Cumhuriyet Devrimi’nin temelleri, yalnızca işgale karşı verilen mücadelede değil, egemenliğin ve toplum düzeninin nasıl kurulacağına ilişkin arayışlarda da atıldı. 1920’de Meclis’e sunulan Halkçılık Programı, bağımsızlık mücadelesini halk egemenliği ve toplumsal refah hedefiyle birleştiren belgelerden biri oldu.
Mustafa Kemal Paşa’nın imzasıyla 13 Eylül 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan ve 18 Eylül’de Meclis’te okunan program, Kurtuluş Savaşı’nın en çetin döneminde yeni devletin yönünü belirlemeye çalışıyordu.
Metnin merkezinde, yönetme yetkisinin kaynağına ilişkin bir ilke yer alıyordu: “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” Program, halkın kendi kaderini bizzat yönetmesini esas alıyor; yasama ve yürütme yetkisinin milletin temsilcilerinden oluşan Büyük Millet Meclisi’nde toplanmasını öngörüyordu.
Bu anlayış, egemenliğin hanedandan millete geçişini ifade ediyordu. Halkçılık Programı’ndaki ilkeler, görüşmelerin ardından kabul edilen 20 Ocak 1921 Anayasası’nın da temelini oluşturdu.
Bağımsızlık ve halk egemenliği
Program, bağımsızlığı yalnızca askeri bir mesele olarak ele almıyordu. TBMM Hükümeti’nin amacına, halkı “emperyalizm ve kapitalizmin tahakküm ve zulmünden” kurtararak ve yönetimin gerçek sahibi haline getirerek ulaşacağı belirtiliyordu.
Bu yaklaşımda ulusal bağımsızlık ile halk egemenliği birbirine bağlıydı. Yabancı egemenliğine karşı mücadele, halkın ülkenin yönetiminde söz sahibi olması hedefiyle birlikte düşünülüyordu.
Program aynı zamanda halkın yoksulluğuna karşı mücadeleyi ve refahını artırmayı hükümetin temel görevleri arasında sayıyordu. Toprak, eğitim, adalet, maliye ve ekonomi alanlarında halkın ihtiyaçlarına ve çağın gereklerine uygun yenilikler yapılması öngörülüyordu.
Böylece halkçılık, yalnızca yönetim biçimine ilişkin bir ilke olarak değil, toplumun yaşam koşullarının iyileştirilmesini de içeren bir hedef olarak ortaya konuluyordu.
Meclislerden Cumhuriyet’e
1921 Anayasası, merkezde Büyük Millet Meclisi’ne dayanan bir yönetim kurarken yerel düzeyde de vilayet ve nahiye meclislerine yer veriyordu. Bu düzenleme, yönetimin yalnızca merkezden yürütülmesinin ötesinde, yerel işlerde halkın temsilcilerine de rol tanıyan bir çerçeve çiziyordu.
Halkçılık Programı, Cumhuriyet’e uzanan sürecin erken belgelerinden biriydi. Bununla birlikte, 1920’deki metin dönemin koşullarını ve geçiş sürecini de yansıtıyordu.
Cumhuriyet Devrimi’yle birlikte halkçılık, yeni devletin temel ilkelerinden biri haline geldi. Egemenliğin millete ait olduğu düşüncesi, ayrıcalıklara karşı yurttaşlık anlayışı ve halkın refahını gözetme hedefi, Cumhuriyet’in kuruluş tartışmalarında yerini aldı.
1920’de ortaya konulan program Cumhuriyet’in 103. yıldönümünde güncelliğini koruyor.

