Halk sağlığı uzmanı Doç. Dr. İlker Belek, kızamık salgını iddialarının hangi temele dayandığını, aşı karşıtlığının rolünü ve çözümün ne olması gerektiğini anlattı.
Röportaj: Emrah Maraşo
Kızamık vakalarının artışı iddiası hangi verilere dayanıyor? Artışın salgına dönüşme eşiğinin ölçütü nedir?
Türkiye’de ilgili hekimlerinin gözlemleri, hastanelere kızamıklı hastaların yatmaya başlaması ve sonra ölümler vaka artışına dair ilk bulgu oldu. Sağlık Bakanlığı kamuoyuna yönelik herhangi bir bilgilendirme yapmadığı, herhangi bir istatistik yayımlamadığı için, bu kaynaktan bilgi alamıyoruz.
Ama bir de Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi’nin yayımladığı düzenli bir rapor var: WHO Epidata. Alt başlığı şu: Seçilmiş aşıyla önlenebilir hastalıklar için aylık epidemiyolojik veri. Sonuncusu 4 Mayıs 2023’de yayımlandı.[1]
Anlaşılan başlangıçta bölgesel olan artış eğilimi, son bir iki aydır tüm ülkeye sirayet etme potansiyeli kazanmakta.
Buna göre; Nisan 2022-Mart 2023 döneminde toplam kızamık vaka sayımız 457 iken, bunun 343’ü Ocak ve Şubat 2023’e ait. Bu sayılarla 2023’ün ilk 2 ayı için Türkiye Avrupa bölgesinde Rusya’dan sonra en fazla kızamık vakası görülen ülke oldu. Muhtemelen vaka sayısı Şubat ayı sonrasındaki dönemde daha dramatik bir şekilde arttı. Bunu izleyen raporlarda kesin olarak görebileceğiz. Tabi bir de, sağlık alt yapısının yetersizliği nedeniyle deprem bölgesinde tanı konulamayan kızamık vakaları gerçeğini dikkate almamız gerekir.
Bir bulaşıcı hastalığın salgına dönüştüğüne dair işaret, hastalığın olağan seyrinin ötesinde bir artış göstermesidir. 2022 yılı içinde aylık 10 civarında seyreden kızamık vaka sayısının 2023 ilk iki ayında 150-200’e yükselmesi kesin olarak salgın düşündürür. Bu konuda önemli bir nokta da bu artışın bölgesel ölçekte mi yoksa ülke genelinde mi olduğudur. Anlaşılan başlangıçta bölgesel olan artış eğilimi, son bir iki aydır tüm ülkeye sirayet etme potansiyeli kazanmakta.
Kızamık vakaları sadece Türkiye’de mi artıyor?
Hayır. Yüksek gelirli ülkelerden bile (ABD, Kanada gibi) kızamık vaka sayısının artığına dair bilgiler geliyor. Ancak sorun esas olarak düşük-orta gelirli ülkelerde öne çıkıyor. Nitekim Kasım 2022-Nisan 2023 döneminde kızamık vaka sayısı en fazla olan ülkeler sırasıyla: Hindistan, Yemen, Pakistan, Endonezya, Somali, Kamerun, Etiopya, Kongo, Afganistan ve Gabon.[2]
Bu artışta aşı kararsızlığı ve aşı karşıtlığının rolü belirleyici düzeyde mi?
İzleyebildiğim kadarıyla artıştan sorumlu iki faktör var: Sağlık sistemlerinin yetersizliği ve aşı kararsızlığı-karşıtlığı. Covid salgını kimi ülkelerdeki sağlık sistemlerinin yetersizliği sorununu daha belirgin hale getirdi, salgını kontrol etmek amacıyla uygulanan kapanmalar aşılama oranlarının düşüşüne yol açtı. DSÖ’nün bildirdiğine göre %95 olması gereken aşılama oranı 2021’de %81’e indi (2008’den beri en düşük oran).[3] Aslında sağlık çalışanlarının ev ev gezmesi yoluyla çocukluk dönemi aşılamalarında herhangi bir aksaklığa izin vermemek mümkündü.

Kızamık aşılama oranları üzerindeki etkisine dair elimizde net bir veri olmasa da, aşı karşıtlığının da kızamık vakalarındaki artışta belirleyici faktörlerden birisi olduğunu düşünmemiz gerekir. Aşı karşıtları değişik sosyal medya ortamlarında her tür aşıya karşı ciddi çalışmalar yürütür oldular.
Ancak aşı karşıtlığını da sağlık sistemlerindeki yetersizlik kapsamında değerlendirmeliyiz. Zira, sağlık otoriteleri bu sorunla mücadele konusunda neredeyse hiçbir çaba göstermiyor. Oysa bu gruplara yönelik düzenli bilgilendirmelerin yapılmasının yanı sıra, tüm aşıların zorunlu tutulması yönünde hukuki bir düzenleme de uygulamaya sokulabilir. Bugün gördüğümüz ise aşı yaptırmanın “bireysel özgürlük alanı”, “tercih” olarak tanımlanmış olması.
Kızamık vakalarının artışında kamucu sağlık anlayışının tahrip edilmesinin bir rolü var mı? Hangi önlemler alınmalı?
Yukarıda da değindiğim gibi, kesinlikle. Kızamık iki nedenle yok edilebilir bir hastalık: 1- %95 kadar koruyucu bir aşısı var. 2- Kızamık virüsünün rezervuarı insan, yani hastalık ancak insandan insana bulaşabilir, bu da hastalığın kontrolünü, yok edilmesini tamamen olanaklı kılar. İşte bu iki nedenle zaten DSÖ kızamık için, kıta kıta yayılmak üzere, tüm dünyada eradikasyon hedefi belirleyerek somut stratejileri hayata geçirmeye başladı. Bu kapsamda hastalığın 2000’de Amerika kıtasında, 2007’de Avrupa’da, 2010’da Doğu Akdeniz bölgesinde elimine edilmesi hedefini belirledi. Aynı program Türkiye’de 2002’de başlatıldı. Eliminasyon-eradikasyon programının esas unsuru tüm 0-5 yaş çocukların aşılanmasıdır. Kızamık aşısı Türkiye’de artık kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısı şeklinde uygulanıyor. Hedef 12. ay sonuyla 48. ayda tüm çocukların iki kez aşılanmasıdır.[4] İki dozla aşılama oranı %95 olmalıdır. Bu sağlandığında kızamık eliminasyonu hedefine de ulaşılabilecektir.
Aşı karşıtlığını sağlık sistemlerindeki yetersizlik kapsamında değerlendirmeliyiz. Zira, sağlık otoriteleri bu sorunla mücadele konusunda neredeyse hiçbir çaba göstermiyor.
Ancak kızamık açısından son derece kritik olan aşılama hedefine ulaşabilmek için sağlık sisteminin koruyucu sağlık hizmetlerini önceleyen, kamucu bir mantıkla organize edilmesi gerekir. Türkiye’de ise öteden beri tedavi edici sağlık hizmetleri hep ön plandadır. Üstelik koruyucu sağlık hizmetlerinin esas sorumlusu olması gereken birinci basamak sağlık sistemi de (aile hekimliği) bu işe uygun bir yapıda örgütlenmemiştir.
Bir de aşı karşıtlığının genel gericilikten, bilim karşıtlığından beslenen bir sorun olduğunu, dolayısıyla aydınlanmanın-laikliğin kızamığın eliminasyonu bakımından kritik önem taşıdığını aklımızda tutmalıyız.
[1] https://cdn.who.int/media/docs/librariesprovider2/euro-health-topics/vaccines-and-immunization/2023-04-epi_data_en_april-2023.pdf?sfvrsn=29790e5b_2&download=true
[2] https://www.cdc.gov/globalhealth/measles/data/global-measles-outbreaks.html
[3] https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/measles
[4] https://asi.saglik.gov.tr/images/yayinlar/A5_Cep_Asi_Takvimi.pdf

