Bolu Kartalkaya’da otel yangınında ne yazık ki pek çok kişi hayatını yitirdi. Bu Türkiye’de ihmaller sonucu gerçekleşen toplu ölümlerden sadece biri ve muhtemelen sonuncusu da olmayacak. Toplum olarak ölümleri kanıksadığımız, felaketleri normalleştirdiğimiz, travmatik olaylara alıştığımız bir dönemdeyiz belki. Buna en somut örnek yangın esnasında civardaki insanların kayak yapmaya devam etmesiydi. Toplum olarak akıl sağlığımızı mı yitiriyoruz, neden böyle bir toplum haline geldik? Prof. Dr. İbrahim Kaya yanıtladı…
Prof. Dr. İbrahim Kaya
Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü
Son derece yerinde bir gözlemde bulunduğunuzu söyleyerek başlamalıyım. Bolu’da yaşanan otel yangını devam ederken otelin yakınında bazı insanların kayak yapmaya devam ettiklerini hayretler içinde izledik. Genel anlamda da toplumun tepkisizliği dikkat çekiyor. Bu durumun nasıl mümkün hale geldiğini sormamız gerekiyor. Bu durum bir sürecin verdiği sonuç olarak görülmeli. Yani sorun 1980 darbesinden itibaren yaşanan liberalleşme sürecinin toplumun temellerine dair yarattığı sorunlarla doğrudan ilişkili görünüyor. Bu sorunlardan ilki Türkiye’nin klasik anlamda modernleşme deneyiminde yaşanan kesintidir.
Türkiye klasik modernleşme sürecini tamamlayamadan dünyanın yeni bir dönemine yakalanmış oldu. Aydınlanmaya dayalı kültürel modernleşme süreci kesintiye uğradığı gibi demokrasiye dayalı siyasal modernleşme süreci de zarar gördü.
Yani Türkiye klasik modernleşme sürecini tamamlayamadan dünyanın yeni bir dönemine yakalanmış oldu. Aydınlanmaya dayalı kültürel modernleşme süreci kesintiye uğradığı gibi demokrasiye dayalı siyasal modernleşme süreci de zarar gördü. Türkiye sanayileşmeyi hedefleyen ekonomik modernleşmenin hedeflerinden zaten erken sayılabilecek tarihte kopuş yaşamıştı. Türkiye neticede bir yönüyle ileri modern ama diğer bir yönüyle muazzam feodal ülke görüntüsü vermektedir. Örneğin kentleşme oranının çok yüksek olmasına rağmen kentlerinde feodal oluşumların hüküm sürmesi bu meseleyi açıkça gösteriyor.

Bu sürecin getirdiği ana sonuçlardan birisi insanlarımızın kolayca – pisi pisine – ölmeleridir. Son yıllarda yaşadığımız sel felaketleri, toprak kaymaları, çığ düşmeleri, yangınlar ve depremler çok sayıda insanın ölümüne neden oldu. Bu ölümlerin pek çoğu kolayca gerçekleşen yani pekâlâ önlenebilir olan ölümlerdi. Bu nedenle pisipisine ölmek artık sıradanlaştı ve her an gerçekleşebilir bulunmaya başlandı. Klasik modernleşme sürecini tamamlayamamış toplumumuzda bilirkişilik, uzmanlık gibi ileri modern toplumların temellerini oluşturan kurumsallıklar zayıftır. Hatta sözü edilen kurumsallığın gerileyişine tanıklık ettiğimizi söyleyebiliriz.
Klasik modernleşme sürecini tamamlayamamış toplumumuzda bilirkişilik, uzmanlık gibi ileri modern toplumların temellerini oluşturan kurumsallıklar zayıftır. Hatta sözü edilen kurumsallığın gerileyişine tanıklık ettiğimizi söyleyebiliriz.
Bu nedenle çok sayıda insanımızın çok kolayca öldüğü bir süreç yaşıyoruz ve bu süreç ikinci olarak toplumsal ortaklıklarımızı bozuyor. Ölümler kolayca kanıksanıyor, ölümlerle ilgili kamuoyu tepkisi oluşmuyor. Dolayısıyla ülke kolayca insan kaybedilen bir döneminde ve bu döneme dair toplumun tepkisizliği dikkat çekmektedir. Belirli temeller, ortaklıklar olmadan bir toplumdan bahsetmek olanaklı değildir ve bu temeller ve ortaklıklar arasında birlikte yaşama idealinin, kamusallığın rolü oldukça önemlidir. Bu önemli rolün karşılanmadığı bir durumda artık toplum halinde birlikte yaşayıp yaşamadığımız sorusunu sorma zamanı da gelmiştir.


