Türkiye, üç kıtanın kesişim noktasında yer almasıyla kelebek çeşitliliği açısından özel bir ekolojik kavşak konumundadır. Anadolu Yarımadası, Holarktik ve Paleotropikal biyocoğrafik bölgeler arasında doğal bir geçiş alanı sunar ve böylelikle farklı ekosistemlerin kesiştiği bir merkez haline gelir. Bu eşsiz konum, ülkemizi hem çok sayıda türün yaşam alanı hem de evrimsel çeşitliliğin merkezi hâline getirmiştir.
Evrim Karaçetin-Bell
Erciyes Üniversitesi, Çevre Mühendisliği Bölümü
Türkiye, üç kıtanın kesişim noktasında yer almasıyla kelebek çeşitliliği açısından özel bir ekolojik kavşak konumundadır. Anadolu Yarımadası, Holarktik ve Paleotropikal biyocoğrafik bölgeler arasında doğal bir geçiş alanı sunar ve böylelikle farklı ekosistemlerin kesiştiği bir merkez haline gelir. Bu eşsiz konum, ülkemizi hem çok sayıda türün yaşam alanı hem de evrimsel çeşitliliğin merkezi hâline getirmiştir. Ayrıca geçmişten günümüze yaşanan iklimsel olaylarda, Türkiye bir sığınak görevi üstlenmiştir. Örneğin özellikle buzul çağlarında Anadolu’nun belirli bölgeleri iklimsel olarak daha kararlı kalabilmiş, bu da bazı türlerin burada sığınak bulmasına ve zaman içinde yeni türlerin ortaya çıkmasına imkân tanımıştır.
Buna ek olarak, Türkiye’nin kısa mesafelerde bile gözlenen topoğrafik ve yükselti farklılıkları, çok çeşitli mikroiklimlerin oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Bu durum, özellikle sınırlı dağılıma sahip ve izole popülasyonlar şeklinde yaşayan türler arasında genetik ve morfolojik çeşitlenmeyi artıran bir unsur olmuştur. Son olarak Anadolu Çaprazı gibi dağ kuşakları, yalnızca coğrafi bir engel değil, aynı zamanda batı ve doğu arasında tür kompozisyonlarında gözlenen farklılıkların şekillenmesinde önemli bir evrimsel sınır görevi görmektedir [1].
Buna ek olarak, Türkiye’nin kısa mesafelerde bile gözlenen topoğrafik ve yükselti farklılıkları, çok çeşitli mikroiklimlerin oluşmasına zemin hazırlamaktadır.
Tüm bunlar, Türkiye’nin günümüzdeki yüksek tür çeşitliliğinin temellerinden biridir. Kelebek türlerine baktığımızda da bu çeşitliliğin kelebekler üzerindeki yansımasını ve tür çeşitliliğinin bölgesel düzeyde ne kadar farklılaştığını görebiliriz. Farklı taksonomik yaklaşımlar göz önüne alındığında Türkiye’de 380 türden 400‘ün üzerine çıkan sayıda kelebek türü bulunmaktadır ve bu kelebeklerin yaklaşık onda biri endemiktir [2,3]. Bu kelebek türlerinin Türkiye’deki dağılımları ve küresel dağılımları derinine inildiğinde yukarıda bahsedilen coğrafi özelliklerin tamamı kelebek türlerinin coğrafi dağılımlarında kendisini belli eder [4].
Batı Karadeniz kıyılarında Avrupa kökenli türler yaygınken, Akdeniz Bölgesi’nde sadece Akdeniz ülkelerinde yaygın olan türlere ek olarak Afrika’nın subtropikal etkileri hissedilir. Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da Asya kökenli türler ön plandayken, Kuzeydoğu Anadolu’da ise Kafkasya ve Trans-Kafkasya kökenli türler dikkat çeker. Örneğin, Avrupa ile Asya arasında geniş bir dağılım gösteren İspanyol kraliçesi (Issoria lathonia) ve Erik kırlangıçkuyruğu (Iphiclides podalirius) gibi türler, Türkiye’nin hemen her bölgesinde gözlemlenebilir. Güney kıyıları boyunca ise Akdeniz ülkelerinde yaygın görülen Çift Kuyruklu Paşa (Charaxes jasius) ile Afrika kökenli bir tür olan Akdeniz oyklösü (Euchloe belemia) gibi türler de kaydedilmektedir. Karadeniz’in nemli ormanlık alanlarında Avrupa kökenli Tavuskelebeği (Aglais io) gibi türler dağılım gösterir.

Buna karşılık, yalnızca Batı Karadeniz’de Kafkasya’ya özgü Kafkasyalı iparhan (Melitaea interrupta) gibi türler de kaydedilir. İç Anadolu’da dağılım gösteren türlerimize, karasal step ekosistemimize uyum sağlamış endemik türlerimizden Çokgözlü Büyük Turan mavisi (Polyommatus myrrha) örnek verilebilir. Başka bir endemik türümüz olan Çokgözlü Toros Mavisi (Aricia isauricus) ise Akdeniz’den başlayarak Anadolu Çaprazı boyunca Erzurum dahil olmak üzere geniş bir yayılım gösterir. Doğu Anadolu’nun vadileri de birbirine yakın akraba olmalarına rağmen ekolojik tercihleri ve genetik yapıları bakımından belirgin farklılıklar gösteren Agrodiaetus alt cinsine ait türlerin çeşitliliğinin arttığı bölgeler olarak öne çıkmaktadır.
Türkiye aynı zamanda pek çok kelebeğin göç rotası üzerindedir.
Türkiye aynı zamanda pek çok kelebeğin göç rotası üzerindedir. Avrupa ve Afrika arasında yılda iki kere göç eden Dikenkelebeği (Vanessa cardui) gibi türlerin yerel hareketleri halen bilimsel çalışmaların odağında yer almakta ve büyük ilgi uyandırmaktadır [5,4,6]. Öte yandan Nusaybin güzeli (Papilio demoleus) gibi bazı türler, güneyden kuzeye göç ederek Türkiye’ye ulaşmakta ve bu yeni alanlarda yerleşik popülasyonlar oluşturmaktadır [7]. Bu durum, iklim değişikliğiyle birlikte kelebeklerin dağılım alanlarında gözlemlenen kaymaların, canlılar ve kıtalar arası etkileşim açısından Türkiye’nin coğrafi önemini ortaya koyduğunu göstermektedir.

Tüm bu çeşitlilik etkileyici olsa da Antroposen Çağı’nın en ciddi çevresel sorunlarından biri olan biyoçeşitlilik kaybı, kelebek türlerini de olumsuz etkilemektedir [8,9]. Pek çok takson arasında, böcek popülasyonlarındaki azalma özellikle dikkat çekicidir. İklim değişikliği, kirlilik, tarımsal genişleme ve yoğunlaşma ile sanayileşmeye bağlı habitat kaybı gibi çoklu ve iç içe geçmiş tehditler, böceklerin hızla azalmasına yol açmaktadır [10,11,12]. Böcekler arasında ise kelebekler uzun süredir biyolojik çeşitliliğin bir göstergesi olarak kullanılmaktadır [13,14,15]. Kelebeklerin, hem amatör gözlemciler ve fotoğrafçılar hem de bilim insanları arasında popüler olması, yerel popülasyonlar, davranışlar, ekolojiler ve dağılımlar hakkında geniş veri setlerinin oluşmasını sağlamıştır [14,15,16].
Kelebeklerin, hem amatör gözlemciler ve fotoğrafçılar hem de bilim insanları arasında popüler olması, yerel popülasyonlar, davranışlar, ekolojiler ve dağılımlar hakkında geniş veri setlerinin oluşmasını sağlamıştır.
Bu durum, kelebekleri çevresel değişimlerin izlenmesinde model organizmalar hâline getirmiştir. Onlar aracılığıyla, dünyadaki biyolojik çeşitliliğin durumu, özellikle de böcek gruplarındaki değişimler, anlaşılmaya çalışılmaktadır [15]. Toplanan bu veriler, dünya genelinde kelebek popülasyonlarında ciddi bir azalma yaşandığını ortaya koymaktadır [17,18,19]. Bu geniş veri setlerinden yararlanılarak yapılan en güncel çalışma, Amerika kıtasındaki kelebek azalmasını çarpıcı biçimde ortaya koymuştur. Söz konusu çalışma, ABD’de bugüne kadar gerçekleştirilen en kapsamlı kelebek popülasyonu değerlendirmesidir ve birçok bağımsız izleme programının verilerini bir araya getirmektedir.
Ancak Türkiye’de, yıldan yıla düzenli olarak yürütülen izleme çalışmalarının bulunmaması, kelebek popülasyonlarının durumu hakkında ciddi bir belirsizlik yaratmaktadır
Araştırmada, ülke genelinde farklı ölçeklerde yürütülen 35 ayrı kelebek izleme programının verileri kullanılmıştır. Sonuçlara göre, ABD genelindeki kelebek popülasyonları 2000–2020 yılları arasında %22 oranında azalmıştır. Tür zenginliğinde ülke çapında bir düşüş gözlenmiş; bazı bölgelerde 30 türe kadar kayıplar bildirilmiştir. Azalmalar ülke geneline yayılmış olup, incelenen yedi bölgenin altısında toplam kelebek sayılarında düşüş kaydedilmiştir (toplam kayıplar %5 ile %37 arasında değişmektedir). Habitat kaybı, iklim değişikliği ve pestisit kullanımı bu düşüşlerin başlıca nedenleri olarak tanımlanmıştır. İnsan etkisine açık habitatlarda yaşayan ya da habitat tercihi açısından daha genelci olan türler ise, diğerlerine kıyasla daha iyi hayatta kalabilmiştir [19]. Amerika’da yapılan bu araştırma, Türkiye’deki türlerin ne durumda olduğu sorusunu da akla getirmektedir. Ancak Türkiye’de, yıldan yıla düzenli olarak yürütülen izleme çalışmalarının bulunmaması, kelebek popülasyonlarının durumu hakkında ciddi bir belirsizlik yaratmaktadır [4].
Yine de, IUCN kriterleri kullanılarak hazırlanan kırmızı liste çalışmaları, Türkiye’deki türlerin karşı karşıya olduğu tehditleri ve olası düşüşleri ortaya koyabilmiştir. Türkiye’deki Kelebeklerin Kırmızı Listesi’ne göre, 26 tür Kritik (CR), Tehlikede (EN) veya Duyarlı (VU) kategorisinde; 11 tür ise Tehdide Yakın (NT) durumdadır. Özetle, Türkiye’deki 37 kelebek türü, yani yaklaşık her on kelebekten biri, nesli tehlike altında ya da tehdide yakın durumdadır. Aynı çalışma, türlerin karşı karşıya olduğu başlıca tehditleri; habitat kaybı (yaşam alanlarının yapılaşma, madencilik ve tarım gibi nedenlerle yok edilmesi), zirai kirlilik ve iklim değişikliği olarak belgelemektedir. Ayrıca, 56 tür Yetersiz Verili (DD) olarak sınıflandırılmıştır; bu da konuyla ilgili daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, Türkiye türlerinin %67’si Düşük Riskli (LC) olarak listelenmiştir. Ancak bu kategori, her zaman türün güvende olduğu anlamına gelmemelidir.
Türkiye’de kelebeklerin düzenli olarak izlenmesi, bilimsel araştırmaların artırılması ve koruma çalışmalarının hızlandırılması, sahip olduğumuz biyolojik çeşitliliğin korunması açısından büyük önem taşımaktadır.
Türkiye’de düzenli izleme çalışmalarının yapılmıyor olması, popülasyon düzeyindeki değişimlerin gözden kaçmasına yol açabilir. Dolayısıyla, geniş yayılışlara sahip ve sık gözlemlenen bazı türlerde bile, popülasyon azalmaları gerçekleşiyor olabilir [4]. Tüm bu sonuçlar göstermektedir ki, Türkiye’de kelebeklerin düzenli olarak izlenmesi, bilimsel araştırmaların artırılması ve koruma çalışmalarının hızlandırılması, sahip olduğumuz biyolojik çeşitliliğin korunması açısından büyük önem taşımaktadır.
Kaynakça
[1] G. Eken, M. Bozdoğan, S. İsfendiyaroğlu, D. T. Kılıç, and Y. Lise, Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları, Ankara: Doğa Derneği, 2006.
[2] E. Karaçetin and H. J. Welch, Red Book of Butterflies in Turkey, Ankara: Doğa Koruma Merkezi, 2011. [Online]. Mevcut: www.dkm.org.tr
[3] A. Ö. Koçak and M. Kemal, A synonymous and distributional list of the species of the Lepidoptera of Turkey, Centre for Entomological Studies, Ankara, vol. 8, pp. 1–487, 2018.
[4] E. Karaçetin, H. J. Welch, A. Turak, Ö. Balkız, and G. Welch, Conservation Strategy of the Butterflies in Turkey, Ankara: Doğa Koruma Merkezi, 2011. [Online]. Mevcut: www.dkm.org.tr
[5] A. Baytaş, Türkiye’nin Kelebekleri: Arazi Rehberi, Ankara: Doğa Koruma Merkezi Yayınları, 2018, p. 261.
[6] Trakel.org, “Türkiye’nin Anonim Kelebekleri,” [Online]. Mevcut: https://www.trakel.org/kelebekler/?fsx=@. Accessed: Apr. 2025.
[7] O. Başbay, M. Salimeh, and E. John, “Westward Palaearctic range expansion of Papilio demoleus Linnaeus, 1758 (Lepidoptera: Papilionidae) and its arrival at Mediterranean coastal regions of Turkey and Syria,” Entomologist’s Gazette, vol. 71, no. 4, pp. 257–272, 2020.
[8] J. Rockström et al., “A safe operating space for humanity,” Nature, vol. 461, pp. 472–475, 2009.
[9] IPBES, Global Assessment Report on Biodiversity and Ecosystem Services of the Intergovernmental Science-Policy Platform on Biodiversity and Ecosystem Services, S. Díaz, J. Settele, E. S. Brondízio, H. T. Ngo, J. Agard, A. Arneth, et al., Eds. Bonn, Germany: IPBES Secretariat, 2019. doi: 10.5281/zenodo.3831673
[10] C. A. Hallmann, M. Sorg, E. Jongejans, H. Siepel, N. Hofland, H. Schwan, et al., “More than 75 percent decline over 27 years in total flying insect biomass in protected areas,” PLoS ONE, vol. 12, no. 10, p. e0185809, 2017, doi: 10.1371/journal.pone.0185809
[11] F. Sánchez-Bayo and K. A. G. Wyckhuys, “Worldwide decline of the entomofauna: A review of its drivers,” Biol. Conserv., vol. 232, pp. 8–27, 2019, doi: 10.1016/j.biocon.2019.01.020
[12] D. L. Wagner, “Insect declines in the Anthropocene,” Annu. Rev. Entomol., vol. 65, pp. 457–480, 2020, doi: 10.1146/annurev-ento-011019-025151
[13] J. A. Thomas, “Monitoring change in the abundance and distribution of insects using butterflies and other indicator groups,” Philos. Trans. R. Soc. B Biol. Sci., vol. 360, no. 1454, pp. 339–357, 2005, doi: 10.1098/rstb.2004.1585
[14] C. A. M. van Swaay, P. Nowicki, J. Settele, and A. J. van Strien, “Butterfly monitoring in Europe: Methods, applications and perspectives,” Biodivers. Conserv., vol. 17, pp. 3455–3469, 2008, doi: 10.1007/s10531-008-9491-4
[15] C. A. M. van Swaay, A. J. van Strien, and A. J. van Bergen, “The European Butterfly Indicator for Grassland Species: 1990–2020,” Biodivers. Conserv., vol. 32, pp. 2163–2178, 2023, doi: 10.1007/s10531-023-02540-x
[16] A. J. van Strien, C. A. M. van Swaay, and T. Termaat, “Opportunistic citizen science data of animal species produce reliable estimates of distribution trends if analysed with occupancy models,” J. Appl. Ecol., vol. 50, no. 6, pp. 1450–1458, 2013, doi: 10.1111/1365-2664.12158
[17] C. A. M. van Swaay, E. B. Dennis, R. Schmucki, C. G. Sevilleja, O. Balmer, M. Botham, et al., The EU Butterfly Indicator for Grassland Species: 1990–2017, Butterfly Conservation Europe and European Environment Agency, Technical Report, 2019. [Online]. Mevcut: https://biodiversity.europa.eu/publications/eu-butterfly-indicator-1990-2017
[18] M. S. Warren, D. Maes, C. A. M. van Swaay, P. Goffart, H. Van Dyck, N. A. D. Bourn, et al., “The decline of butterflies in Europe: Problems, significance, and possible solutions,” Proc. Natl. Acad. Sci. U.S.A., vol. 118, no. 2, p. e2002551117, 2021, doi: 10.1073/pnas.2002551117
[19] C. B. Edwards, E. F. Zipkin, E. H. Henry, N. M. Haddad, M. L. Forister, K. J. Burls, et al., “Rapid butterfly declines raise alarm among scientists,” Nature Index, Mar. 2025.

