Lise Meitner kendisinin de dediği gibi bilime duyduğu “derin hayranlık”la ve bilimin ona yaşattığı “keyif”le nükleer fizik olmak üzere fizikte çalışmalarıyla bir devrimi başlatmış.
Sena Kaplan
Bu dünyanın gördüğü en iyi fizikçilerden biri olan Lise Meitner’ın yeri ve önemi, fizik camiasında şu an bir değeri ve yeri olsa bile zamanında insanların cinsiyetler üzerinde sahip oldukları ön yargılar nedeniyle unutulmaya çalışılmıştır ama bu müthiş kadın unutulmamaya içilmiş bir ant gibidir. Çünkü Lise Meitner kendisinin de dediği gibi bilime duyduğu “derin hayranlık”la ve bilimin ona yaşattığı “keyif”le nükleer fizik olmak üzere fizikte çalışmalarıyla bir devrimi başlatmış ve aynı zamanda kadın ve Yahudi olmasının kendisinin başarılı bir fizikçi olmasıyla kötü bir ilişkisi olmadığını gösteren bilim tarihinin en güzel örneklerinden birisi.
Ancak sadece birisi değil, kendisi utangaç ve içe kapanık olsa bile ama yaptığı çalışmalar ve fiziğe gönülden bağlılığı kendini ayan beyan ortaya koyar. Kendisinin de keşfinde büyük rol oynayan fisyon tepkimelerinin atom çekirdeğinde proton ve nötronları bir arada tutmaya yarayan güçlü nükleer kuvvet gibi insanların onu kadın olarak görmesine aldırmayarak tutkuyla bağlı olduğu işine güçle bağlanmış bir kişiliğe sahipti.
Ayrıca Ehrenfest’in Meitner’i, Lord Rayleigh’ın bilimsel çalışmalarına yönlendirmesiyle optik üzerinde yazılmış bir makalesi, ilk bağımsız çalışmasını gerçekleştirmeye itti.
İlk başta fizikte ne çalışmak istediğini bilmeyen Meitner, Profesör Boltzmann’ın enstitüde boş kalan pozisyonuna geçici olarak Stefan Meyer’ın gelmesiyle Meyer, daha yeni gelişen radyasyon alanına ilgisinin kaymasını sağladı. Ayrıca Ehrenfest’in Meitner’i, Lord Rayleigh’ın bilimsel çalışmalarına yönlendirmesiyle optik üzerinde yazılmış bir makalesi, ilk bağımsız çalışmasını gerçekleştirmeye itti. Makalede teorik olarak açıklanan sonuçlara deneysel bir kanıt getirmeyi başardı ve bu başarısı Berlin’e gitmek için ailesinden izin almasına yeterli öz güveni sağladı.
Berlin’e gittiğinde Planck’ın derslerine katıldı. Planck’ın dersleri, Boltzmann’ın derslerine kıyasla daha yavan olduğunu düşünmesi ve Planck’ın başta Lise’ye kadın olduğu için “Ama zaten doktorsun! Daha ne istiyorsun?” diye sormasına rağmen tüm öğrencilerine olduğu gibi Meitner’a da ilgiyle ve arkadaşça davranmaya devam etti. Planck, Meitner’ın ve diğer öğrencilerinin üzerindeki etkisi büyük olacaktı. Planck, ilk düşündüklerine rağmen belki de Meitner’ın gerçek fiziği anlamak için var olan tutkusunu görmesiyle Meitner’a onun asistanı olması için bir teklif götürecekti. 1912 ve 1915 yılları arasında da Planck’ın asistanlığını yaptı.

Deneysel araştırmalarında devam etmek istediğinden o zaman Berlin’deki Deneysel Fizik Bölümünün başı olan Profesör Rubens’a giden Meitner, Rubens aracılığıyla radyoaktivite üzerine yaptığı deneylerde kendisine yardımcı olabilecek bir fizikçi arayan Otto Hahn’la tanıştı. Otto Hahn, o zamanlarda Emil Fischer’ın altında Fischer’ın başkanı olduğu kimya enstitüsünde bir yeri olduğunu söyledi. Bir kadın öğrencisinin saçının tutuşmasıyla artık kadınları laboratuvarına almayacağını söyleyen Fischer’ı, Hahn Meitner’ı laboratuvarına alması için ikna etmeye çalıştı ve Fischer eğer Meitner’ın laboratuvarına girmeyeceği konusunda söz vermesiyle ikilinin enstitüde çalışmasına izin verdi. Meitner’ın radyasyon ölçümleri yapabilmesi için marangoz kulübesinden çatma bir yerde laboratuvar kuruldu ve çalışmaya başladılar.
Meitner, bilimsel toplantılara katılamıyor ve dolayısıyla rapor veremiyordu. Yazdığı makalelerde ismi atıfta bulunulmuyordu.
Çalışmalarında Hahn yeni elementlerin keşfi ve onların kimyasal özelliklerini incelerken Meitner işi elementlerin yaydığı radyasyonu incelemekti. Araya I.Dünya Savaşı’nın girmesiyle bilimsel araştırmalarına ikili ara vermek zorunda kaldılar. Bu arada 1909 yılında Almanya’da kadınların akademik çalışmalarda yer alması mümkün olmuştu. Hahn’a 1912’de Kaiser Wilhelm Kimya Enstitüsünden çalışma teklifi gelmesiyle Meitner ilk önce “misafir” olarak kabul edilse bile sonradan enstitüde 25 yıl boyunca çalışmasını sürdürdü. Hitler’ın başa gelmesiyle “ari ırktan olmayan” üniversite çalışanları kovulurken kısmen sanayicilerin kontrolündeki İmparatorluk Bilim Geliştirme Derneğine bağlı Kaiser-Wilhelm Kimya Enstitüsünde sadece profesörlüğünü kaybeden Meitner, biraz daha enstitüde kalmaya devam etti. Ancak bilimsel toplantılara katılamıyor ve dolayısıyla rapor veremiyordu. Yazdığı makalelerde ismi atıfta bulunulmuyordu.
Artık eskisi gibi Avusturya vatandaşı olduğundan başta Nazi Almanyası’nın ırkçı yasaları onu çok da etkilemese de Almanya’nın Avusturya’yı topraklarına katmasıyla bu yasalara maruz kalacaktı. Bunun önlenmesi için Hollanda’daki sempatizanlar Meitner’ın Almanya’dan ayrılması için gerekli koşulları ayarladı. Hollanda nükleer araştırmaları için gerekli ekipmanlar bulunmadığından Danimarka’ya, dostu Bohr’un evinde birkaç hafta misafir edildi. Ancak Nobel Fizik Enstitüsünden gelen davet üzerine İsveç’e gitmeyi tercih etti.
“Bilim, insanları kendilerini düşünmeyerek gerçeğe ve objektifliğe yönlendiriyor; insanlara gerçekliği merak ve tutkunlukla olduğu gibi kabul etmeyi öğretiyor. Yanı sıra gerçek bilim insanında şeylerin doğal düzeni derin hayranlık uyandırıyor ve aynı zamanda keyif veriyor.”
-Lise Meitner, Avusturya’daki UNESCO komisyonunda verilen Atom Enerjisi ve Barış: Lise Meitner ve Otto Hahn adlı konuşmadan

Hahn ve asistanı Strassmann, Almanya’da çalışmalarına devam ediyorlardı. Uranyumun bombardımanının sonucunda baryumumu keşfetmişlerdi ancak anlamadıkları bir şey vardı. Çekirdek farklı oranlarda baryum ile kriptona ve rubidyum ile sisyuma ayrışıyordu. Meitner’ın yanında aynı teyzesi gibi fizikçi olan yeğeni Otto Frisch de vardı. Frisch ilk önce uranyum atomlarının iki eşit parçaya bölünemeyeceğine inanmasa bile olayı keskin gözüyle anlayan teyzesi, deney sonuçlarının yanlış olmadığını uranyumun şu anda bildiğimiz haliyle fisyona uğradığına ve bu süreçte çok fazla enerji çıktığına yeğenini inandırdı. Bu haberi Bohr’a yanına gidip söylemek için Kopenhag’a gittiler. Bohr’un tepkisiyse şu oldu: Vay, ne kadar aptalız, bunu öngörebilmeliydik. Olması gereken buydu. Bunları gören ise Lise Meitner’dı.
Lise Meitner’ın bir değil iki Nobel ödülün ardındaki emekleri hiçe sayıldı.
1945 Nobel Fizik Ödülü’nü Lise Meitner’ın hakkı olduğunu düşünülse de ödül Wolfgang Pauli’ye ve 1944 Nobel Kimya Ödülü de çalışmalarında yanında olan işbirlikçisini, Lise’nin emeklerini göz ardı ederek keşfi tek başına yaptığını söyleyen Otto Hahn’a verildi. Lise Meitner’ın bir değil iki Nobel ödülün ardındaki emekleri hiçe sayıldı.
Fischer’ın kimya enstitüsünde Meitner, Hahn’la yürürken yanlarından geçen bir asistanın sadece Hahn’a hitap edilmesinde olduğu gibi bilim camiasında izole hisseden ve Hahn’a Nobel’i kazanadıracak projeyi başlatanlardan ve en önemli yerinde doğru açıklamayı yapan Meitner’ın o kadar emeği verip ama aynı ön yargıyla Nobel’den alıkonulması acı verici şekilde sürpriz olmasa gerek ama Meitner’ın emeğinin ve başarısının erkek iş arkadaşlarına kıyasla daha fazla bir önemi var. Tam olarak emeğinin karşılığı verilmese de fizik caimasındaki prestijli yerini ön yargılara kulak vermeden aldı. Belki şu an bilmiyor olsa bile onun ardından yürüyen fizikçi olmak isteyen kadınlar için yolu açan kadınlardan biri olma onuruna sahip oldu.
Kaynakça
Ioan James, Büyük Fizikçiler: Galileo’dan Yukava’ya, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2018.
Rachel Swaby, Dikbaşlılar: Bilimi ve Dünyayı Değiştiren 52 Kadın, Koç Üniversitesi, İstanbul, 2018.
Lise Meitner, Lise Meitner Looks Back, Bulletin of the Atomic Scientists, Kasım 1964
Alıntının alındığı site: https://www.todayinsci.com/M/Meitner_Lise/MeitnerLise-Quotations.htm (Çeviren: Sena Kaplan, Son erişim tarihi: 06.07.2025)

