GazeteBilim
Destek Ol
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
Okuyorsun: Bilimkurgunun teknolojiye karşı duruşu
Paylaş
Aa
GazeteBilimGazeteBilim
Ara
  • Anasayfa
  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk
  • Etkinlikler
    • Astronomi Dersleri
    • Çağdaş Epistemoloji Dersleri
    • Davranış Nörolojisi Dersleri
    • Eğitimciler İçin Yapay Zekâ Okur-Yazarlığı Dersleri
    • Epigenetik Dersleri
    • Evren ve Kozmoloji Dersleri
    • Evrim Dersleri
    • Bilim Tarihi Dersleri
    • Hegel Dersleri
    • İnsan Felsefesi Dersleri
    • Kapitalizmin Tarihsel Gelişimi ve İktisadi Düşünce Dersleri
    • Konuşmaktan Korkmuyorum
    • Kuantum Mekaniği ve Yorumları Dersleri
    • Marx Dersleri
    • Nörobilim Dersleri
    • Nörodilbilim Dersleri
    • Nörohukuk
    • Nörofelsefe Dersleri
    • Nöroperspektifler
    • Nöropsikanaliz Dersleri
    • Öğrenilmiş Çaresizlik
    • Teizm, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm Dersleri
    • Teoloji, Bilim ve Felsefe Tartışmaları
    • Zihin Dersleri
  • Biz Kimiz
  • İletişim
  • Destek Ol
Bizi Takip Edin
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
Copyright © 2023 Gazete Bilim - Bütün Hakları Saklıdır
GazeteBilim > Blog > Bilim > Bilimkurgu > Bilimkurgunun teknolojiye karşı duruşu
Bilimkurgu

Bilimkurgunun teknolojiye karşı duruşu

Yazar: GazeteBilim Yayın Tarihi: 21 Ağustos 2025 17 Dakikalık Okuma
Paylaş
teknoloji
Teknolojiye olan korku demek olan teknofobi, güncel bilimkurgu edebiyatı ve sinemasında “altın çağ”ını yaşadığı dönemlerden daha fazla ileri çıkıyor.

Son yıllarda yapılan bilimkurgu filmlerinde teknolojiye açık bir karşı duruş görüldüğünü söylemek yanıltıcı olmaz. Adeta teknofobi galebe çalmıştır.

Süleyman Erharat

Bilimkurgu eğlencelidir. Tek ihtiyacınız olan biraz bilimsel bilgi ve hayalgünüzü kullanmaktır. Gerisi kaleminizin kuvvetine kalmıştır. Ancak sınırları oldukça bulanık olan bu zırtapoz türün de birtakım kuralları vardır. Bu kurallar elbette ki esnetilemez değildir ve hayalgücünün kullanımında hiç de dizgine vurulamayan bilimkurgu yazarları, bu kuralları kimi zaman takmazlar (çok da iyi ederler).

Bilimkurgunun en kabul gören tanımı Darko Suvin’inkidir: “Hâlihazırda gerekli ve yeterli koşulları; yabancılaşma etkileşimi ve biliş olan; ana ekseniyle yazarın deneysel çevresinin alternatif bir çerçevesinin kurgulanması olan edebi bir türdür.” diye buyurmuştur hazret!

Suvin 1979’da yazdığı Metamorphose of Science Fiction: On the Poetics History of a Literary Genre adlı eserinde bu tanımı genişletmiş ve özellikle iki kavramı öne çıkarmıştır: Bilişsel Yadırgatma ve Novum. Yadırgatma denen kavram Bertolt Brecht’in Verfremdungseffekt kavramıdır. 1948’de “bildiğimiz bir olgunun bizden onu tanıyabilecek kadar uzaklaştırılması ama aynı zamanda bize tanıdık gelmemesi” olarak betimlenen bu kavram, Suvin’in bilimkurgu tanımında da çok önemli bir rol üstlenmektedir. Suvin’e göre bilimkurgu bizim bildiğimiz olguları, oldukları yerden farklı yerlere yerleştirmiştir, kimi zaman uzaklaştırır ve bu olguları tanıyor olmamıza karşın onları farklı kurgulamalarla farklı açılarla bilişsel değerlendirmemize yeniden işlemek üzere vermiştir. Bunu yaparken de Novum’u kullanmıştır. Suvin’in yukarıda adı geçen makalesinde sık sık atıf yaptığı Alman filozof Ernst Bloch’dan esinlendiği sanılan kavram, Suvin’in bilimkurgu hakkında yaptığı tanımda önemli bir yer almıştır.

Suvin’e göre bilimkurgu bizim bildiğimiz olguları, oldukları yerden farklı yerlere yerleştirmiştir.

Suvin, bilimkurgunun fantazyadan ayrıldığı yerin, bilişsel yadırgatma olarak adlandırdığı mantık tarafından onaylanan bir novum tarafından yönlendirilen olay örgüsü ile ayırt edildiğini savunmuştur. Bilimkurgunun ilgilendiği şeyin sihirden ziyade bilimsel araçlarla, yani kurguların gerçeğe göre uyarlanması ve ilişkilendirilmesiyle hayal edilebileceğini söylemektedir. Latince yeni demek olan novumu Suvin, mantığımıza aykırı olmayan bilimsel altyapısı bulunan makul yenilikler için kullanmaktadır. Kısaca bir yapıtın bilimkurgu olarak tanımlanması için temelde iki faktör vardır: “bilişsel yadırgatma” ve “novum”. Son derece rasyonel olan bir tespit kimi Starwars hayranlarını kızdırmaktadır (buna göre Starwars bilimkurgu değildir). Birçok fan bilimkurgucu da Nobelli yazar Kazuo Ishiguro’nun “Never Let Me Go”sunu bilimkurgu saymayabilir ancak pür bilimkurgucular bunu hemen bilimkurgu rafına koyarlar Bir an önce konu başlığımıza geri dönelim. Bu özet ayrı bir yazının konusu olabilir.

Bilimkurguda teknoloji neredeyse tüm imkânlar zorlanarak kullanılır çoğunlukla. Ama önce teknolojinin bizden ve çok derli toplu bir tanımına bakalım. Şöyle diyor Prof. Ergun Türkcan: “Teknoloji, insanın tabiatı, toplumu, kontrol etmek, değiştirmek için hem kendi hem de toplumsal aklı ve belleği kullanarak elde ettiği sonuçlardır”. Bu yazıyı okuduğunuz kanal, elinizde tuttuğunuz ekran, tüm o sıfır ve birlerin ortaya çıkardığı bu veri, şu anda içinde bulunduğunuz araç, ter kokunuza engel olan deodorant, tırnaklarınızı kestiğiniz makas ve hassas beyin ameliyatlarını gerçekleştiren robotik cerrahi; teknolojidir. Teknoloji kitlelerin hayatına bilimden daha çok sirayet ettiğinden bilimkurgucular bu konuda popülerliği arttırmak için bu konuda hayalgüçlerini alabildiğine kullanmışlardır.

bilimkurgu
Bir yapıtın bilimkurgu olarak tanımlanması için temelde iki faktör vardır: “bilişsel yadırgatma” ve “novum”. Son derece rasyonel olan bir tespit kimi Starwars hayranlarını kızdırmaktadır.

Bilimkurgunun tarihi oldukça eskilere dayanıyor. Ne zaman ki insanevladının muhayyilesine teknoloji sirayet etmiş, bilimkurgu da o zamanlar boy vermeye başlamış. MS. 2. Yüzyılda Samsatlı Lukianos’un yazdığı “Gerçek Bir Hikâye” adlı metin, birçok bilimkurgu otoritesi tarafından ilk bilimkurgu metni olarak kabul edilir. Burada dönemin en hızlı teknolojik taşıt aracı, yelkenli bir gemi ile Aya yolculuk yapılmaktadır. Daha sonraları bilimkurgu olarak tanımlanabilecek birçok metin günümüze kadar gelmiştir. Bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeler bu türün daha da çeşitli alanlarda yeşermesine neden olmuştur. 19. Yüzyılın sonlarında başlayan sinema alanındaki ilk bilimkurgu 1902’de George Melies’in çektiği Le Voyage Dans la Lune (Ay’a Yolculuk) filmiyle olmuştur. Genel tema Samsatlı Lukianos’la aynıdır: Ay’a Yolculuk. Ancak bu kez yelkenli gemi değil, bir obüsle fırlatılan mermi görüyoruz.

Bilimkurgu türünde verilen eserler, istisnalar haricinde teknolojiyle pek sıkı fıkıdır. Biraz evvel iki örnek ele aldık. Her ikisinde de teknoloji eserlerin içine yerleştirilmiştir. Hatta kimi zaman bilimkurgu olarak nitelendirilemeyecek bazı eserlerin teknoloji ile olan bağları dikkate alınarak bilimkurgu olarak etiketlendiği olmuştur.

Bilimkurgu yazarları temelde hayalperesttir. Ancak hayal ederlerken bilimsel gelişmeleri takip eder ve “acaba şu teknoloji bulunmuş olsaydı nasıl olurdu?” diye birtakım spekülasyonlar yaparlar. Bilim kendini kalabalıklara genellikle teknoloji ile gösteriyor. Teknoloji ve bilimin sınırları kalabalıklar için oldukça muğlaktır ve genellikle birbiriyle karıştırılabilmektedir. Teknoloji olmasaydı bilimkurgu bu denli popüler olur muydu tartışılabilir.

bilimkurgu filmi
19. Yüzyılın sonlarında başlayan sinema alanındaki ilk bilimkurgu 1902’de George Melies’in çektiği Le Voyage Dans la Lune (Ay’a Yolculuk) filmiyle olmuştur.

Şüphesiz teknolojiyi ikinci plana atan bilimkurgular da vardır. Ursula K.Le Guin’in neredeyse tüm eserlerini bu kategoriye dâhil edebiliriz. Hard science-fiction türünün en iyi örneklerinin kiminde teknolojik gelişmeler sarfınazar edilmiştir. Ancak bunlar istisnaları oluşturur. Türün geneli bilim olduğu kadar teknolojiyi de kurgular. Birçok eserde teknoloji bilimin önüne geçmiştir. Genellikle de teknoloji insan hayatını kolaylaştıran bilimsel gelişmelerle yansıtılmıştır. Bilimkurguda steampunk ve cyberpunk gibi alt türler teknoloji ile daha değişik bir bağlantı çerçevesinde eserler verirler. Steampunk’ta teknoloji Viktoryan çağı döneminde takılmış, transistörlü dünyaya geçilememiş ve buharlı robotlar gibi garaip konular işlenmiştir. Cyberpunk ise “yüksek düzey teknoloji, alçak düzey yaşam” diye özetlenebilecek bir eksende ilerlemiştir.

Bilimkurgunun altın çağı olarak nitelendirilen 1938-1946 yılları arasında Dünyada yaşanan bilimsel ve teknolojik ilerlemeler, insanların bu türe güçlü bir ilgi göstermesine neden oldu. İlerleyen zamanda bilimkurgu aynı popülerliği devam ettiremese de zayıflamadı. Hayal gücünün beyaz perdede doğrudan görsel karşılığını gören izleyici, bilimkurgu filmlerini seyircisiz bırakmadı. Edebiyatta 2. Yüzyıldan, sinemada 1902’den bugüne bilimkurgu türünde romanlar yazılıyor, filmle çevriliyor. Gelişen bilim ve teknoloji ile birlikte bu konuda verilen eserlerdeki teknolojinin çerçevesi de değişime uğradı. Lukianos’un aksine bugünün dış dünya kâşifleri, diğer gezegenlere rüzgâr yelkenli gemilerle değil ışık paneli olan yelkenli uzay gemileriyle derin uyku halinde gidiyorlar (Danny Boyle, Sunshine 2007). Mary Shelley’in, çok bilinen romanındaki: yıldırımdan faydalanarak elektrik akımıyla dirilttiği yaratık tarafından sorgulanan Dr. Frankenstein’in yerini. Isaac Asimov’un “I, Robot” serisinde yarattığı robot psikoloğu Susan Calvin aldı. Her ne kadar Asimov, çok işlevsel ve yapay zekâya sahip robotların beyinlerini sadece kendisinin bildiği “pozitronik” beyinlerle çalıştırsa da günümüz bilimkurgu yazarları ve sinema yönetmenleri, gitgide bilinçlenen bilimkurgu tutkunlarına daha gerçekçi bilimsel altyapılar hazırlıyorlar.

Bilimkurgu türünde eser veren sanatçılar, içinde yaşadıkları zamandan, toplumdan, ideolojiden hiç şüphesiz etkilenmektedirler. Haliyle, bilimkurgu eserlerini incelediğinizde eserin yazıldığı zaman, zemin ve toplumsal yapı ile ilgili olarak birtakım çıkarımlar yapabilirsiniz. 1950 ve 1960’larda canlanan bilimkurgu sinemasında sıklıkla işlenen “uzaylı istilası” temasının ABD’de komünizm paranoyasının en sıcak zamanlarında işlenmesi gibi…

Bilimkurgu türünde verilmiş eserlerdeki teknolojik yaklaşımın değişimini başlangıcından günümüze incelemek oldukça hacimli bir çalışmada yapılabilir. Bunun için çerçeveyi mümkün olduğunca daraltarak sadece sinemadaki son elli yıldaki dört görsel eserdeki teknolojik yaklaşımlardaki değişimi özetlemeye çalışacağım. Birazdan göreceğiniz örneklerdeki teknolojiler, filmlerin yapıldığı dönemde henüz gerçekleşmemiştir.

1950 ve 1960’larda canlanan bilimkurgu sinemasında sıklıkla yer verilen “uzaylı istilası” teması, ABD’de komünizm paranoyasının en sıcak zamanlarında işlenmiştir.

İlk örneğimiz: Mükemmeliyetçi yönetmen Stanley Kubrick’in kült statüsüne erişen “2001 Space Oddyssey” ya da bildiğimiz adıyla “2001 Uzay Yolu Macerası”. Senaryoda ise bilimkurgu edebiyatının üç büyüklerinden birinin imzası var: Sir Arthur C.Clarke.

19 Kasım 1973’de ülkemizde gösterime giren film, bilimkurgu sinemasında bir dönüm noktası olarak kabul edilir. 1968’de filmin ilk gösterime girdiği yıllarda, bilimkurgunun sinemadaki hali içler acısıydı. Kolaylıkla B sınıfı filmler diyebileceğimiz piyasa işi filmler türün gelişmesinden ziyade baltalayıcı bir rol üstlenmişti. Filmin başlarında maymunların havaya attığı bir kemikten uzay gemisine yapılan şık geçiş, bilim ve teknolojinin nasıl hızla geliştiğini göstermesi açısından efsane sahneler arasına girmiştir. Bilimkurgu sinemasının en önemli filmlerinden olan 2001: Uzay Yolu Macerası, halen tartışılmaktadır ve eğer Arthur Clarke’in film hakkında söylediklerini ciddiye alacak olursak tartışılmaya devam edecektir: “Eğer 2001’i tamamıyla anladıysanız, başarısız olmuşuz demektir. Niyetimiz, cevabını verdiğimiz sorulardan çok daha fazlasını gündeme getirmekti.” Ama konumuz filmin kendisi değil, teknolojiyle olan bağlantısı. Dilerseniz 1968’deki bir görsel bilimkurgunun teknolojik yaklaşımını göreceğiniz tablodan bir inceleyelim.

TEKNOLOJİGEÇERLİLİĞİ
Kriyojenik UykuAncak kısıtlı olarak gerçekleşti
Jupiter’e İnsanlı SeyahatMars’a planlanıyor.
Yapay Zekaİlerliyor
Düz Ekranlı MonitörlerGerçekleşti
Tablet BilgisayarGerçekleşti
Ekranlı KokpitlerGerçekleşti
Çok Basamaklı Telefon NumaralarıOldukça uzun zaman önce gerçekleşti
Biyometrik TanımlamaGerçekleşti
Ses ile Bilgisayar KullanımıGerçekleşti
Ticari Yolculuklardaki Eğlence EkranıGerçekleşti
Yerçekimi Etkisi Yaratan Yapışkan AyakkabıGerçekleşmedi
Görüntülü İletişimGerçekleşti
İnsanevladını Satrançta Yenebilecek Kapasitedeki BilgisayarlarGerçekleşti
Otel gibi Konaklama İmkanları Bulunabilen Ay ÜssüGerçekleşmedi
Büyük EkranlarGerçekleşti

Kubrick her ne kadar filmin çekimlerinde biliminsanlarının görüşlerinden sık sık yararlansa da, neticede bilimkurgu olarak nitelendirilecek filminde o zamanlar henüz geliştirilmeyen teknolojileri hayal etmiş ve kullanmıştır.

Space, bilimkurgu
Stanley Kubrick’in kült statüsüne erişen “2001 Space Oddyssey” filminden bir kare.

1968’den 1982’ye 14 yıllık bir sıçrama yapıyor ve Sir Ridley Scott’un “Blade Runner”ını mercek altına alıyoruz. 1984’de William Gibson’ın Neuromancer’ının yayınlanmasına iki yıl vardır. Bruce Bethke’nin Amazing Science Fiction Stories dergisinin Kasım 1983 sayısında yayımladığı kısa öykünün adı ise Cyberpunk’tır ve burada ilk kez adlandırılan alt tür, filmimizin tümü ile örtüşmektedir. (14)

TEKNOLOJİGEÇERLİLİĞİ
Android ve Replikalarİlerliyor
Nano teknolojiGerçekleşti
Yapay OrganlarGerçekleşti
Yapay Zekaİlerliyor
Uçan OtomobillerGerçekleşti ancak yaygın değil
Görüntülü KonuşmaGerçekleşti
Sesli Komut SistemleriGerçekleşti
Dünya Dışı Seyahatlerİlerliyor
Zihin Halini Değiştirebilen Cihaz (Mood Organ)Gerçekleşmedi
Genetik Mühendislik ve Klonlamaİlerliyor
Devasa Büyüklükteki Hareketli Görüntülü ReklamlarGerçekleşti
Dijital görüntülemede üç boyutİlerliyor

1982’den sonra yine bir 15 yıl sıçrayarak bu kez Fransız yönetmen Luc Besson’un 1997 tarihli “5.Element” filminde kullanılan teknolojik ögelere göz atacağız. Bana kalırsa örneklediğimiz bu filmin bilimkurgu olarak adlandırılması çok uygun değil ancak filmde kullanılan teknolojiler o kadar ilgi çekiciydi ki, Terry Gilliam’ın 1995 yapımı “Oniki Maymun” adlı sağlam bilimkurgu filmini es geçtim.

TEKNOLOJİGEÇERLİLİĞİ
Üç Boyutlu Organ Yazıcısıİlerliyor
Çok Kısa SigaraGerçekleşti
Küçük Temizlik RobotlarıGerçekleşti
El İzi ile Yapılan Kimlik Doğrulamasıİlerliyor
Mikrodalgada Çok Kısa Sürede Pişen Alaminüt YemeklerGerçekleşti
Uçan OtomobillerYaygınlaşmadı
Uzay Seyahatiİlerliyor
Uzun Seyahatlerde Uyku DüzenleyiciGerçekleşmedi
Çok Fonksiyonlu Konvansiyonel Silahlarİlerliyor
Karaoke MikrofonuGerçekleşti
Tek tuşlu makyaj aletiGerçekleşmedi
Robot BarmenlerGerçekleşmedi
Akıllı MermilerGerçekleşti

Şimdi de 5. Element’ten 14 yıl sonrasına gidip, son günlerin bilimkurgu konusunda oldukça spekülatif yorumlara konu olan televizyon dizisi “Black Mirror”a bir göz atalım. Bu televizyon serisi bir kişinin eseri değil. Her sezon farklı senaristler ve yönetmenler devreye giriyor. Buraya kadar incelediğimiz üç bilimkurgu filminin aksine, içinde uçan otomobiller, uzay yolculukları gibi ulaşılması güç teknolojiler yerine gerçekleşmesi kolay ve tahminimce yakında görebileceğimiz teknolojiler kullanan televizyon serisi genel olarak distopya olarak nitelendirilebilir. Şimdi dilerseniz kullanılan teknolojik ögelere bir göz atalım.

TEKNOLOJİGEÇERLİLİĞİ
İmplant teknolojiler: “Arkangel”, “The Entire History of You”İlerliyor
Yapay ZekaGerçekleşti
Androidler: “Be Right Back”Gerçekleşti
Bilinç Yükleme teknolojisi: “USS Callister”, “Black Museum”, “San Junipero”, “White Christmas”,İlerliyor
Robotlar: “Metalhead.”İlerliyor
Sosyal Puanlama: “Nosedive”Gerçekleşti
Dron Böcek Sürüleri: “Hated in the Nation”İlerliyor
Kişilik Öykünmesi: “Be Right Back”İlerliyor
Sanal Gerçeklik Oyunları: “USS Callister”İlerliyor
Sanal Çöpçatanlık: “Hang the DJ”Gerçekleşti
İnteraktif Müzecilik: “Black Museum”İlerliyor
Yüz Takibi Yapan Emojiler: “The Waldo Moment”İlerliyor
Duyuları Manipüle Eden Nörolojik İmplantlar: “Men Against Fire”Gerçekleşmedi (henüz)
Göz Takibi Yapan Reklamlar: “Fifteen Million Merits”Gerçekleşmedi (henüz)
Bilinç Transferi: “Black Museum”Gerçekleşmedi (henüz)
Hafıza Silen Kafa Bantları: “White Bear”Gerçekleşmedi
Sempatik Teşhis Cihazı: “Black Museum”Gerçekleşmedi
Bilinç Yüklenebilen Bulut Sistemleri: “San Junipero”Gerçekleşmedi

“2001 Space Odyssey”, “Blade Runner” ve “Black Mirror”ı bilimkurgu, “The 5.Element” ise teknolojiyi kullanan bir avantür film olarak nitelendirildiğinde: bilimkurgu filmlerinde kullanılan teknolojilerin bazılarının insanlığı teknolojiye karşı temkinli durması konusunda uyardığı şeklinde yorumlayabiliriz.

Bu filmleri kronolojik olarak incelediğimizde ise son yıllarda yapılan bilimkurgu filmlerinde teknolojiye açık bir karşı duruş görüldüğünü söylemek yanıltıcı olmaz. Adeta teknofobi galebe çalmıştır. İncelediğimiz son örnek bu konuda oldukça uç bir eser olarak duruyor ancak sadece o değil, son onbeş yılda yapılan hemen her bilimkurguda teknolojiye karşı bir eleştiri olduğunu söyleyebiliriz.

Bilimkurgu üzerinde çalışanlar; 1960 ve 70’lerde bilimin, 50’li yılların bilimkurgunun iyimser bakış açısını desteklemeyen bir yönde ilerlemeye başladığını söylüyorlar. Hakikaten de bu yıllarda, uzay yolculuğu için ayrılan fon bitmiş, Apollo programı kısa kesilmiş, uzayda seyahat ticari ve askeri uydularla sınırlandırılmıştır. Bilimkurgu edebiyatına paralel olarak bilimkurgu sineması bu gelişmeler sonucunda geleceğe olan iyimser tutumunu kaybetmiş, “yeni dalga” olarak adlandırılan ve distopik bir geleceğin kurgulandığı anlatı yapısı benimsemiştir. Bunun sonucu olarak da son yıllardaki bilimkurgu filmlerinde uçan otomobillerden çok cyberpunk implantları görüyoruz.

Bilimkurgu üzerinde çalışanlar; 1960 ve 70’lerde bilimin, 50’li yılların bilimkurgunun iyimser bakış açısını desteklemeyen bir yönde ilerlemeye başladığını söylüyorlar.

Bilimkurgu alt türleri içinde oldukça popüler olan cyberpunk bu konuda oldukça teknoloji karşıtı bir konumda durmaktadır. Cyberpunk’ta teknoloji çok gelişmiş olmasına karşın insan yaşamı içler acısı bir haldedir. Teknoloji hayatı kolaylaştıracağı yerde karmaşıklaştırmış, daha önemlisi anlamsızlaştırmıştır. Bu açıdan yaklaşıldığında “Black Mirror”un kimi bölümlerine rahatlıkla cyberpunk diyebiliriz. Fakat türde verilen eserler incelendiğinde üstün teknolojiyi yenmenin yolu da bir şekilde teknolojiyi ona karşı kullanmakta yatmaktadır. Cyberpunk eserlerinin başkahramanları genellikle Matrix serisinde olduğu gibi bilgisayar korsanlarıdır.

Tarihçi Yuval Noah Harari, teknolojiyi “modern sözleşme”nin mütemmim cüzü olarak görüyor ve insanevladının doğar doğmaz moderniteye dahil olduğunu, bu esnada güç karşılığında anlamı terk ettiğini ileri sürüyor. Webster ve Collins gibi sözlüklerde olduğu halde henüz Britannica’da görülmeyen Teknofobi ise 18. Yüzyılda İngiltere’deki Ludistler tarafından başlatılan hareketin bir sonucu. Kısaca teknolojiye olan korku demek olan teknofobi, güncel bilimkurgu edebiyatı ve sinemasında “altın çağ”ını yaşadığı dönemlerden daha fazla ileri çıkıyor.

Edebiyat ve sinema, son on yıllarda eskiden olduğundan daha fazla tüketim maddesi haline geldi. Bu yüzden günümüzde edebiyat için olmasa da sinema için artık bir “sinema endüstrisi” tabiri sıkça kullanılıyor. Endüstri ürünü şeylerin en önemli faydası çok satmalarıdır. Yönetmenler ve senaristler de ortaya koyacakları eserde genellikle bu çok satma kaygısı ile hareket ediyor. Neticede günümüzde bilimkurgu sinemasında genellikle süper kahraman filmlerine yatırım yapılıyor. Ara sıra bağımsız birtakım filmlerde o parlak ışığı yakalamak mümkün olsa da bu filmler seyircinin geneline ulaşamadan sadece bir avuç bilimkurgu meraklısı tarafından izleniyor.

Bununla birlikte bilimkurgu sinemasında teknoloji, insanlık adına yararlı olsa da olmasa da kullanılıyor. Bilimkurgu sineması ve edebiyatının, izleyici ve okurun ilgisini yüksek tutmak adına teknolojiyi daha farklı açılardan kullanacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Etiketler: bilimkurgu, kubrick, sinema, teknofobi, teknoloji
GazeteBilim 21 Ağustos 2025
Bu Yazıyı Paylaş
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp E-Posta Linki Kopyala Yazdır
Önceki Yazı Evrimi hızlandıran motor: T7-ORACLE ile geleceğin süper proteinleri
Sonraki Yazı kopukluk Narsisizm çağı? Kopukluk-Şizoid çağı?

Popüler Yazılarımız

krematoryum fırını

Türkiye’de ölü yakma (kremasyon): Hukuken var, fiilen yok

BilimEtik
23 Kasım 2023
cehalet
Felsefe

“Cehalet mutluluktur” inancı üzerine

Eşitleştiren, özgürleştiren, mutlu kılan, bilgi midir yoksa cehalet mi? Mutlu kılan, cehalet mutluluktur sözünde ifade edildiği gibi, bilgisizlik ve cehalet…

12 Ağustos 2023
deontolojik etik
Felsefe

Deontolojik etik nedir?

Bir deontolog için hırsızlık her zaman kötü olabilir nitekim çalma eyleminin özünde bu eylemi (daima) kötü yapan bir şey vardır.

15 Ağustos 2024
Güzel şeyler, özgür seçim süreçlerinin en çirkin şekillerde baskı altına alınmasına rağmen varlığını sürdürmeyi dişiler sayesinde başarır.(Görsel: The Belkin)
Flörtöz Hayvanlar

Ördekler, penisleri ve Amerikan ekonomisi

Yanık türkülerin yeşil başlı gövel ördeklerinden esinlenilen romantizm yalnızca bizim hayallerimizde var; gerçek dünyada bu türlerin aşk hayatları çok daha…

5 Kasım 2024

ÖNERİLEN YAZILAR

Bileğimizdeki küçük laboratuvar: Giyilebilir teknolojilerin rehabilitasyondaki gücü

Giyilebilir teknolojiler, siz fark etmeden vücudunuzdaki küçük sinyalleri yakalayarak, sağlık ekibinizin olası krizlerin önüne geçmesine yardımcı olabilir.

Sağlık
5 Mayıs 2026

Yılın kelimesi “rage bait”: Teknoloji şirketleri zayıf noktamızı kullanıyor

"Rage bait" öfkenin metalaştırıldığı, dikkatimizin ticari bir kaynak olarak sömürüldüğü ve duygusal refahımızın algoritmik kâr hesaplarına feda edildiği bir dönemi…

Psikoloji
4 Aralık 2025

1.3 milyon yıllık şifre çözüldü: Afrika’nın ilk “teknoloji devi” insan evrimini nasıl kurtardı?

Bulgular, atalarımızın sadece hayatta kalmakla kalmayıp, Dünya tarihindeki çevre açısından en değişken dönemlerden biri boyunca geliştiklerini gösteriyor.

Antropoloji
13 Kasım 2025

Geleceğin teknolojileri

Hologramlardan yardımcı robotlara kadar, günlük hayatını dönüştürebilecek teknolojiler...

HaberTeknoloji
17 Eylül 2025
  • Biz Kimiz
  • Künye
  • Yayın Kurulu
  • Yürütme Kurulu
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım İzinleri
  • İletişim
  • Reklam İçin İletişim

Takip Edin: 

GazeteBilim

E-Posta: gazetebilim@gmail.com

Copyright © 2023 GazeteBilim

  • Bilim
  • Teknoloji
  • Felsefe
  • Kültür-Sanat
  • Gastronomi
  • Çocuk

Removed from reading list

Undo
Welcome Back!

Sign in to your account

Lost your password?