesici bir aletle düzeltilmiş gibi görüntü veren çukuru oluşturmuş.

Doğu Anadolu’da yer alan Ağrı Dağı, ülkemizin en yüksek dağı. Hemen yanıbaşında Küçük Ağrı Dağı var. Şanslı gününüzdeyseniz ve sis yoksa dağın yamaçlarındaki Nuh’un gemisi oluşumu hemen dikkatinizi çekecek. Bu oluşum, heyelan sonucunda oluşan, bir “dil” ve “akma” yapısı aslında. Bu görüntüyü fotoğraflamak için dağın çevresinde duraklamışsanız, değişik boyutdaki mekik şekilli volkan bombaları da dikkatinizi çekecek. Volkan bombası, yanardağ bacasından çıkan materyalin, havada kendi ekseni etrafında hızla dönmesi sonucunda oluşuyor. Bunların en güzel örneklerini dağın yamaçlarında görebilirsiniz.

Ağrı Dağı

Ağrı’daki Buz Mağarası jeolojik rotanızda enteresan bir durak olacak. Buz mağarası, her mevsim koruduğu buzlarıyla heykeltraş elinden çıkmışcasına sanatsal görüntüler sunuyor. Tendürek Dağı’nın yanında da tıpkı Ağrı’da olduğu gibi, Küçük Tendürek Dağı var. Yanında yavruları olan bu iki kızgın ana dağ, yani Ağrı ve Tendürek ortalığı lavlara boğmuşlar. Tendürek Dağı’nın 12 kalderası var. Lav akıntıları sanki dünden kalmış gibi taze bir görüntü veriyor. Burada karayoluna doğru ürkütücü bir akış rotası veren volkanik kaya denizinde gibisiniz.Van Gölü kuzeyindeki Aygır Gölü ve Aygır Maarı ve Muradiye Şelalesi önemli jeolojik miras alanları.

Narman’daki (Erzurum) “Kırmızı Mutluluk Vadisi” pembe-kırmızı renkli peribacalarıyla size farklı bir dünyanın kapılarını açıyor. Vadide, alüvyonal yelpaze ve akarsu çökellerinden oluşan pembe-kırmızı renkli çakıltaşı, kumtaşı, kiltaşı ardalanmalı kayalar var. Bu kayaların dik yamaçlı vadilerle kesilmesiyle de, ilginç morfolojiler sunan peri bacaları şekillenmiş ve şekillenmeye devam ediyor. Tortum Şelalesi de yöredeki jeolojik rotanızda olmalı. Çoruh Vadisi boyunca ilerleyeceğiniz ana yol; set gölleri, kıvrımlar, kimi zaman renk farkları, kimi zaman açısal uyumsuzluklarla açıkça fark edilen jeolojik gelişimi izleyebileceğiniz bir rota.

Tortum Şelalesi

Tatvan’da (Bitlis), İncekaya Kalderası, Nemrut Kalderası önemli jeolojik rotalar. Yörede, hemen her yerden, bütün ihtişamıyla görülebilen Süphan Dağı, ülkemizin ikinci yüksek dağı. Bu dağı daha yakından görmek istiyorsanız rotanızı Adilcevaz’a yöneltmelisiniz. Bingöl yöresinde, “Solhan yüzen adaları” çok ilginç oluşumlar. Bunlar, göllerin kenarlarındaki alanlardan kopmuş materyallerle, suda asılı olarak bulunan organik materyallerin hepsinin birlikte sucul bitkilerde tutunması sonucunda oluşuyor. Bitki köklerinin zamanla sıkılaşması, birbirini takip eden yeşerme ve kuruma dönemleri ve giderek toprak oluşumu gibi faktörlerle de gelişimini tamamlayıp, yüzen adalar oluşturuyor. Yüzen adalar üzerine binip, sal gibi kullanarak, farklı bir macera yaratabilir, bol bol fotoğraf çekebilirsiniz.

Yakın çevrenizde varlığı daha önce bilinmeyen bir jeolojik unsur varsa, bunu Valilik ya da Belediyelerin ilgili birimlerine bildirerek değerlendirilmesini sağlayabilirsiniz.

Yakın çevrenizde varlığı daha önce bilinmeyen bir jeolojik unsur varsa, bunu Valilik ya da Belediyelerin ilgili birimlerine bildirerek değerlendirilmesini sağlayabilirsiniz. Çünkü, bir yörede jeoturizm faaliyetlerinin başlayıp, bunun geleneksel hale gelebilmesi için öncelikle bu faaliyetlere konu olacak alanların uzmanlarca da belirlenmesi gerekiyor. Tanıtım faaliyetlerinden sonra turizm çeşitliliğinde jeoturizm yoluyla farklı bir sayfa açılmış oluyor. Yerel olarak yapılan bu gibi faaliyetler kurumsal ve ulusal faaliyetlere destek veriyor ve giderek uluslararası jeolojik miras ağında yer alma nihai hedefine ulaşılmış oluyor.

Kaynakça

Anonim, 2009, 62. Türkiye Jeoloji Kurultayı, Kültürel Jeoloji, Jeomiras ve Jeoturizm Oturumu, Bildiri Özleri Kitabı-I, 264-287.

Anonim, 2010, 63. Türkiye Jeoloji Kurultayı, Kültürel Jeoloji ve Jeomitoloji, Jeolojik Miras, Jeoparklar ve Jeoturizm Oturumu, Bildiri Özleri Kitabı.

Anonim, 2011, Toplum İçin Jeoloji, 64. Türkiye Jeoloji Kurultayı, Bildiri Özleri Kitabı, s. 309-325.

Anonim, 2011, Türkiye Bahar Rotaları Atlası, özel Koleksiyon, Atlas keşif Kitaplığı, 95 s.

Gürler, G.,Öztan, N. S. ve Gürler, M., 2006, Önerilen bir jeopark alanı; Orta Anadolu’da Karapınar. Geoparks 2 006 Conferance, Belfast, 17 th-21 st. September.

İnan, N., 2008, Jeolojik Miras ve Doğa Tarihi Müzeleri, Bilim ve Teknik, 493, 80-83.

İnan, N. ve İnan, S., 2010, Taşların Dili, Bir Yol Hikayesi, TUBİTAK Bilim ve Teknik, 512, 40-47.

İnan, N., 2011, Jeolojik Rotalar ve Jeoturizm, TUBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi, Sayı 524, 38-48.

İnan, N.,2023, Mersin’in Jeoturizm Potansiyeli ve Öneriler, Mersin Kent Kitaplığı, 125s.

İnan, N., 2024, Unesco tescilli jeoparkımız neden sadece bir tane ?, 13 Temmuz 2024, gazetebilim.com.tr

Etiketler: jeoloji, jeolojik rota, jeotur, jeoyol, türkiye
Nurdan İnan 14 Haziran 2025
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Yazar: Nurdan İnan
1958 Bulancak (Giresun) doğumludur. İlk öğrenimini Giresun‘da, Orta, Lise ve Üniversite öğrenimini Ankara’da (AÜFF) tamamladı. 1980’de Jeoloji Mühendisi olarak MTA Enstitüsünde çalışmaya başladı. 1983’de Yüksek Lisansını bitirdi. 1984’de Cumhuriyet Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü‘nde (Sivas) akademik hayatına başladı. Paleontoloji (Fosil Bilim)‘nin Mikropaleontoloji disiplininde Foraminiferler konusunda Kretase/Tersiyer yaşlı seviyelerde uzmanlaşan İnan, 1987’de doktorasını verdi. 1991’de Doçent, 1997’de Profesör ünvanını aldı. 2000 yılından itibaren Mersin Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nde Profesör olarak çalışan İnan, 2020 yılında emekli oldu. İnan’ın, Ulusal ve Uluslararası dergilerde yayınlanmış çok sayıda bilimsel makalesi, aldığı ödüller, verdiği birçok seminer ve konferans, kurduğu okul müzeleri ve katkıda bulunduğu devlet müzeleri vardır. Ocak 2013’de Mersin Deniz Müzesi’nde “Jeolojik Zaman Denizlerinden Fosiller” başlıklı özgün bir bölüm, 2016 Mayıs ayında Mersin Arkeoloji Müzesi’nde “Zaman Tüneli” başlıklı bölüm, 2017’de Tarsus Amerikan Koleji’nde “Manisaciyan kolleksiyonu” tasnifiyle “Doğa Bilimleri Sergisi” ve 2019’da kalıcı “Prof.Dr.Nurdan İnan Fosil Sergisi” ‘ni oluşturmuş, malzemeleri teşhir ve eğitim amacıyla bu müzelere bağışlayarak, bölümlerin sürekli olarak halkın ve öğrencilerin ziyaretinde olmasını sağlamıştır. Yayınlanmış “Tarihsel Jeoloji”, “Paleontoloji” gibi çok sayıda Ders Kitabı, “Geo- Yerbilimleri Sözlüğü” (Seçkin Yayıncılık), “Omurgasız Fosilleri” gibi Fosil Atlası (TÜBİTAK) yanısıra, çocuklara yönelik bilim kitapları (ODTÜ Yayıncılık) vardır. 2010 yılından itibaren “Bilim ve Ütopya” Dergisi’nde düzenli olarak her ay “Doğa Tarihinden Notlar” köşesini yazmış olan İnan, Bilim ve Teknik gibi diğer dergilerdeki yazılarıyla, yoğun bir “Popüler Bilim” çalışmasına yönelmiş, bu yazılarından yaptığı seçkilerden “Fosiller, Doğa ve İnsan”, “Yerbilim Tarihi” (Gündoğan Yayınları) ve “Gizler” (Sarmal Kitabevi) başlıklı popular bilim kitaplarını oluşturmuştur. Evli, iki çocuğu ve bir torunu olan Prof.Dr. Nurdan İnan, kitaplar ve yazılar yoluyla doğa ve yerbilimleri disiplininin yaygın kitlelerce içselleştirilmesi ve toplum aydınlanması hedefinde çalışmalarını sürdürmektedir.
Önceki Yazı ebeveyn Ebeveyn ruh sağlığı
Sonraki Yazı şair Attilâ İlhan 100 yaşında!

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Güneş fırtınaları depremleri tetikleyebilir mi?

Güneş fırtınaları sadece gökyüzünde göz kamaştırıcı bir etki yaratmakla kalmıyor; kırılgan fayları deprem üretmeye doğru da yönlendirebiliyor olabilir.

Jeoloji
7 Mart 2026

6 Şubat depremlerinin 3. yıldönümü: “Erken uyarı sistemi kurulsaydı yangınlar ve can kayıpları azalırdı”

Bir deprem erken uyarı sistemi kurulmuş olsaydı elektrik ve doğalgaz sistemlerinin kesilmesi sonucu birçok yangın ve can kaybı oluşmazdı.

Jeoloji
5 Şubat 2026

T. rex Asyalı çıktı!

Araştırmaya göre T. rex’in ataları, yaklaşık 70 milyon yıl önce Asya’dan Kuzey Amerika’ya göç etmiş.

Paleookur
25 Aralık 2025

Stratejik iş birliği derinleşiyor: Türkiye-Çin çeviri köprüsü İstanbul’da kuruldu

TÜYAP İstanbul Uluslararası Kitap Fuarı'nda art arda düzenlenen etkinliklerde Türkiye ve Çin, kültürel ve akademik iş birliğini stratejik bir alana…

Kültür-Sanat
17 Aralık 2025
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?