Son günlerde artan yağışlardan kaynaklı İstanbul ve başka pek çok yerde sel felaketleri yaşandı. Ne yazık ki, bu durum sel kaynaklı hastalık bulaşma riskini de ortaya çıkarıyor. Dr. Semih Tareen ile sel felaketinden sonra ortaya çıkabilecek hastalıkları konuştuk.
Dr. Semih Tareen
Röportaj: Sedef Çakır
GazeteBilim Yazı İşleri
İstanbulda yaşanan sel sonucunda bulaşabilecek bakteriyel, viral ve parazit enfeksiyonlardan hangileri halk sağlığı açısından daha büyük bir tehlike oluşturmaktadır?
Genellikle sel sonrasında lağım ve atık sularının sel sularıyla veya içme sularıyla karışmasıyla bu hastalıklar oluşuyor.
Virüsler arasında en önemlileri hepatit A ve E. Bunlar dışkıyla kolay yayılabiliyorlar. Bununla beraber norovirüs ve rotavirüs. Norovirüs ve rotavirüs ishale sebep olabiliyor. Hepatit A ve E de yine ishale sebep olabiliyor ama aynı zamanda da karaciğer rahatsızlığına, sarılığa sebep olabilir.
Ayrıca durgun sularla oluşan sivrisineklerden dolayı bulaşabilen sivrisinek virüsleri var. Dengue, Zika ve Batı Nil virüsleri gibi. Ama sanırım Türkiye’de bu çok büyük bir sorun değil. En azından bu mevsimde değil.
Bunun dışında bakteriler var. Tabii yine öncelikle dışkıyla bulaşan Escherichia coli ve Salmonella bakterileri var. Şu an İstanbul’da bir kolera salgını yok bildiğim kadarıyla ama kolera bakterisi de bu şekilde bulaşabilir.
Bir de yine İstanbul için söz konusu değil ama özellikle fare ve sıçanların olduğu yerlerde onlardan bulaşabilen Leptospira diye bir bakteri var. O bazı hastalıklara sebep olabiliyor.
Bunların dışında tetanoz bakterisi önemli çünkü toprakta yaşıyor ve tetanoz suyla karışınca çamurdan insanlara bulaşabilir. Bunun için insanların üzerinde yaralar varsa o açık yaralarla çamurlu sulara girmeleri iyi fikir değil. Hem herhangi bir bakteriyel enfeksiyon için iyi değil hem de özellikle tetanoz için iyi değil. Bu sebeple açık yaraların kapatılması önemli.
Tabii ki bazı parazitler var. Özellikle Giardia gibi yine dışkıyla yayılabilen parazitler var. Fakat bunlar daha çok yabani hayvanların dışkısında bulunuyor. O yüzden dere taşması olursa ve İstanbul merkezinde değil de biraz İstanbul’un dışındaki derelerdeki sular içme sularıyla karışırsa orada yabani hayvanlardan Giardia gibi parazitlerin kapılması mümkün.
Son olarak da farklı sınıfta bazı mantarlar var. Örneğin evlerin içinin ıslak ve nemli kalması ve sonra küflenmesi de önemli. O küfe de dikkat etmek gerekiyor. Burada çok farklı farklı küfler var ve onların sporları bulaşabiliyor. Onlara dikkat etmek gerekiyor.
Bu mikroorganizmaların bulaş yolu sadece suyun vücuda girmesi midir yoksa dikkat edilmesi gereken başka bulaş yolları da var mıdır?
Tabii ki de ağızdan, dışkıyla bulaşan patojenler var. Onları ağızdan alıyoruz.
İkinci olarak gözde de bir enfeksiyon riski var tabii ki. O yüzden gözlerin de korunması önemli.
Üçüncüsü ise açık yaralar. Açık yaralardan söylediğim gibi tetanoz kapabilmek mümkün çünkü bu tetanoza sebep olan bakteri toprakta yaşıyor. Açık yara enfeksiyonlarından korunmak da yine önemli.
Bir dördüncü yol da solunum. Sel basmış yerlerin arkasından yapılan temizlik esnasında o duvarları küf kaplayabilir ve onlar iyi temizlenmezse o küfün sporlarını insanlar soluyabiliyor. Dolayısıyla solunum yoluyla da bu patojenleri kapabiliyorlar.
Bu mikroorganizmaların canlılığını koruması hangi çevresel faktörlere bağlıdır ve sel suları çekildikten sonra da risk devam eder mi?
Durgun sularda veyahut da sel sularında tabii ki bakteriler yaşayabiliyor. Çünkü özellikle dışkıyla bulaşan bakteriler, lağım sularının karışmasından dolayı bir süre yaşayabiliyorlar.
Hepatit A ve E virüsleri, norovirüs ve rotavirüs de yaşayabiliyor. Özellikle ishale sebep olan norovirüs çok dayanıklı bir virüs. O yüzden uzun süre bunlar canlı kalabiliyorlar.
Virüslerin bölünmesi için hücreye ihtiyacı var. Bu yüzden bunlar sel sularında bölünmüyorlar. Fakat en azından stabil kaldıkları için enfeksiyona sebep olup insanlarda bölünüp üremeye devam edebiliyorlar.
Bunlarla beraber sular çekildikten sonra diyelim ki evde kalmış çamurları temizleyeceksiniz. O çamurların toz olup solunması iyi değil. Bir maske veya N95 veya N100 gibi respiratörler kullanılmalı.
Bir de eğer çok toz olacaksa, tamamen kurumuş ve temizliği yapılıyor ise, o zaman çok hafif bir şekilde nemlendirip tozun kalkmasını önlemek kritik. Neden? Çünkü bu çamurların içinde bakteriler ve mantar sporları kalabiliyor, virüsler kalabiliyor. Bunları toz hâliyle solumak iyi değil. O yüzden o şekilde stabil kalıp insanlar bunları kapabiliyorlar.
Bu enfeksiyonlardan korunmak için bizler ne tür önlemler alabiliriz ve hangi durumlarda bir sağlık kuruluşuna başvurmalıyız?
Birincisi açık yaraları korumaya çalışmak. Eğer mümkünse, zorunlu değilse o sulara girmemek. Özellikle ayaklarınızda yaralar varsa çizme, su geçirmeyen çizmeler kullanmak. Yani bu bariyerler bir kere önemli.
İkincisi solunum. Az önce söylediğim gibi belli toz haline dönüşmüş sel atıklarını solumak iyi değil. O yüzden bir maske, özellikle respiratör maske kullanılabilir. Bunları herhangi bir yapı markette veya nalburlarda bulabilirsiniz.
Bir de tabii dışkı yoluyla bulaşan patojenler ağızdan girebileceği için su yutmamaya ve ağıza su almamaya dikkat etmek gerekiyor. Eğer suyu kullanmanız gerekiyorsa, içme suyu olsun veyahut da ağız yıkama, çalkalama, abdest alma olsun mutlaka o suların kaynatılması veyahut da temiz su bulup kullanmak önemli.
Tabii tetanoz gibi bakterilerin aşısı var, tetanoz aşısı var. O yüzden onları olmak mantıklı. Zaten insanların aktif olarak tetanoz aşısı olması bu yüzden önemli.
Sel felaketlerinde tabii ne yazık ki çok kötü durumlar söz konusu olabiliyor. Bu insanlar evlerini kaybetmiş, eşyalarını kaybetmiş olabiliyorlar. Bir de üstüne sağlık kuruluşuna mı gidecekler gibi insanlar düşünebilir ama tabii burada hayat önemli.
Özellikle çocuklar, bebekler ve yaşlılar için bu önemli. Eğer geçmeyen ve su kaybına sebep olan ishal gibi durumlar söz konusuysa mutlaka hastaneye gidilip yeterli miktarda tuz ve suyun serum ile alınımı önemli.
Onun dışında herhangi bir bakteriyel enfeksiyon var ise özellikle açık yaralarda antibiyotik kullanımı etkili olabilir. Tedavi yöntemini zaten hekimler belirler.
Sel felaketinin ardından yapılan temizlik çalışmalarında cerrahi maske ile önlem alınması yeterli midir yoksa daha gelişmiş filtreleme özellikleri olan maskeleri kullanmak daha mı etkili koruma sağlar?
İlk olarak gözlerden başlayalım. Gözleri korumak için tabii bir gözlük şart ve özellikle gözün her tarafını kapatacak bir gözlük bulmak daha iyi olur. Bunlar yine inşaat malzemesi satan yerlerde, nalburlarda bulunabilir.
Pis suyu göze sıçratmadan koruyacak herhangi bir bariyer olması önemli. Yüzü tamamen kapatan şeffaf, plastik maskeler bile olabilir.
Gelelim ağız maskelerine. Şimdi solunum yoluyla kurumuş ve toz haline gelmiş patojenlerin bazılarını kapabilirsiniz. Veyahut da o duvarları, yerleri basınçlı suyla temizleyecekseniz o tavsiye edilmiyor. Basınçlı su kullanmayın çünkü bu sizin ağzınıza, solunumunuza ve gözlerinize sıçrayacaktır ve oradaki patojenleri bu şekilde kapabilirsiniz.
O yüzden basınçlı su kullanmayın. Duvarları, yerleri basınçlı suyla yıkamak iyi fikir değil.
Ve solunum maskesi olarak da respiratör dediğimiz N95, N100 gibi maskeler sizi koruyacaktır.
Sel felaketinin ardından içme suyunun güvenliği nasıl değerlendirilebilir?
Bunun için diagnostik testler var mı bilmiyorum ama bunu tahmin etmek zor. Giardia gibi bazı parazitler var. Özellikle şehir dışındaki derelerin taşması ve içme suyuna karışması gibi durumlarda o suyu içmek için bazı tabletler var. İnternetten bakılabilir. O tabletleri siz atıyorsunuz ve o tablet o paraziti öldürüp, inaktif hale getirip suyu içmek için sağlıklı hale getiriyor. Yalnız bu sadece o parazite etkili. Yani hepatit gibi virüslere etkili değil. Orada dikkatli olmak lazım. Tabii en iyisi suyu kaynatmak. Onun da belli süreleri var. Belli bir sürede, belli bir sıcaklıkta kaynaması gerekiyor. Bu önemli.
- Katkılarınız için çok teşekkür ederiz.
- Ben teşekkür ederim.

