Yapay zekâ, büyük veri, cep telefonu takibi ve bulut bilişim… İsrail’in Gazze’de kullandığı askerî sistemler, bilim ve teknolojinin gözetimden hedef belirlemeye ve bombardımana uzanan bir mekanizmanın parçasına nasıl dönüştürüldüğünü gösteriyor. Araştırmalar ve İsrailli askerî kaynakların tanıklıkları, teknolojinin saldırı süreçlerinin hızını ve ölçeğini büyüttüğünü ortaya koyuyor.
İnsanlar veriye, veriler hedefe dönüşüyor
Human Rights Watch’a (HRW) göre İsrail ordusu, Gazze’de hedeflerin belirlenmesinde yapay zekâ, kitlesel gözetim ve başka dijital araçlardan yararlanıyor. Bu sistemlerin hammaddesini Filistinliler hakkında toplanan büyük miktarda veri oluşturuyor.
En tartışmalı sistemlerden Lavender, makine öğrenmesi kullanarak insanların Filistinli direniş gruplarıyla bağlantılı olma ihtimaline ilişkin puanlar üretiyor. Belirlenen eşiğin üzerindeki kişiler potansiyel hedef olarak değerlendiriliyor. Algoritmik sınıflandırmalar, Filistinlileri imha edilmesi gereken varlıklar haline getiriyor.
Habsora: Bombardıman için “hedef fabrikası”
İsrail ordusunun kullandığı The Gospel (Habsora) ise Gazze’de bombardıman yapılabilecek yerlerin belirlenmesini hızlandırıyor. Sistem, gözetim ve istihbarattan gelen büyük miktardaki veriyi algoritmalarla analiz ederek saldırılabilecek bina ve yapıları potansiyel hedef olarak işaretliyor.
Associated Press’in araştırmasına göre İsrail ordusunun yapay zekâ kullanımı 7 Ekim 2023 sonrasında büyük ölçüde arttı. Böylece teknoloji yalnızca hedeflerin bulunmasını değil, çok daha kısa sürede çok daha fazla hedef üretilmesini mümkün kılıyor.
Basında “Where’s Daddy?” adıyla bilinen başka bir sistem ise hedef olarak belirlenen insanların konumlarını izliyor. HRW’ye göre cep telefonu verilerinden yararlanan sistem, hedef kişinin belirli bir yere girdiğini operatöre bildiriyor. Araştırmalar bunun kişinin ailesinin yaşadığı ev olabildiğini gösteriyor.
Böylece teknolojik zincir şu biçimi alıyor: Kişi hedef olarak belirleniyor, telefonu izleniyor, eve geldiği saptanıyor ve saldırı için bilgi üretiliyor.
NAZA: Ölecek siviller de hesaplanıyor
Yuval Abraham ve Rachel Szor’un yönettiği NAZA belgeseli, bu mekanizmanın içine ilişkin çarpıcı tanıklıkları bir araya getiriyor.
Belgesel 24 İsrailli asker ve istihbarat görevlisinin anonim ifadelerine dayanıyor. “NAZA”, İsrail istihbaratında bir hava saldırısında ölmesi beklenen sivillerin sayısını ifade etmek için kullanılan askerî bir kısaltma.
Tanıklar yapay zekâ destekli hedefleme sistemlerini, telefonlardan elde edilen verileri ve saldırılarda beklenen sivil ölümlerinin nasıl hesaplandığını anlatıyor. Filmdeki bir kaynak, tek bir Hamas mensubunun öldürülmesi için 500’e kadar sivil ölümüne izin verildiği bir örnek bulunduğunu söylüyor. Belgeselin anlattığı gözetim ve algoritmik hedefleme altyapısının önemli unsurları HRW, AP ve başka bağımsız araştırmalar tarafından da belgelenmiş durumda.
Telefonlardan buluta uzanan ölüm altyapısı
Bu mekanizma İsrail ordusunun kendi teknolojileriyle sınırlı değil. AP’nin 2025 araştırması, İsrail ordusunun Amerikan teknoloji şirketlerinin ticari yapay zekâ ve bulut sistemlerinden giderek daha fazla yararlandığını ortaya koydu. Microsoft da İsrail ordusuna Azure bulut hizmetleri ve yapay zekâ teknolojileri sağladığını doğruladı.
Ortaya çıkan tablo, modern savaşın teknolojik dönüşümünü gösteriyor: Makine öğrenmesi insanları sınıflandırıyor, veri bilimi istihbaratı işliyor, telekomünikasyon teknolojileri insanları izliyor, bulut sistemleri ise bütün bunların devasa ölçekte yapılmasını sağlıyor.
Gazze’de bilim ve teknoloji böylece insanların verilere, verilerin hedeflere, yurtlarını savunan direnişçilerin ise önceden hesaplanan ölüm sayılarına dönüştürüldüğü teknolojik bir katliam mekanizmasının parçaları hâline geliyor.
Ancak bütün bunlara rağmen Filistinliler, ülkelerini ve onurlarını savunmak için geri adım atmıyor.

