Döviz kurunun artışı geleceğimizi nasıl etkileyecek? Ekonomi programı ne anlama geliyor? İktidarın önündeki zorluklar ve çelişkiler neler? Ülkemizin önde gelen iktisatçılarından, GazeteBilim Yayın Kurulu Üyesi Prof. Dr. Aziz Konukman’la konuştuk.
Röportaj: Emrah Maraşo
Döviz kurlarındaki yükseliş hangi sınıfların lehine, hangi sınıfların aleyhine? Bu durum hayatımıza önümüzdeki günlerde, aylarda nasıl yansıyacak?
Hiçbir zaman şunu unutmayalım: Döviz kurlarındaki artışlar hep bizim aleyhimizedir. Başta emekçiler olmak üzere geniş halk yığınlarının aleyhinedir.
Döviz kuru artışı ve kriz
Zaten bunu bildiği için iktidarlar özellikle seçim zamanlarında (bunun istisnası yok-Erdoğan da aynı çizgideydi) hep kurun artışını engellemeye kalktılar yani böyle sabit bir düzeyde tutmaya çalıştılar. Çünkü halktaki kriz algısı budur yani halk kurdaki artışı krizin kendisi olarak değerlendirir, onun gözünde kriz budur. Adam işsizdir, enflasyon almış başını gidiyordur, onu nedense kriz olarak görmez de kurun patlamasını bir kriz olarak algılar. Peki emekçiyi, geniş halk yığınlarını bu neden ilgilendirir? Nedeni çok net: Bir kur geçişkenliği vardır, literatürde buna öyle deniyor yani enflasyona çok rahat bir şekilde taşınan bir geçişkenlik söz konusu.

TÜİK’in girdi-çıktı tablosu en son 2012’de hazırlandı
Biliyorsun bizim Türkiye ekonomisiyle ilgili girdi-çıktı tabloları hazırlanıyor TÜİK tarafından. Bu tabloların özelliği şu: Kaç sektör varsa (onu biraz azaltırlar, binlerce sektör var ama sektör sayısını azaltırlar) her bir sektörün birbirlerinden ne aldığını ne verdiğini gösterir. Bir de ithalat katsayılarıyla ithal girdilere bağımlılığı ortaya konulur analizlerde. Şu görülüyor ki Türkiye’nin her bir sektörünün üretimi ithal girdilere bağımlı. Çok yüksek olan sektörler var, düşük olanlar var.
Benim dilimde tüy bitti, TÜİK’e neredeyse her çıktığım canlı yayında farklı kanallarda, TÜİK başkanına hep çağrı yaptım.
Bugüne kadarki istatistiklerde bu ortalama %65 dolayında. %80 olan sektörler var petrokimya, kimya gibi sektörler, bunun altında olanlar var tekstil gibi ama şurası bir gerçek: Bu ithal girdilerinde herhangi bir artış olduğunda bu sektörden girdi alan sektörlerin çıktıları fiyatlanır. O çıktıları da girdi olarak kullanan başka sektörler vardır. Yani zincirleme etki, doğrudan ve dolaylı etkilerle sektörel fiyatlar artar. Peki bunun enflasyona katkısı ne olur dersen bu da yurtiçi üretici fiyatlarında bu sektörlerin payıyla ölçülür. Yani ağırlığı hangi sektörün yüksekse onun enflasyona katkısı daha yüksek olur, öyle sıralama yapılabilir. Şimdi acı olan şu: Bu analizin dayandığı input-output yani girdi-çıktı tablosunun son yılı 2012. Sevgili Emrah, yıl 2023! Aradan 11 sene geçmiş. Benim dilimde tüy bitti, TÜİK’e neredeyse her çıktığım canlı yayında farklı kanallarda, TÜİK başkanına hep çağrı yaptım. Şimdi Mehmet Şimşek önünü görebilmek istiyorsa, yeni bir kadroyla gelecek, ilk iş olarak TÜİK’e bu çalışmayı sonuçlandırması için talimat vermesi lazım. Çünkü TÜİK’in bu çalışması olmadan, bu geçişkenliğin olmasını bilmesi mümkün değil.

Kur ve enflasyon artışı
Ama şurası bir gerçek: Buradaki geçişkenlik çok yüksek, hatta ithal girdilere bağımlılık daha da yükselmiştir teknolojik gelişmelerden dolayı. Yani biz bunları yerli girdi olarak üretemiyoruz maalesef. İthal ikameci sanayileşmeyle yeni bir yol alabilmiş değiliz, daha doğrusu öyle bir hedefimiz yok. Bir ara 11. Kalkınma Planı’nda 20 adet dönüşüm programı açıklanırken bunlardan biri ithal girdilere bağımlılığı azaltmaktı ama laf olsun diye onu oraya yazdılar. Ben ona şöyle demiştim: O yirmi adet program sanki itiraf.com’da yer alan programlar gibi… Yani AKP 20 alanda ciddi sorunlar yarattı sonra aynı AKP bu sorunları yaratmamış gibi çözüm programlarını ilan etti 11. Kalkınma Planı’nda.
Hani şu laf doğru değil, gazeteciler onu çok sever: “İğneden ipliğe zam gelecek”. İğnenin ve ipliğin ithal girdi katsayıları aynı değil.
Nitekim onlar orada kaldı gitti, kâğıt üzerinde. Herhangi bir çaba da olmadı. Dolayısıyla bu çalışmanın yapılması lazım ki biz emekçi kesimin, enflasyon aracılığıyla, nasıl bir gelir kaybına uğrayacağını ciddi anlamda görebilelim fakat o çalışma ortada yok. Ama en azından eski katsayılardan da gitsek ciddi bir şekilde kurdaki 1 liralık artışın ki bu ona yakın bir artış oldu, enflasyonist etkileri çok açık bir şekilde görülecek. İleriki aylarda bu daha çok hissedilecek. Şimdi hemen somut hissedilen akaryakıt zamları. Biliyorsun o otomatiğe bağlanmıştı, onun bir formülasyonu var ama ileride akaryakıtı alan bir sektör eğer önemli bir girdiyse fiyatlarını artıracaktır. Hani şu laf doğru değil, gazeteciler onu çok sever: “İğneden ipliğe zam gelecek”. İğnenin ve ipliğin ithal girdi katsayıları aynı değil. Yani bazıları daha fazla zam yapacak, bazıları daha az yapacak. İthal girdilere bağımlılığın ötesinde aşırı zam yapanlar da fahiş fiyatta satanlar olarak ortaya çıkacak, o sektörleri ve firmaları belirlemek kolay. İlerisi için böyle bir çalışma yapılabilir. Yani emekçilerin kaybedeceği bir sürece girmiş bulunuyoruz çünkü önümüzdeki aylarda bunun etkilerini göreceğiz.

Mehmet Şimşek bakanlık devir-teslim töreninde şöyle konuştu ve bu da medyada çokça yer aldı: “Türkiye’nin rasyonel zemine dönmek dışında bir seçeneği kalmamıştır” dedi. Bu ne anlama geliyor hocam? Muhalefet de seçim sürecinde aynı kavramlarla olmasa da rasyonalite vurgusu yapmıştı, benzer şeyler söylemişti. Arada bir fark var mı, yoksa aynı mı? Çünkü muhalefetin sözcüleri de ‘işte bakın bizim dediğimiz noktaya geldiniz’ türünden eleştiriler yönelttiler iktidara.
Bence çok isabetli bir soru Emrah, herkesin merak ettiği bir konu bu. Bir kere o günü hatırlatalım, kameraların önündeki devir-teslim törenini. “Rasyonel politikalardan başka bir seçenek kalmadı” demek aslında iki aktöre çok ciddi bir eleştiri demek. Bir tanesi mevcut politika irrasyonel değil mi, öyle mantıksal sonuç çıkar buradan, mevcut politikalar irrasyonelmiş. Peki bunun mimarı kim? Memur olarak sorumlusu (memur ama sadece o kadar-memur sorumluluğu var) Maliye Bakanı, siyasi sorumlusu Tayyip Erdoğan. Çok ilginç yani kendisini atayan otoriteye çaktırmadan kameraların önünde ciddi eleştiri getirdi.
Türkiye Ekonomik Modeli çöktü
Bu çok ilginçti ve orada sessiz kaldı Maliye Bakanı Nebati. Tabi şöyle bir gelenek yok devir-teslim törenlerinde: ‘Bir dakika kardeşim, o dediklerine katılmıyorum’ diyemez. Yeni İçişleri Bakanı ne dedi: ‘İnsan haklarına hukuka duyarlı bir görev sürdüreceğiz.’ O da aslında çaktırmadan ona bir eleştiri, neyse yani buradan şuraya geliyoruz: Demek ki yeni ekonomik model çöktü. Yani Türkiye Ekonomik Modeli…
Biliyorsun OVP(Orta Vadeli Program) de önce gecikmeli oldu 2022 yılında ama 2023’te net bir şekilde programa girmişti zaten. 2022 programı da 2021 Eylül’ünde hazırlanmıştı zaten orada Eylül sonuna doğru bu program seslendiriliyordu, ayrıntıları belli olmuştu. Unutmadan söyleyeyim:12. Kalkınma Planı programa damgasını vuruyor, daha henüz taslak, Özel İhtisas Komisyonu çalışmaları sonuçlandı ama plan metni ve taslak daha bitmedi, orada da o model var. Tahminimce o da revize edilecek, başka bir şansları yok.

Kuru suni yöntemlerle sabit tutuyorlardı
Yani bir lafıyla Mehmet Şimşek sil baştan diyerek yeni politikalara kapı aralamış oldu. Unsurları da iyi kötü birazcık çıktı. Nedir o? ‘Kardeşim ben dengeleri kurmaya çalışacağım, yani bir kere bir durun.’ Çünkü ipin ucu kaçmıştı, kurun patlamasını da öyle yorumlayalım. Siz ne yaptınız? Kuru suni yöntemlerle, o modeliniz var ya o meşhur modelinize de aykırı kurun sabit tutulması çünkü onlar ihracatı artırmayı planlıyorlardı kur üzerinden ve böylece cari açığı en azından düşürmek, daha sonra da fazlaya geçmekti hedef. O politikayla da çelişiyor. Tuhaf zaten hani tutarsızdı o politika ama tutarlı bir tarafı vardı sevgili Emrah. Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla, suni yöntemlerle ne yapıp ne edip kuru belli bir düzeyde tutuyorlardı, hem de bir sürü yöntemlerle. Nedir? Onlardan biri Kur Korumalı Mevduat Hesabı’yla, arka kapıdan döviz satışları, körfez ülkelerinden depo döviz mevduatı getirtmek, Swap anlaşmaları yapmak, makro ihtiyati tedbirlerle ihracat dövizlerinin %40’ını bankalara vereceksin demeler, yabancılara değil ama Türkiye’deki sermaye gruplarına tamamıyla olmasa da kısmi bir takım kambiyo kısıtlamaları… Bütün bunlar kuru seçimler öncesinde sabit tutmaya yetti niye çünkü kriz algısı döviz patlamasıyla ilişkili olduğu için Erdoğan bunu başardı.
Zaten irrasyonel politikalar derken de bu kuru suni olarak tutan yöntemleri kastediyor. Orada şaşırtıcı bir durum yok.
Şimdi bir şey yapmasına gerek yok, seçim bitti emin olun sizin bir politika açıklamanıza gerek yok. Bu şeye benziyor: Düdüklü tencerenin kapağı açıldı bitti artık yani buradan ‘aaa kur niye patladı şaşırttı bizi, nerede duracak acaba?’ demeye gerek yok. Onu bilemeyiz çünkü adı üzerinde suni olarak döviz talebi aşağı çekildi. Suni olarak sizin döviz arzlarınız belli yani cari açık veren bir ülkesiniz zaten. Rezervleriniz eksi zaten, döviz döviz diye bas bas bağırıyorsunuz. Arz ayağında ithal girdilere bağımlı bir ekonominiz var. Ama döviz talebi kısmınız şaşırtıcı bir şekilde suni olarak aşağı çekilmiş. E ne olacak? Dengeyi ben bilemem. Piyasada denge bir yerde gelecek. Mehmet Şimşek de bunu biliyordur. Mehmet Şimşek de yeni kadrosunu oluşturuncaya kadar ya da politikalarını açıklayıncaya kadar böyle bir piyasada kurun bir yerlere doğru gideceğini biliyor yani bunu bilmemesi mümkün mü? O da suni olarak tutulduğunu bilmiyor mu? Zaten irrasyonel politikalar derken de bu kuru suni olarak tutan yöntemleri kastediyor. Orada şaşırtıcı bir durum yok.
Bağırtmadan kaz yolma sanatı
Bu kur nereye kadar gider. Kalıcı hale gelir mi yoksa daha da yukarılara çıkar mı? Şimdi herkesin merak ettiği soru bu. Burada farklı senaryolar ileri sürebiliriz Emrah. Nedir o? Mesela mali disiplin dedi, çok kritik bir kelime. Biz biliriz IMF programlarından. Mali disiplini duyduğumuz an faiz dışı fazla, hatırlarsın birinci fazla deniyor buna. Bunun da birinci kuralı emeğe bütçeden mümkün mertebe az kaynak vermek. Yani talebi kontrol altına alıp… Çünkü öyle bir varsayım var. ‘Toplam talep toplam arzdan yüksektir Türkiye’de.’ ‘E ne yapalım?’ ‘Toplam talebi kısalım.’ Bunu kısabileceğin yer neresi? Bağırtmadan kaz yolma sanatının yapılabileceği yer emekçiler. Biz orada yapabiliriz anlayışı var.
Mehmet Şimşek mali disiplin dedi, çok kritik bir kelime. Biz biliriz IMF programlarından.
Kurgu ister IMF’li olsun ister IMF’siz olsun budur. Kemer sıkma olur. Kemer sıkmanın bedelini başta emekçiler olmak üzere geniş halk yığınları öder. Şimdi bunu ısrarla söyledi. Bir hatırlatma yapalım: 2015 yılında Mehmet Şimşek yine görevdeyken bu mali disiplinin çok önemli olduğunu söylemişti ve şunu da demişti: Siyasetçilerin kaynak tahsisine müdahale etmemesi lazım yani seçim masrafları gibi baskılar kurmaması lazım demişti. Şimdi onun dediği tarihte döviz rezervleri iyiydi, dünya ekonomisi konjonktürü kriz yaşamıyordu, sıcak para daha rahat geliyordu. Ama şimdi konjonktür değişti.

Sermaye yanlısı bütçe
Demin söyledim, makro dengelerin sil baştan bozulmuş. Yani irrasyonel politikaların bedeli ödenmiş. Bunu ağırlıklı olarak emekçiler ödemiş, çok net bir şekilde gözüküyor. Seninle de konuşmuştuk daha önce, bütçesi hep sermayeyi gözeten bir bütçe. Emekçiyi gözeten bir bütçe değil. Sadece seçim zamanları hatırlanan, iyi kötü seçim şekerleri diyoruz buna, seçim rüşvetleri gibi popülist bir iki tedbirle onları susturmaya yönelik olan politikalar gündeme geliyor.
Metropol-Anadolu çelişmesi
Şimdi ne olacak? Bu politikaya başvurduğunuz anda sizin yerel seçimleri kazanma şansınız sıkıntıya girer. Ama Tayyip Erdoğan’ın da balkon konuşmasından hatırlayalım, birinci tercihi bu kaybettiği dört büyük şehirde seçimleri kazanmak. Hadi İzmir’i bırakalım üç şehri tekrar almak. İyi de en çok etkilenecek kesimler buralarda yaşıyor, Anadolu’dakiler değil. Anadolu’dakileri anlaşılıyor ki Fak-Fun-Fon’la, sosyal yardımlarla ikna edebilmiş. Ben de orada abartılı yorumlar yapıyordum. Mesela diyordum ki ‘Anadolu’daki adam ne yapsın, yoksulluk sınırının altında geliri var, açlık sınırına yakın geliri’ var. O bizim akademisyenlerin önemsediği bir şey. Adam orada bir zam aldığında bayram yapıyor. Kirada oturmuyor, iyi kötü bir dükkânı var, iyi kötü bir alışverişi var, herhangi bir sıkıntıya girse Fak-Fun-Fon devreye giriyor ailede herhangi bir yoksulluk varsa. Yoksulluğun yönetilmesine yönelik çok ciddi araçlar var. Üstelik bunların bir kısmı bütçe dışından. Ve Tayyip Erdoğan da bunları iyi yönetti, kabul etmek lazım. Anadolu’daki herhangi bir şekilde oylara yansımamasının iktisadi açıdan (tabi başka nedenleri var ama) açıklaması bu olabilir yani az çok geliri olan, onunla idare edebilen… Ama emekçiler için öyle değil. Emekçiler bu dediğimiz yerlerde[Aziz Konukman üç büyükşehri kast ediyor. EM], ağırlıklı olarak orada. Şimdi onların kemerini sıkan bir politika seçimi kazanmak için kolay bir iş değil.
IMF’siz IMF programı
İkincisi mali disiplin dediğiniz zaman bu aslında IMF’siz IMF programı demek. Hatta IMF programı buna göre daha iyi. Yıllardır IMF programına karşı çıkarız ama iyi kötü bir de para alırsınız. Yani programı uyguladığınız zaman sizi serbest bırakırlar yani vereceği kredileri paraları belli ölçüde, programı gördükçe, uyguladıkça serbest bırakırlar. Şimdi burada o da yok yani size para vermiyorlar siz de zorunlu olarak böyle bir programı uyguluyorsunuz. Bunun tabi seçmen üzerinde ciddi kayıpları olacak.
Mali disiplin dediğiniz zaman bu aslında IMF’siz IMF programı demek. Hatta IMF programı buna göre daha iyi.
Erdoğan pratiği ve Şimşek programı arasındaki uyumsuzluk
İkincisi bu, büyümeyi aşağı çeker, çok ciddi bir şey bu. Yani büyümeyi en azından büyüme hızını aşağı çeker. Küçülme olmasa bile büyüme hızında bir azalmaya neden olur. Bu da Tayyip Erdoğan’ın hiç istemediği bir şey. Çünkü Tayyip Erdoğan biliyor ki kazandığı bütün seçimler (istisnasını vereceğim) hep ekonomi büyürken girdiği seçimler, somut. Yani ekonomi büyürken seçime girdiği zaman gerçekten başarılı oluyor. Bunun algılaması kitlelerde böyle oluyor. Bir 2018 istisnası var, orada yerel yönetimleri yine kazandı ama üç büyükşehirde büyük kayıp verdi. Dördüncüsünü kabul ederiz İzmir’dir ama üç büyükşehri kaybetti. Adana’yı kaybetti, Mersin’i kaybetti. Dolayısıyla öyle bir deneyim de var. Yani büyümeyle girdiği zaman hem başarıyı kazandığını biliyor hem de büyümede biraz ciddi sorunlar olduğunda, yerel yönetimlerde karşılaşacağı kayıpları da biliyor. Şimdi aynı hataları yapmamak için bastıracak, işte burada Mehmet Şimşek’in programı uymuyor buna. Artı bunun içinde Nas’a aykırı faiz artırımları olacak. Bu da Tayyip Erdoğan’a çok uymuyor.
Çelişki pragmatizmle aşılır mı?
Ama bir özelliği var, adam pragmatik. Bir önceki söylediğinin tersini de kitlelere, kendi kitlesine kabul ettirebiliyor. O, eleştirilerden muaf bir insan, hatta alkışlanıyor. Bir somut örnek verelim. Galiba Naci Ağbal’ın yeni göreve geldiği zaman, faizleri yükseltmişti, hatırla aynı gün de TOBB’da yerden yere vuruyordu, yani ‘kardeşim ne yapayım, yani denetleyemiyoruz kardeşim bize diktatör diyorlar ama ben faizi yükseltmeyelim diyorum ama arkadaşlar işte…’ Halbuki o danışıklı dövüş, yani kötü polis-iyi polis oynuyorlar. Erdoğan orada iyi polis rolünde, Naci Ağbal kötü polis rolünde. Daha sonra gelen bir bakanda da aynı durum oldu. Yani Erdoğan hiç öyle çelişkiye düşmüş olmaktan rahatsızlık duyan birisi değil, onu destekleyen kitlenin de öyle bir problemi yok. Çok rahat bir şekilde bu esnekliği yapabilir hatta ‘ya arkadaş bak gel seninle anlaşalım, sen yine kemer sık’, diyebilir. Çünkü kemer sıkmazsa, politikacı bütçede biraz disipline etmezse hükümetin sermaye piyasalarında güven alması biraz zordur. Öyle bir istikrar arayışını görmek ister ‘ama böyle çok sıkı da olma.’ Belki de görüşmüşlerdir. ‘Bak Mehmet, tamam istikrar tedbirleri uygula ama öyle vur dedi mi de öldürme kardeşim’. ‘IMF gibi de çok sert olma, bir miktar uygula, ben seni eleştiririm bazı platformlarda, ben siyasetçiyim. Senin bir siyasi sorumluğun yok, sen memursun. Herkes beni görecek, ben şöyle derim ne yapayım kardeşim işte Nas dedik ama adam işte top onda benim burada söyleyebileceğim fazla bir şey yok, hem de demokrasi bak tek adam diyorlar, diktatör diyorlar. Hiç de öyle her şeyi denetleyen birisi değilim’, üzerinden çok rahat bunu savuşturacaktır.
Kritik nokta: Büyümenin aşağı çekilmesi
Ama burada dikkat edeceği denge şu: Bu gerilimlere neden olacak, büyümeyi aşağı çekecek ya da küçülmeye neden olacak noktaya gelirse buna itiraz eder. Bak orada külahlar değişir. Büyük bir ihtimalle onda şunu diyecek: ‘Daha sert tedbirleri yerel seçimleri kazandıktan sonra yapalım sevgili Mehmet.’ ‘Ben sana faizleri yükselt demiyorum, kemer sıkma politikaları yapma demiyorum, bunları yap ama dozunu ayarlayarak, büyümeye fazla halel gelmesin. Onları ben izah ederim, bazen karşılıklı konuşuruz.’ Dolayısıyla gerilimler olacak, zaman zaman senaryoya göre iyi polis-kötü polis olunacak. Süreç sancılı işleyecek.
Mehmet Şimşek neyi başarabilir?
Tabi bu finans çevrelerinde alıcı bulursa model işliyor demektir, model çalışıyor demektir. Saadet günleri, Mehmet Şimşek’ın şu sıcak parayı çok rahat getirdiği dönemler gibi dönemler yaşanabilir ama burada bir şeyin altını çizmek isterim: Doğrudan yatırımlar konusunda yaratılan beklenti doğru değil. Doğrudan yatırımları iki kalemden oluşturuyoruz. Bir tanesi şirket evliliğiyle gelen, özelleştirme ve başka adlarla gelen doğrudan yatırımlar yani bunlar reel üretime katkı yapan yatırımlar. İkincisi ise daha doğrudan üretimi etkileyen, sıfırdan yatırımlar. Ya da diğer adıyla yeşil saha yatırımları. Bunların gelmesini beklemeyelim. İlki birazcık gelebilir ama o da çok uzun vadede hele ikincisi zaten AKP döneminde çok büyük boyutlarda değil, yani doğrudan yatırımların %10’u neredeyse ancak. Sıfırdan yatırımlar daha çok özelleştirme amacıyla, şirket evlilikleri şeklinde geldi. Peki neyi gerçekleştirebilir Mehmet Şimşek? Mehmet Şimşek sıcak paranın gelişini gerçekleştirebilir. İyi ama onda da bir reel politika faizi uygularsan olur. Ama şu an ona hazır değiller. Düşünebiliyor musun? Reel politika faizi ne demek? En azından reel politika faizinin sıfır olması demek. Bu şu demek: Nominal faizlerin yani politika faizinin enflasyon oranına gelmesi demek. Çok büyük bir şey, mümkün değil. İzin verilse, kademeli izin verilse 18, 20, 28’dir o. Bugünkü 40’lar, 45’ler düzeyindeki enflasyona yakın bir orana gelmesi son derece güç. Peki o piyasaları çok canlandırır mı? Politika faiziyle faizler arasındaki bağ kopmuştu Emrah, hatırla. Makro ihtiyati tedbirler nedeniyle kopmuştu. Bu işi çözer mi oralar sorunlu. Bir de makro ihtiyati tedbirler çerçevesinde kredileri azaltmak için bankalara devlet iç borçlanma menkul kıymetleri tutma zorunluluğu getirmişlerdi. Onun maliyeti çok yükselebilir, o bankalara zarar yazabilir politika faizi yükseldikçe.
Doğrudan yatırımlar konusunda yaratılan beklenti doğru değil.
Kur Korumalı Mevduat’ın riski
Bunun gibi gelişmeleri de göreceğiz ama dediğim gibi bugünden ‘şu olacak bu olacak’ demek çok zor ama şunu diyebiliriz: Kur Korumalı Mevduat’ın hazineye yükü artacak. Niye? Kurun artması nedeniyle. Hatırlar mısın bilmiyorum, politika faizinin üzerinde üç puandı kur korumalı mevduatın bankalar tarafından belirlenecek faizi. Bu sınırı kaldırınca hiç bütçeye yük olmadı. Mesela Mart ayında Kur Korumalı Mevduat’ın bütçeye yükü sıfır. Sonra birazcık kur arttı onun etkileri görüldü. Düşünsene Kur Korumalı Mevduata 18’den para yatırmış olanlar şimdi mevduatlarını, Kur Korumalı Mevduat’tan paralarını alacaklar. Şimdi 25’lere gelmiş bir rakamdan baya bir zarar yazacak, bir servet transferi olacak. Bu ne kadar kalıcı olacak? Onu bilemiyoruz. Yani ek bütçeyle bunu tabi karşılayacaklar çünkü 40 milyardı 2022 bütçesi, burada 20 milyar ayırmışlar çerez parası olacak o. Ek bütçeye baya bir yük gelecek bu Kur Korumalı Mevduat’tan dolayı. Yani şöyle olsa; diyelim ki Kur Korumalı Mevduat cazibesini yitirdi, olur ya öyle bir durum da olur, bunu sabitlemeye kalktılar yani sıcak para geldi falan kurun tansiyonu düştü o zaman Kur Korumalı Mevduat cazip olmaktan çıkar, herkes çekmeye kalkar. Çekince de bunu (120 milyar dolar bu) ne olur, kur üzerinde sıçratıcı bir etki yaratır. 120 milyar doları almaya kalksa vatandaş nereye yönelecek? Ya altına yönelecek ya dövize yönelecek. O açıdan da bir risk var. Bütün bunların şimdiden nereye evrileceğini, (bak kaç tane faktör, kaç tane birbiriyle bağlı ilişkiden söz ettim) bunların sonuçlarını görmek bugünden çok mümkün değil.

Sayın Şimşek “Uluslararası normlara uygunluk bizim temel hedefimiz olacak” diye de bir açıklama yaptı. Bundan şunu mu anlamalıyız: İktisadi alanda neoliberalleşme siyasi alanda da yansımalarını mı bulacak?
Emrah işte ona itirazım var. Genel itirazım şu: Küreselleşme sürecinde gördüğümüz neoliberal politikaların uygulandığı ülkelere bakarsak hemen hemen hepsinde otoriter rejimler var. Otoriter rejimler bu neoliberal politikaları, çevre ülkelerinde uygulamak için şart.
İktidar değişseydi bile siyasal liberalizmden vazgeçecekti
Onun için bizde de tek adam rejimine geçildi. Mesela muhalefetin algılayamadığı şey bu. Muhalefet ne diyor? Siyasal liberalizm yapacağım, özgürlükler, adalet reformu vs. Bunların hepsi güzel ama aynı muhalefetin şunu da demesi gerekirdi: Bunları yapacağım ama neoliberal politikalarla yapmayacağım. Türkiye Ekonomik Modeli’yle de terk edilen o modele de geri dönmeyeceğim yani ben o modele alternatif olarak da neoliberal politikalara dönmeyeceğim deseydi; kamucu, plancı, sektörel planlar yapan, bölgesel ve yerel dengeleri dikkate alan planlı, kamucu bir sürece gireceğim deseydi biz o zaman bunu bir seçenek olarak tartışırdık. Ya da döviz kuru sistemlerini, dalgalı kur mu sabit kur mu, Merkez Bankasını para kurulu gibi çalıştırma seçenekleri, bütün bunları tartışıyor olacaktık. Ama bir yandan siyasal liberalizm önerirken öte yandan neoliberal politikaları sürdüremezsiniz çünkü neoliberal politikaların bizim gibi ülkelerde teminatı otoriter rejimlerdir. Dolayısıyla senin sorundan ben şunu çıkartıyorum: Hiç de öyle bir siyasal liberalizm mümkün değil. Bunu iktidar değişseydi bile, altını çizerek söylüyorum iktidar değişseydi bile kısa bir süre sonra tekrar o arayışlardan vazgeçecekti, siyasal liberalizm arayışlarından vazgeçecekti çünkü eşyanın tabiatına aykırı bir şey olurdu. Yani başka türlü bunun izahı mümkün olamazdı. Ben zaten hep parlamenter rejime dönüşüm çağrıları yapanlara bu hatırlatmayı yapıyordum. Hatta hatırla Emrah, neoliberal politikalar parlamenter rejimde yine Erdoğan’ın güçlü otoritesi altında uygulanmadı mı? Hatırlayalım Özal dönemi.
Altını çizerek söylüyorum iktidar değişseydi bile kısa bir süre sonra siyasal liberalizm arayışlarından vazgeçecekti çünkü eşyanın tabiatına aykırı bir şey olurdu.
Şili örneği
Şili’yi hatırla. Şili’de 24 Ocak Kararları diktatörlükle uygulandı. Friedman’ın talebeleri Pinochet diktatörlüğünde geldiler Merkez Bankası Başkanı, İstatistik Kurulu Başkanı oldular, bütün yönetim kademelerinde onlar vardı. Yani neoliberal kafaya sahip iktisatçılar faşist bir rejimin memurları oldular.

Bizdeki 24 Ocak Kararları
Ama bizde 24 Ocak Kararları çok ilginçtir, bu tarihsel örneğe aykırı olarak liberal iktisat politikaları uygulandı ama bunun parlamenter rejim altında zorlanacağını anladılar 12 Eylül geldi. Mesela 12 Eylül, 24 Ocak kararlarının teminatıdır. Şimdi aynı mantıkla hareket edersek, Millet İttifakı’nın o öngördüğü yani bugün de ‘aferin bak, rasyonel politikalara dönüyorsunuz’ diye emin olun çok memnun da oluyorlardır, ‘ya biz demiştik kardeşim size, bak nihayet sonunda nasıl geldiniz.’ Hatta bir tanesi bu programı hazırlayan, şimdi partisinin ismini vermeyeyim, parti yöneticilerinden birisi şu ifadeyi kullandı: O Aziz Nesin’in ‘biz bu şeyi neden yedik’ hikayesi vardır ya, o hikâyenin bir benzeri. O zaman biz bu politikaları niye izledik, bu kadar bedel ödeyecektik gibi lafları söylemeye başladılar.

Dolayısıyla Millet İttfakı yeni rejimin sahibi olsaydı bile muhalefetteki kesimlerin bu noktadan itirazları olacaktı. Yani getirilen neoliberal politikalara, o özleme. Ne demek o özlem. Ortodoks politikalara dönelim özlemine en büyük itirazı biz yapacaktık. Bizim gibi emekten yana insanlar yapacaktı. Bunu da not düşmüş olayım.
Hocam çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim, sağ olasın.

