Avrupa Birliği, atık sorununu başka ülkelere taşımamayı amaçlayan yeni yönetmeliğine rağmen yüz binlerce ton plastik atığı Türkiye’ye göndermeyi sürdürüyor.
Avrupa’nın plastik atığının başlıca adresi Türkiye
POLITICO’nun haberine göre Avrupa Komisyonu, Türkiye’nin plastik atıkları işleme biçiminde çevresel zararlarla bağlantılı ciddi sorunlar bulunduğunu kabul ediyor. Buna rağmen Avrupa’dan Türkiye’ye plastik atık akışı sürüyor.
Komisyonun verilerine göre AB, 2025 yılında Türkiye’ye yaklaşık 510 bin ton plastik atık gönderdi. Türkiye böylece AB’nin OECD ülkelerine yaptığı plastik atık ihracatının yaklaşık yüzde 70’ini tek başına aldı ve Avrupa plastik atıklarının başlıca dış adresi haline geldi.
Ortaya çıkan tablo, AB’nin kendi çevre politikasındaki çelişkiyi de görünür kılıyor. 2024’te kabul edilen yeni Atık Sevkiyatı Yönetmeliği’nin temel amaçlarından biri, AB’nin kendi atık sorununu üçüncü ülkelere ihraç etmesini engellemek. Yönetmelik, özellikle plastik atıkların çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek biçimde işlendiğinin güvence altına alınmasını istiyor. OECD ülkelerine yapılan ihracatlarda ciddi çevresel zarar saptanması halinde Komisyonun ihracatı durdurma yetkisi bulunuyor.
Ancak AB’nin en büyük müşterisi durumundaki Türkiye’ye sevkiyat devam ediyor.
Komisyon kendi raporunda sorunları kabul etti
Üstelik uyarılar yalnızca çevre örgütlerinden gelmiyor. Avrupa Komisyonunun Türkiye hakkındaki son değerlendirmesinde, ithal plastik atıkların nasıl işlendiğine ilişkin veri ve şeffaflık eksikliği, mevzuatın çevresel zararı önleyecek biçimde uygulanıp uygulanmadığı konusundaki belirsizlikler ve atık yönetimindeki yönetişim sorunları sıralanıyor.
Avrupa Komisyonu, Türkiye’de plastik atık yönetimine ilişkin bazı eksiklik ve belirsizliklerin sürdüğünü belirtirken, Türkiye’nin son yıllarda mevzuat, denetim ve yaptırımlar konusunda iyileştirmeler yaptığını da kaydediyor. Komisyon bu nedenle mevcut aşamada Türkiye’ye plastik atık ihracatını durdurmak için yeterli gerekçe görmüyor.
Avrupa temizlenirken bedeli kim ödüyor?
Ortaya çıkan tablo çarpıcı: AB bir yandan yeni yönetmeliğinin amacını “atık sorunlarını üçüncü ülkelere ihraç etmemek” olarak açıklıyor, diğer yandan kendi Komisyonunun çevresel sorunlar tespit ettiği Türkiye’ye yüz binlerce ton plastik atık göndermeye devam ediyor.
Dolayısıyla tartışma yalnızca Türkiye’nin Avrupa’dan ne kadar çöp aldığı değil. Asıl soru, Avrupa’nın kendi çevresel maliyetlerinin ne kadarını sınırlarının dışına taşıdığı ve Türkiye’nin neden bu sistemin en önemli duraklarından birine dönüştüğü. Kansu Yıldırım ise Evrensel’deki yazısında meselenin ekonomi-politik boyutuna dikkat çekiyor. Yıldırım’a göre Avrupa, atıklarını Türkiye gibi ülkelere yönlendirerek çevresel yüklerini ve geri dönüşüm maliyetlerini azaltırken, Türkiye’de bu atıklar ucuz ikincil ham madde olarak yeniden üretim sürecine giriyor. Böylece küresel atık ticareti, çevre ve sağlık risklerini büyük ölçüde ithalatçı ülkelere bırakan, aynı zamanda yerli şirketler için yeni bir sermaye birikim alanına dönüşüyor.

