TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistikleri 2021-2023 geçtiğimiz günlerde açıklandı. Buna göre en çok göç veren bölüm %17,9 oranıyla Moleküler Biyoloji ve Genetik mezunları oldu. Biz de yurtdışındaki ve Türkiye’deki Türk bilim insanlarına bu durumu nasıl yorumladıklarını sorduk. İşte yanıtlar…
Haber: Emrah Maraşo
“Böyle giderse bilimde geri kalmaya mahkûmuz”
Dr. Bahar Patlar, Almanya’nın Halle şehri Martin Luther Üniversitesi’nde akademisyen bilim insanı olarak görev yapıyor. Ana uzmanlık alanı üreme ve eşeysel özelliklerin evrimi olan Patlar, aynı zamanda GazeteBilim’de Flörtöz Hayvanlar bölümünün yazarı. Patlar’ın görüşleri şöyle:
Son yıllarda yaşanan Türkiye’den yurtdışına göç dalgası ve özellikle beyin göçü üzerine kolay kolay veri paylaşılmıyor. Birkaç gün önce TÜİK konuyla ilgili bazı veriler paylaşmış. Tamamladıkları bölüme göre yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı verilerinde başı çekenler Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü mezunları olmuş. Bu veriler hatırlatıyor ki Türkiye’den yurtdışına göç kararlarında etkili olan sosyolojik ve finansal faktörlerin her devrin kendi içinde değerlendirilerek analiz edilmesi oldukça önemli bir konudur. Çünkü bir insanın ülkesini, mahallesini, dostlarını terk edip uzaklara gitme kararı alması ne kolay ne de keyifli bir işken böyle yoğunlukla yaşanan bir kaçışın nedenlerini anlamak, o ülkede en çok nelerin yanlış gittiğini anlamaya yarar.
Evrim ve genetikle uğraşan ve Yüksek Lisans sonrası yurtdışına yerleşmiş bir bilim insanı olarak, bu verilerin altında yatan nedenleri bir yere kadar anladığımı sanıyorum. Konuyu direk veya dolaylı olarak beyin göçüne bağlayacak Türkiye’nin sorunlarına dair pek çok neden söz konusu ama burada daha az değinilen birkaçına yer vermek isterim.
Evrimin yok sayılması tam bir garabet
Öncelikle, evrim konusunun okullarda müfredattan çıkarılması ve hatta yok sayılması nereden bakarsak bakalım tam bir garabet! Evrim biyolojinin temel taşıdır ve okullarda evrimi ögrenmek sadece biyolojik süreçlerin anlaşılmasını değil, evrenin, gezegenlerin, kültürlerin, tarihin, konuştuğumuz dilin, toprağın, kısaca değişebilen her şeyin zamanla neden ve nasıl değiştiğini anlamaya yarayacak anahtar duyuların kazanılmasını sağlar. Evrim teorisine dayanmayan bir biyoloji eğitimi, öğrencilerin çevresini tam olarak kavramasını engeller. Evrim teorisini öğrenmeden biyoloji öğrenmek, matematik bilmeden fizik öğrenmeye benzer. Bu durum, öğrencilerin hedeflerine ulaşmalarını zorlaştırır, çünkü temel bir eksiklik olduğu için öğrenciler pek çok konuyu tam olarak idrak edemez, bu da eğitime ve okumaya olan motivasyonlarını azaltır. Uzun vadede ülkemizin akademik ve bilimsel alanda gelişmesine engel olur. Abarttığımı düşünmüyorum, evrim ögrenmemek bu kadar derinlemesine zarara mâl olabilecek bir şeydir.
Dünyanın başka yerlerinde bu bölüm yok
İkinci konu, biyoloji alanından mezun olanların iş bulma imkânlarının yıllardır hep çok kısıtlı olmasına rağmen, mantar gibi türeyen yeni bölümlerin ortaya çıkması sorunudur. Ülkemizde Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümlerinin sayısı son yıllarda giderek arttı. Aslında dünyanın neredeyse başka hiçbir yerinde Moleküler Biyoloji ve Genetik diye bir bölüm yok. Esası temel eğitim ve araştırma merkezleri olan Biyoloji bölümleridir. Moleküler biyoloji ve genetik aslında zooloji, botanik, fizyoloji, nöroloji, ekoloji ve evrim gibi biyolojiye ait pek çok ana bilim dallarında yürüyen çalışmalarda kullanılan araçlar setini sunan bir yöntemler bütünüdür. Ancak, ülkemizde bu alanın bağımsız bir bölüm olarak ayrıştırılması (sırf birileri dekan veya bölüm başkanları olabilsin diye), bazı olumsuz sonuçlar doğurdu. En görünen olanı ise buradan mezun olan öğrencilerin yapacak bir iş bulamamasıdır. Çünkü bu yöntemlere hâkim gençler (gerçekte ne kadar hâkim oldukları tartışılır) ancak laboratuvarlarda başarılı olabilir, fakat gerek üniversitelerde gerekse araştırma-geliştirme kurumlarında oldukça zayıfız ve çalışabilecekleri laboratuvarlarımız sınırlı sayıda. Bu durum, mezunların yurt dışındaki daha iyi imkânlara yönelmelerine yol açmış olmalıdır ve verilerin altında yatan bir nedendir.
Üçüncüsü ise dünya genelinde biyoloji alanında çok ciddi yatırım ve bir talep var. Türkiye’de olduğunun aksine biyoloji diplomamız yurtdışında çok değerli. Gerek akademide gerekse özel sektörde iş bulmak çok daha kolay ve imkânlar yelpazesi çok geniş. Ayrıca, biyoloji alanındaki araştırmaların dünya genelinde hızla gelişmesi, bu alanda bilgi sahibi olan öğrencilerin yurt dışında daha kolay kabul görmelerine de olanak sağlıyor.
TÜİK verilerindeki tutarsızlıklar
Öte yandan, TÜİK verilerinin bazı yönleriyle tutarsız olması da dikkatimi çekti. Öncelikle beyin göçünde birinci sırada Moleküler Biyoloji ve Genetik açıklanıyor ve tablonun başlığı “Tamamladıkları bölüme göre yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı”. Şaşırtıcı olan bu tabloda Biyoloji bölümünün oldukça gerilerde, 78. sırada yer alması. Oysaki Türkiye’de çok daha fazla sayıda Biyoloji bölüm mezunu var ve dolayısıyla işsiz sayısı ve göçü daha yüksek olmalıdır. Ayrıca kendi alanım olduğu için bolca gözlemime dayanarak rahatça söyleyebilirim ki, yurtdışında yaşayan ve temel bilim olarak Biyoloji okumuş daha fazla sayıda göçmen akademisyen var. Zaten verilerin dayandığı yöntemlere baktığımda açıklamalar çok havada kalmış ve eksik geldi. Eğer veriler gerçekse aradaki fark ilginç ve araştırmaya değer, en azından Biyoloji bölümleri tarafından dikkate alınmalıdır. Bu farka dair aklıma ilk gelen olasılık ise bu iki bölümün mezunları arasındaki olası finansal farklılıklar. Türkiye’de pahalı diye bilinen pek çok vakıf üniversitesinde Moleküler Biyoloji Bölümü var ama temel Biyoloji Bölümü yok. Dolayısıyla bu vakıf üniversitelerinden mezun olanların yurt dışına gitme konusunda daha çok imkâna ve paraya sahip olmaları sayılarının daha yüksek olmasını açıklayabilir.
Araştırmanın kaç kişiyi kapsadığı bilgisini raporda bulamadım. Kapsanan kişilerin 2023 referans yılı için, YÖK kayıtlarına göre 2008-2017 yıllarını içine alan 10 yıllık dönemde Türkiye’deki bir üniversiteden lisans düzeyinde mezun olan ve 2023 yılında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bireyler olduğu belirtilmiş. Türkiye’deki “bir” veya “birkaç” üniversiteden mi yoksa “herhangi bir” üniversiteden mi olduğu ve toplam sayıları bilinmiyor.
Bir diğer gariplik ise, beyin göçünün yoğun olduğu ülkelere göç edenlerin ilk beş bölüm verilerinde Moleküler Biyoloji ve Genetiğin yer almıyor olması. Rapor “En çok göç edilen ilk beş ülkeye göre mezunların tamamladığı ilk beş bölüm” diye açıklanıyor. Benim buradan anladığım kadarıyla bu tabloda da başı Moleküler Biyoloji çekmeliydi. Peki bu beş ülkeden birine gitmedilerse bu kadar insan nerede bunu da açıklamalarını beklerdim. Tüm bunlar ya verilerin tam olarak doğru yansıtılmadığı ihtimalini düşündürüyor, ya da Türkçe’nin esnekliğine veya acemi istatistikçilere kurban gitmiş, daha iyi açıklanmaya muhtaç veriler olabileceğini akla getiriyor.
Sonuç olarak ne yapmalıyız? Saymakla bitmez! Türkiye’de beyin göçünün önlenmesi için temel bilimlere verilen değerin ve yatırımın artırılması, iş olanaklarının çoğaltılması ve bilim insanlarına daha iyi çalışma koşulları sunulması gibi klişe ama çok vahim önemde atılımların yapılması şart ve dahası evrim kuramı ve benzer şekilde göz ardı edilen salt bilimsel gerçeklerin eğitim müfredatına acilen tam olarak entegre edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, ülkemiz yetiştirdiği nitelikli insan gücünü kaybetmeye devam edecek, bilim ve teknoloji alanlarında geri kalmaya mahkûm olacaktır.
Yaşanabilir ücretler ve özgür akademik ortam…
Buffalo Üniversitesi Biyolojik Bilimler Bölümünden Dr. Ömer Gökçümen şöyle konuştu:
Bu konuda uzman olmadığımı belirtmek isterim; ancak Amerika’da bir evrimsel genomik laboratuvarının yöneticisi olarak kendi deneyimlerime dayanarak bazı yorumlar yapabilirim:
Türkiye’de ortaöğretimde evrime yer verilmemesinin bu duruma etkisi nedir?
Türkiye’de ve dünyanın pek çok yerinde evrimsel düşünceye karşı oluşan tepki ve bunun müfredata yansıması üzücü bir durumdur. RNA aşılarından genetik araştırmalara kadar, modern biyolojiyi ve tıbbı evrim olmadan düşünmek imkânsızdır. Bununla birlikte, moleküler biyoloji mezunlarının yurt dışına gitmesi ile evrim derslerinin müfredatta yer almaması arasında doğrudan bir ilişki olduğunu düşünmüyorum. Eğer soru, moleküler biyolojiye olan ilginin azlığı olsaydı, bu ilişki daha anlamlı olabilirdi. Ancak, öğrenciler bu bölümü, evrim müfredatındaki eksikliklere rağmen, tercih etmeye devam ediyorlar. Daha ziyade Türkiye’de mühendislik, servis, dijital teknolojilerine daha fazla odaklanma var ve biyoloji biraz geri planda kalıyor gibi geliyor bana.
Bu bölümden mezun olanlar yurttaşlarımızın göçünü ülkemizdeki ve yurtdışındaki imkânlar açısından değerlendirdiğinizde ne söylemek istersiniz?
Bu konuda en pratik ve önemli meselelerden biri iş olanakları gibi görünüyor. Buffalo’daki öğrencilerimiz, nispeten bu küçük şehirde bile, yüksek lisans veya doktora eğitimlerinin ardından pek çok iş imkânına sahip olabiliyorlar. Çoğu, daha mezun olmadan iş buluyor. Türkiye’de ise bu durumun aynı seviyede olmadığını ve bunun büyük bir fark yarattığını düşünüyorum.
İkinci olarak, Türkiye’deki akademik yapı daha katı, bürokratik ve hiyerarşik. Bu durumun, genç akademisyenlerin daha yaratıcı ve özgür bir çalışma ortamı arayışına yönelmesine neden olduğunu düşünüyorum.
Son olarak, yaşam koşullarının iyileştirilmesi de yurt dışına yönelmede önemli bir rol oynuyor olabilir.
Bu söylediklerimin dışında, bu konuda daha sistemli bir araştırma yapılmasının elzem olduğunu belirtmek isterim.
Türkiye’nin yetişmiş insan kaynaklarının ülkede kalması ya da tekrar ülkeye dönmesi için ne yapmak gerekir?
Açıkçası, buradaki pek çok Amerikalı öğrenci, başka bir ülkeye gitmeyi bırakın, kendi şehirlerinden uzaklaşmayı bile düşünmüyorlar. Gurbete göç etmek zor bir iş. O yüzden, aslında küçük iyileştirmelerle birçok öğrencinin Türkiye’de kalabileceğini düşünüyorum. Kendi perspektifimden bakarsam; daha fazla akademik olanak (daha büyük araştırma fonları), bürokrasinin hızlanması (örneğin laboratuvar malzemelerinin gümrükten hızlıca geçmesi), yaşanabilir ücretler (özellikle asistanlar için) ve aynı konuda çalışan insanların meraklarını özgürce takip edebilecekleri, üst makamlardan görece bağımsız oldukları bir akademik ortam, tercih sebeplerim arasında yer alır.
Yine de bu konuda uzmanlar tarafından daha sistematik araştırmalar yapılması gerektiğine inanıyorum.
“Evrim müfredattayken bile eksik öğretiliyordu”
Ömer İltaş, Prag’taki Charles Üniversitesi Botanik Bölümü Bitki Üreme Evrimi Laboratuvarında doktora öğrencisi. İltaş’ın görüşleri şöyle:
Türkiye’de ortaöğretimde evrime yer verilmemesinin bu duruma etkisi nedir?
Aslında bu durum, göründüğünden çok daha karmaşık. Evrim dersleri 2017 yılında müfredattan kaldırıldı; ancak ben 2012 yılında liseden mezun oldum. Bu açıdan bakıldığında, evrim derslerini almış biri olarak, iyi bir bilgi birikimine sahip olmam gerekiyordu. Fakat geriye dönüp baktığımda, evrim dersini yalnızca bir derste ve üstün körü bir şekilde sınırlı bilgilerle bitirdiğimi hatırlıyorum. Eğitim hayatımın ilerleyen dönemlerinde (lisans ve yüksek lisans), yeterli düzeyde evrim dersi almamış olmanın eksikliği daha da belirginleşti. Herhangi bir biyoloji kavramının veya bilgisinin bütünsel bağlantısını kurmakta zorlandığımı çok iyi hatırlıyorum. Öğretilen konuları yüzeysel olarak anlıyor, ancak nedensellik ve mekanik bağlantılara dair sorulara zihnimde yanıt bulamıyordum. Yüksek lisans dönemimde akademik yetkinliğimin gelişmesiyle birlikte, bilgileri yorumlamadaki eksikliğimin, biyolojinin omurgası olan evrim temelli bilgilerdeki yetersizlikten kaynaklandığını fark etmem uzun sürmedi.
Üzücü bir şekilde, evrim konusu Türkiye’de talihsiz bir geçmişe sahip ve yer verildiği yıllarda dahi karşıt yaklaşımlar nedeniyle her zaman eksik ele alınmıştır. Bu durumun etkisini birebir kendi üzerimde hissetmemin ardından, doktora eğitimimi bu alana yönlendirmeye ve biyolojiye dair kavramlar arasındaki bağlantı eksikliklerimi, öğrendiğim moleküler biyoloji ve genetik bilgisiyle pekiştirerek tamamlamaya karar verdim.
MBG Bölümleri altyapısız olarak kuruldu
Bu bölümden mezun olanlar yurttaşlarımızın göçünü ülkemizdeki ve yurtdışındaki imkânlar açısından değerlendirdiğinizde ne söylemek istersiniz?
Bu bölümde okuyan bircok arkadaşım ve ben dahil hepimiz, belli başlı nedenlerden dolayı yurtdışına göç etme kararı aldık. Bunları sıralamam gerekirse:
- Türkiye, Moleküler Biyoloji ve Genetik (MBG) alanına altyapısız ve hızlı bir başlangıç yaptı. Yaklaşık 15 yıl öncesine döndüğümüzde, neredeyse her üniversitede hızla MBG bölümleri açılmaya başlanmıştı. Bu hızlı yayılma, ileride doğabilecek problemlerin sinyallerini veriyordu. Yeni bir alanda bu denli hızlı bir adım atıyorsanız, sonrası için aynı oranda bir o kadar hazırlıklı olmanız gerekmektedir. Ancak, Türkiye’deki MBG bölümleri için durum maalesef tam tersi şekilde ilerledi. Yeni mezunlar, bu hazırlıksız süreçte çözümü hazır olan yerlere göç etmeyi tercih edince, maalesef böyle bir TÜİK tablosu ortaya çıktı.
- Yurtdışındaki araştırma gruplarının prestiji, çalışma konularındaki çeşitlilik ve deneyimli altyapıları, ayrıca uygulanan MBG tekniklerinin güncelliği, yeni mezunların gözünü bu fırsatlara dikti.
- Türkiye’de son yıllarda bilimin hızlı bir şekilde gerilemesi, üniversitelerin ve akademisyenlerin orantılı bir şekilde memur zihniyetine evrilmesi, bilimsel üretkenlik anlamında yaşanan devasa çöküş (sözlerim MBG bölümü için geçerli olup, %80’lik genel bir kesimi kast etmektedir; %20’lik kısımda çok güzel işler yapan hocalarımız da mevcut) birçoğumuz icin ülkemizde varolmayan güncel MBG araştırmalarına erişebilmek için bizleri göç etmeye itti.
- Kadro veya bursu olmayan doktora ve yüksek lisans öğrencilerine yönelik akademik teşviklerin (maddi ve manevi) oldukça düşük olması başka bir neden olarak sıralanabilir. Bizim dönemimizde (2016-2019) belirgin olan bu yetersizlikler, ne yazık ki son yıllarda daha da artarak inanılmaz boyutlara ulaştı.
- Son olarak, MBG alanında başarılı işler çıkaran hocalara ve gruplara doğrudan erişim ile uluslararası toplantılara, konferanslara ve eğitimlere kolay erişim imkanı ayrı bir neden olabilir. Son yıllarda, ülkemizdeki ekonomik kriz ve akademik teşviklerin yetersizliği ile birlikte Türkiye’den araştırma yapan arkadaşlarımızı, katıldığımız uluslararası organizasyonlarda göremez hale geldik.
Gerekli araştırma ve geliştirme olanakları sunulmalı
Türkiye’nin yetişmiş insan kaynaklarının ülkede kalması ya da tekrar ülkeye dönmesi için ne yapmak gerekir?
Maddeler halinde sıralamam gerekirse:
- Araştırma ve geliştirme imkânlarının sağlanması: Öncelikli ve en önemli adım, gerekli araştırma ve geliştirme olanaklarının sunulmasıdır. Genç akademisyenler, akademik serüvenleri boyunca kazandıkları bilgi ve deneyimi özgürce pekiştirmek ve yeni alanlarda çalışmak için oldukça heveslidirler. Bu nedenle, bu imkânları gerçekleştirebilecekleri koşulların sağlanması son derece önemli ve teşvik edici olabilir.
- Bilimsel özgürlük ve uygun çalışma ortamı: Bilimi özgürce yapabilecek bir atmosferin sağlanması şarttır. Bu, araştırmacıların fikirlerini rahatça geliştirebileceği, çalışmalarını sürdürebileceği ve paylaşabileceği bir ortam yaratılmasını içerir. Örneğin, evrim üzerine çalışmalar yapmış bilim insanlarının tereddütsüz bir şekilde çalışmalarına Türkiye’de özgürce devam edebilmesi ve ulusal fonlar tarafından adil bir şekilde desteklenmesi sağlanmalıdır.
- Liyakatli atamaların güvence altına alınması: Ülkemizin en büyük sorunlarından biri, liyakatten yoksun atamalardır. Bilim camiasında asla kabul görmeyecek bu davranış, maalesef ki tam da bilimin yapıldığı kurumlarda (üniversitelerde) en derin atamalara kadar işlemiş olup tüm kadroları ve birimleri çürütmektedir. Hâlâ günümüzde, kişiye özel açılan kadro ilanlarını gördükçe, bu durumun değişmeyeceğine dair inancım pekişiyor. Liyakat esasına dayalı atamaların güvence altına alınması, hem bilimsel kaliteyi artıracak hem de akademide adaletin sağlanmasına ve rekabetin artmasına katkıda bulunacaktır.
- Maddi güvence ve proje destekleri: Yurtdışında deneyim kazanmış genç akademisyenler ulkeye cekmek için maddi güvence sağlayacak teşvikler ve projeler geliştirilmelidir. Bu tür destekler, hem akademisyenlerin ülkeye geri dönme isteğini artıracak hem de Türkiye’de bilimsel gelişim ve inovasyonun önünü açmak açısından kritik bir adım olacaktır.
“Bilime değer verilmiyor”
Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümünden isimlerini vermek istemeyen bir yüksek lisans mezunu ve yüksek lisans öğrencisine aşağıdaki soruları yönelttik. Yanıtları şöyle:
Yüksek Lisans Mezunu
Türkiye’de bilime verilen değer gitme isteğinizi ne ölçüde etkiliyor?
Öncelikle Türkiye’de bilime yeteri kadar değer verilmediğini düşünüyorum. Ülkemizde her geçen yıl daha da gerileyen ve bilimden oldukça uzaklaşan bir eğitim sistemiyle karşı karşıya olduğumuz için, ne kadar çalışıp çabalasak da yeterli gelmemeye başlıyor. Bu noktada her ne kadar ülkem için faydalı bir bilim insanı olmak için yola çıksam da, önümüzdeki engellerden dolayı yurt dışına gitmek daha mantıklı bir seçenekmiş gibi geliyor.
Bu bölümden mezun olan yurttaşlarımızın göçünü ülkemizdeki ve yurtdışındaki imkânlar açısından değerlendirdiğinizde ne söylemek istersiniz?
Ülkemizde özellikle son yıllarda TÜBİTAK gibi kurumlarca temel bilim öğrencilerine teşvik amaçlı destek sağlansa da, toplumsal olarak bilime verilen değer yargısı yüzünden bunun yeterli olmadığı kanaatindeyim. Günümüzde biyoloji alanında en basit bir deney planı kurmak için bile yüklü miktarlarda finansal desteğe ihtiyaç duyulmakla beraber, projeler maddi yetersizliklerden dolayı aylarca hatta yıllarca tamamlanamıyor. Verilen onca emeğe ve zamana rağmen toplum ve devlet tarafından da maddi ya da manevi destek göremememiz de göçlerin arkasında yatan güçlü nedenlerden olabilir. Özellikle gelişmiş ülkelerdeki imkanlar ülkemize kıyasla çok daha iyi olduğu için göçlerin artması da şaşırtıcı bir durum değildir.
Türkiye’de yetişmiş insan kaynaklarının ülkede kalması için kısa vadede önerebileceğim bir çözüm önerisi olmamakla beraber uzun vadede eğitim sisteminin tamamen değişmesi gerektiğine inanıyorum. Toplum yapısı değişir ve insanlar bilinçlenirse bilime verilen değerin de kendiliğinden oluşacağı görüşündeyim. Çocukluktan beri almış olduğumuz ezberci eğitim sorgulamaya fırsat tanımadığı için çoğu genç beyni körelterek yaratıcılıktan uzak fabrikadan çıkma seri üretim ürünlerine çeviriyor. Dolayısıyla böyle bir alt yapı ilerlemeye olanak tanımıyor ve bizleri ülkeden ayrılmaya mecbur bırakıyor. Bu sebeple toplum kökten değişmediği müddetçe beyin göçünün önüne geçilemez gibi duruyor.
“Yapısal değişikliklere gidilmeli”
Yüksek Lisans Öğrencisi
Türkiye’de bilime verilen değer gitme isteğinizi ne ölçüde etkiliyor?
Türkiye’de bilime verilen değerin, akademik ve bilimsel kariyer hedefleyen bölüm mezunlarının yurtdışına gitme kararında önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. Bilim ve araştırma alanlarına yapılan yetersiz yatırımlar, destekleyici olmayan politika ve altyapı eksikliği ya da bu konularda var olan engeller Biyoloji bölümü mezunlarını dışarıya göçe teşvik ediyor aslında bence. Ayrıca, akademik özgürlük, yetersiz proje bütçeleri ve bilimsel çalışmalara toplumun ilgisizliği de kararın verilmesinde önemli bir rol oynuyor olabilir diye düşünüyorum. “Biyoloji mezunuyum” cevabını aldığında pek çok kişi ne iş yaptığımızı anlamıyor maalesef.
Bu bölümden mezun olan yurttaşlarımızın göçünü ülkemizdeki ve yurtdışındaki imkânlar açısından değerlendirdiğinizde ne söylemek istersiniz?
Yurtdışındaki ülkelerde bilimsel çalışmalar için daha geniş araştırma bütçeleri, yüksek teknoloji altyapıları, daha fazla akademik özgürlük ve uluslararası işbirliği olanakları gibi imkanlar olduğu için yaptığımız mesleğin orada daha değerli olduğunu hissediyorum. Buna ek olarak Türkiye’de akademik pozisyonlara ulaşmak daha zor ve liyakat gözetilmiyor, fon kaynakları sınırlı ve bilimsel araştırmaların değerinin de yeterince bilinmediğini düşünüyorum. Bu durum da doğal olarak mesleği ülkemizde değersiz kılıyor. Bu nedenle, yeni mezunların ve kalifiye bilim insanlarının kariyerlerini yurtdışında daha iyi koşullarlarda sürdürmeyi istemelerinin normal olduğunu düşünüyorum.
Türkiye’nin yetişmiş insan kaynaklarının ülkede kalması ya da tekrar ülkeye dönmesi için ne yapmak gerekir?
Kaynakların ülkede kalması için öncelikle bilimsel alanda ciddi yapısal değişikliklere gidilmesi gerektiğini düşünüyorum. Örneğin yüksek nitelikli araştırmacıların çalışmalarını sürdürebilecekleri bir ortam yaratmak, teknoloji altyapılarını iyileştirmek, projelere fon sağlamak ve uluslararası işbirliği olanaklarını artırmak bu konuda atılacak önemli adımlardan birkaçı olabilir. Ayrıca, bu alanda istihdam sağlamak da önemlidir. Bunların yanı sıra, bilimsel çalışmaların toplumsal ve ekonomik katkısının daha iyi anlaşılması ve bu çalışmaların yaygın olarak desteklenmesi yaptığımız işe anlam katacağından bu işi yapan insanların ülkede kalmasını teşvik edebilir. Yurtdışında çalışan bilim insanlarının ülkeye geri dönmeleri için ise akademik pozisyonlarda şeffaflık ve liyakat ön planda tutulabilir.

